Faşist Kuşatmayı Dağıtmanın Yolu Örgütlü Direnişten Geçiyor..!

Faşist dinci saray rejimi toplumsal muhalefeti ezip dağıtmak ve şeflik rejimini pekiştirerek iktidarını sürdürmek için CHP nezdinde başlatılan 19 Mart sivil darbesi, kayyum rejimi, tutuklama terörü ve polis zulmüyle artarak sürüyor.

Korku dağlarının 19 Marttın ardında gençlerin önderliğinde dağıtılması ile başlayıp halkın ayağa kalkıp günlerce Saraçhane’yi doldurmasıyla bu teslim alma ve muhalefeti parçalama hedefleri kursaklarında kaldı. Saray faşizminin polis-yargı zoruyla muhalefeti etkisiz kılma saldırısı, toplumsal muhalefetin sokaklar çıkmasıyla bozuldu. Geçici süreyle geri çekilenlerse toplumsal tepki durmadı. Üniversiteliler, devrimci, ilerici güçler, Saraya muhalefet eden herkes ve gazeteciler hedef tahtasında. Keza mevcut durumda hükümeti alma potansiyeli taşıyan CHP ise “yakın tehdit” sayıldığı için asıl hedef ve belediyelerine dalga dalga yeni operasyon düzenlenerek burjuva muhalefeti bölünüp parçalanmak isteniyor. Şimdilik 11 CHP’li belediye başkanı ve yüzlerce belediye çalışanları zindan atıldı ve operasyonlar devam ediyor. Erdoğan rejiminin bu saldırıları aslında Saray rejiminin son çırpınışlarıdır.

Osmanlının torunları olmakla övünen Saray rejiminde oyun tek değil. İkincisi, Bahçeli’nin kurmaylığında başlatılıp sürdürülen “terörsüz Türkiye” yada “iç düzeni sağlamlaştırma “projesi. Her ne kadar Kürt ulusal hareketi “barış süreci” dese de aslında iç düzeni sağlamlaştırmayı yani T.C. devletini bölgede iç politikada güçlendirmeyi amaçlayan “terörsüz Türkiye” projesi aslında “muhalefeti bölüp, parçalama” ve Kürt hareketini ve DEM’i hareketsizleştirme ve süreç içinde yedekleme çabasıdır. Kürt direnişi Öcalan’ın teslimiyetçi politikalarıyla kurgulanan faşist Saray rejimini pekiştirme politikası, Kürt ulusal hareketini yeni bir anayasa yapımı da dahil yedeklenmek isteniyor ki, bunun ne kadar başarılacağını yaşayarak göreceğiz.

Kürt sorunu söz konusu olduğunda kırmızı görmüş boğa gibi kükreyen faşist diktatörlük, “oyala ve tasfiye et “yaklaşımıyla Kürt direnişini sisteme karşı mücadele etmekten uzaklaştırarak yedeklemeyi, hareketsizleştirmeyi hedefliyor. 19 Marttan bu yana yaşananlara baktığımızda Saray rejiminin bu taktiğinin tuttuğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Burada DEM Partinin Saray faşizminin sivil darbesi ve devrimci ve emekçi halk hareketine yönelik faşist kuşatmaya karşı duruşu eleştiri konusu yapılmalı ve toplumsal baskı güçlendirilmelidir.

  Çünkü DEM Parti her ne kadar sıklıkla “Türkiye partisiyiz” demiş olsa da gerçekte yalnızca Kürt sorununa odaklanmış, Kürt ulusalcısı bir parti olduğu izlenimini güçlendiren Öcalan’ın çağrısının iz sürücüsü olarak, demokrasi ve özgürlük istemli sokak eylemlerine katılmayarak, yaşamın gerçekliğinden kopuk “Öcalan’a özgürlük” eylemlerini öne çekerek, emekçilerin birleşik istemlerinden kopan ve eski Kürdistanla sınırlanmış ulusalcı çizgiye rücu eden bir hatta savrulmuştur. Buradan hızla çıkıp, Kürt sorununda gerçekten onurlu bir halkçı demokratik çizgiyle çözüm sağlayacak, Saray rejiminin kendi anayasasını hiçe sayarak orman yasasına göre hareket edip faşist sivil yargı darbesine karşı emekçilerin, gençlerin, devrimci, demokrat ve ilerici güçlerin artık yeter diyerek 19 Martta sokağa çıktığı kitle eylemlerine omuz vermesi ve  soka direnişinin  önemli bir parçası olması gerekiyor.

Biliyoruz ki Kürt sorununa dair bugüne kadar burjuva klikler birçok söz veridi, Kürt gerçekliğinden dem vürudular ama verilen bu sözlerin ve vaatlerin hiç birisi yerine getirilmedi, aksine sürekli olarak Kürt halkı aldatılıp, arkadan hançerlendi. Öcalan eliyle silahlı direnişe son verip PKK lağvetmesine karşın somutta herhangi bir adım atılmamış olasıda Saray rejiminin amacını ortaya koyuyor. Amaç oyala çürüt ve teslim al.

Keza, faşist dinci Saray rejiminin kendini konumlandırış biçimine baktığımızda batıda da kayyum politikasının, İstanbul Belediye Başkanları şahsında CHP belediyelerine yönelik gözaltı ve tutuklama saldırılarının, üniversite öğrencilerinin ve devrimcilerin tutuklanmasının, hasta tutsakların tahliyesi, Kürt dili üzerindeki yasakların sürmesi, politik tutsakların  özgürlüğü, Rojava’da işgalin, Medya Savunma Alanları’na dönük saldırıların, Rojava’ya yönelik ekonomik kuşatmaya son verilmesi vb. yönünde tek bir olumlu adım yok!

Toplumsal muhalefeti ayağa diken, en başta bölüşümdeki uçurum olmak üzere emekçilere yüzde 200 enflasyonla, yoksulluk ve hatta açlığın dayatılması, işsizliğin artarak sürmesi. Saray faşizminin bu kadar pervasız davranmasının esas nedeni işçi ve emekçilerin örgütsüzlüğü, dağınıklığı ve önderlikten yoksunluğudur. Nitekim 19 Mart’ta yüzbinler ayağa kalktı ama bu kalkış kendiliğinden olduğu için aynı hızla devam etmedi. Ama unutmayalım ki, hareket ettiricisi olan tahammülü zor mu zor koşulların değişimi iyileşme yönünde değil. Bu demektir ki, 19 Mart direnişi devamı edecektir.

Kuşku yok ki her şey kendiliğindenliğe terk edilemez, bunun için devrimci ve sosyalistlerin daha çok çalışmak, örgütlenmek ve sokak eylemlerini büyütmek gerekiyor. Haliyle devrimci çaba yeni dalganın gelişini hızlandıracaktır.

Dahası faşist şeflik rejiminin “Terörsüz Türkiye” tanımlamasının Kürt direnişini tasfiye edip denetim altına almanın yanında, aynı zamanda devrimci, komünist güçleri de kapsamına aldığını, bunun faşist ideolojik kuşatmayı sıkılaştırmak kadar kesintisiz örgütsel tasfiyeci saldırılar anlamına geldiği de açık.

PKK 12.Kongresini toplayarak kendisini feshetmesi önemli tarihsel kırılma olmuştur. Öcalan’ın İmralı’da başlayıp derinleşerek süren ve Kürtlere statü kazandırma ve ulusal-demokratik kolektif hakların yok sayılmasıyla sonuçlanana tasfiye kararı, Türkiye Kuzey Kürdistan da sol, sosyalist, devrimci örgüt ve partilerde derin etki yapacaktır. PKK’nin yenilerek tasfiye edilmiş olması, devrimci ev Kürt ulusal güçler arasında bir yandan umutsuzluğu, legalizm ve parlamenterist tasfiyeci eğilimleri geliştirirken öte yandan devrimci amaçlara bağlılık ya da kopuş  ayrışmasını hızlandıracaktır. 1989-91 yılında Sovyetler birliğinin dağılışının getirdiği yıkım nasıl ki tasfiyecilik dalgasını devrimci hareket üzerine  boca ettiyse mevcut halde de 41.yıllık  milyonları kucaklayan ve en uzun gerilla mücadelesi yürüten PKK’nin Türk devleti karşısında havlu atması, devrimci saflarda ve emekçiler arasında Türk devletinin devrimci bir direniş ve ayaklanma ile yıkılmayacağı düşünü pekiştirecektir. Buda illegal temelde devrimci zor temel alan örgütlerin hareket alanlarını zayıflatacak ve legalist-parlamentarist tasfiyeci eğilimlerin güçlenmesine zemin yaratacaktır.

Haliyle her iki cepheden gelecek tasfiyeci saldırıya hazır olmalı, ideolojik mücadele cephaneliğini güçlendirmek, bir yandan reformcu, legalist ve parlamentarist çizgiye, öte yandan Kürt sorunu zemininde batıda yerleşik bulunan şovenist, sosyal şovenist, Kürdistan’da da milliyetçi eğilimlere karşı ideolojik mücadele ve propaganda zeminini büyütmek gerekiyor. İşçi sınıfı ve emekçilerin tasfiyeciliğe ve teslimiyete, oyalama ve ezme saldırılarına karşı devrimci çizgide ısrara etmek, yalnızca faşist tasfiyeci saldırılara değil, aynı zamanda Kürt ulusal hareketinin reformist, oportünist, milliyetçi kesimlerinden gelecek tasfiyeci dalgaya da göğüs germek demektir.

Kuşu yok ki ideolojik mücadele devrimci eylemden ayrı düşünülemez. Herkes kendi eylemiyle sınanacaktır. Söz, eylem, örgütlenme ve basın özgürlüğü üzerindeki tüm faşist baskı ve yasakların kaldırılması, hasta tutsakların serbest bırakılması, faşist bir yargılama makamına dönüşen idare ve gözlem kurullarının lağvedilmesini, 2911 sayılı yasanın kaldırılmasını talep ediyoruz.

 Nitekim devrimci ve komünistlerin tasfiyeciliğe karşı tutumu sözde değil, pratik eylemle buluşmalıdır. Bunun için çeşitli talepleri yaymalıyız. Söz, eylem, örgütlenme ve basın özgürlüğü üzerindeki tüm faşist baskı ve yasakların kaldırılması, yoksulluk ve sefalet politikalarına son verilmesi, emekçiler ve emeklilerin ücretleri insanca yaşanacak bir düzeye çıkarılması, işten atmalara son verilmesi, herkese iş ve güvenceli çalışma hakkı tanınması, eğitim, sağlık tümüyle parasız olması ve  daha güncelde Gezi ve Kobanê davası tutsaklarının serbest bırakılması faşist TMK’nun kaldırılmasını, hasta tutsakların serbest bırakılması, faşist bir yargılama makamına dönüşen idare ve gözlem kurullarının lağvedilmesi, 2911 sayılı yasanın kaldırılmasını talep ediyoruz. Bu bizim güncel talepleridir. Kürt ulusunun tüm ulusal demokratik taleplerini pratik politikanın konusu yapmak, onurlu ve demokratik barışı istemek, Kürdistan’ın her parçasındaki işgalin sonlandırılmasını, Rojava’nın statüsünün tanınmasını, başta anadil olmak üzere temel ulusal hakların anayasal ve yasal güvenceye alınmasını, faşist TMK’nin kaldırılmasını, tüm politik tutsakların özgürlüğünün koşulsuz şekilde sağlanmasını istemek, dönemin politik olduğu kadar ideolojik ayrıştırıcı görevidir. Bu politik talepler etrafında Türkiye ve Kürdistan’daki ilerici, devrimci, demokrat ve yurtsever güçleri saflaştırmak ve harekete geçirmek, hem faşist Saray rejiminin tasfiye planlarına hem de şoven ve sosyal şoven saflardan gelecek gerici dalgalara karşı da barikat olacaktır

Erdoğan’ın şeflik rejimi ömür boyu iktidar kalmayı hedefliyor. Bunun için sesini çıkarının darbelenmesi ve etkisiz kılınmasıyla göstermelik seçim ile demokrasi oyunu devreye sokuluyor.

 Haliyle kolayca iktidarını bırakmayacak olan Erdoğan-Bahçeli kliğinin anladığı tek yol, emekçi halkların birleşik direnişidir. Haliyle Hiçbir konuda faşist dinci Saray rejimiyle birlik içinde olmamalı. Dahası, burjuva muhalefeti, yeni anayasa tartışmalarında kendi yasalarına uymayan Saray rejimiyle hiçbir görüşme içinde girmemelidir. Yalnızca Saray faşizminin yıkılması hedefiyle mümkün en geniş eylem ve güç birlikteliğini sağlanarak, emekçilerin devrimci iktidarı için dövüşmeliyiz.