Faşist Devletin Kaypakkaya Düşmanlığını Anladıkta Devrimci-Demokrat Geçinenlerin Kaypakkaya Düşmanlığı Niye:

Hikmet Kuran Dönekliğini Gerçekleri Utanmazca Çarpıtan Yalnda Sınır tanımayan Kaypakkaya Düşmanlığında Arıyor..!Döneklikte ve çukur olmaktan T.C’ye ters pabuç giydiren Hikmet ne yazık ki bir dönem Kaypakkaya’nın yoldaşıydı. Yalana gereksinim duyan ve işkencede Kaypakkaya’nın direnme çizgisini yaşatamayanlar her diama tarihi kafalarına göre yazmaya devam etmişlerdir. işkencede direnmenin ne olduğunu Hikmet biliyor ama sırf Kaypakkaya’nın direnişine gölge düşürmek için yalana gereksinim duyuyor. İşin daha da önemlisi Hikmet T.C. devletini “işkenceye yapmayan, demokrat bir devlet “ olarak göstermeye çalışıyor. Hikmet, ayakkabısının altı delik olduğu halde 2.5 saat kar ve buzlar üzerinde kaypakkaya yoldaşı yürüten faşist güvenlik güçlerinin işkence yapmadığını söyleyerek ne kadar Kaypakkaya düşmanı olduğunu ortaya koyuyor. Üstelik hiç bir kimse Diyarbakır’dan önce-ki 2.5 saat yalın ayak kar ve buzlarda yürütülmek işkence değil de nedir acaba- Kaypakkaya yoldaş işkence yapıldığını iddiasında bulunuyor. Diyarbakır’a götürüldüğünde Kaypakkaya yoldaşa ne türden işkenceler yapıldığına ve 18 Mayısta düşmanın dize getiremediği, 24 yaşında Kemalizm düşmanı devlete kafa tutan bir kopuşun önderi olması nedeniyle ağır işkencelerin maruz kalıp, 18 Mayıs 1973 yılında kuşunlanarak katledildiğini bilmeyen kimse yoktur. O dönemde Diyarbakırda olan devrimciler Kaypakkaya yoldaşa özel ekiplerce işkence yapıldıüı bilinen bir gerçekliktir. Yine Hikmetin yeni okuduğunu iddia ettiği -ki buda tümden yalan- dosyalarının çoktan avukatlar aracılığıyla alındığı ve dosyaların incelendiği bilinen bir durumdur. Hikmet dava dosyalarını heyacanla okuyup önyargıcı değerlendirmeler içinde yanlış hatalı ve ön yargı yüklü değerlendirmelerle, Kaypakkaya’nın direnişi gözden düşürme görevini üstleniyor. Utanmazca, 1973 başından itibaren TKP-ML Hareketine yönelik yapılan operasyonlarda, Kaypakkaya ve yoldaşlarına işkence yapılmadığını sefilce öne sürmekten geri kalmıyor ve herkesin yalan söylediğini kendisi tek doğru olduğunu ifade ederek uzun süre devrimci mücadeleden dolayı zindanda yatmanın pişmanlığını Kaypakkaya’ya ve yoldaşlarına içindekini kusarak ortaya koyuyor.Hikmet uzun yıllar cezaevinde yatmış, ama demek ki boşuna yatmış. 12 Martta Abdulhamitleri, Demirelleri devrimci gören döneklerin izinde yürüyerek tarih çarpıtıcılığına gerek duyuyor. Kaypakkaya yoldaş örgütsel çalışmaları ve kişilerle ilgili tek bir bilgi vermiyor. Doğu Perinçek Kaypakkaya yoldaşla ilgili bir çok bilgi vermesine karşın yine de düşmanın dayatmalarını kabul etmeyerek, örgütsel çalışmalar ve yardımcı olanlar kişiler hakkında tek bir söz söylemiyor. Bunda yalan olan ne var ki yalancı ve çukur Hikmet. Kaypakkaya yoldaşın örgütsel çalışmalar ve yoldaşlarıyla ilgili tek bir sözü var mı. Sen olayları çarpıtarak, yalan söyleyerek İslamın kılıçcısı, Alevilikle ilişkisi olmayan katı şeriatçı Sünni Aliye sığınarak nasıl bir çukurlaştığını , lağım haline geldiğini görülüyor. Tıpkı Ümit Necef gibi yakında bir dönem devrimcilik yaptığın için pişmanlığını da ilan ederek, dönekliği daha da ileriye taşımış olursun. İşin ilginç olanı uzun yıllar M-Oruçoğluyla aynı zindanda yattın yattın, demek ki Muzonun uzun bir işkence sürecinden sonrası adım adım çözülme süreci yaşadığını sorup öğrenmen zor değildi. Üstelik bu konuda da Muzo bir kitap yazdı ve bu kitaba dairde hiç kimseden bir farklı ses yükselmedi. Hikmet, TKP-ML hareketine karşı düşmanlığını yeni yalan ve çarpıtmayla, sanki dosyalar yeni açığa çıkmış gibi hava yaratarak, “tek bir tokat yemeden çözüldüler” ifadesiyle gerçekleri tersyüz etmeye çalışıyor. Hemen başkalarını yalan söylemekle suçluyacaksın sonrada kalkıp yalanın en rezilini ve dibini söylemekten geri durmayacaksın.Hikmet yakında Kaypakkaya yoldaşın devletin iddia ettiği gibi jiletle intihar ettiğini söylerse hiçte beklenmedik bir durum olmayacaktır. Bilindiği gibi bir halk deyimi vardır: ” kedi ulaşamadığı ete mundar dermiş. Hikmette Avrupa’nın sıcak köşesinde, bir daha işkence ve zindan korkusundan uzak, rahat yaşam içinde ideolojik-politik çözülmenin dibini yaşıyor ve bunu içindeki devrime ve sosyalizm olan örgütlü mücadeleye olan düşmanlığını, devrimcilikten Troçkizme Troçkizmden Kaypakkaya düşmanlığına terfi etmekte buluyor.Sözü uzatmadan Kaypakkaya yoldaşın 21 Nisan 1973 tarihinde Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanlığı Savcılığı’nda verdiği ifadesinde bir kaç satır aktararak Hikmetin dönekliğe terfi ederek T.C. devletini temize çıkarmaya çalışan, tarih çarpıtıcılığı hedefli yalanda sınır tanımayan kirli kara propagandasıyla baş başa bırakıyoruz.““Esasen biz komünist devrimciler, prensip olarak siyasi kanaatlerimizi ve görüşlerimizi hiçbir yerde gizlemeyiz. Ancak örgütsel faaliyetlerimizi, örgüt içinde bizimle birlikte çalışan arkadaşlarımızı ve örgüt içerisinde olmayıp da bize yardımcı olan şahıs ve grupları açıklamayız. Kişisel sorumluluğum açısından gerekeni zaten söylemiş bulunuyorum. Ben buraya kadar anlattıklarımı samimiyetle inandığım Marksist-Leninist düşünce uğruna yaptım. Ve sonuçtan asla pişman değilim. Ben bu uğurda her türlü neticeyi göze alarak ve can bedeli bir mücadeleyi ön görerek çalıştım ve neticede yakalandım. Asla pişman değilim. Bir gün sizin elinizden kurtulursam gene aynı şekilde çalışacağım..” İbrahim Kaypakkaya”.Hikmeti, Kaypakkaya yoldaşın işkencede örgütsel faaliyetleri ve yoldaşları hakkında fiske yemeden “öttüğünü” kanıtlamaya çağırıyoruz. Aksi halde Hikmeti yalancı, sahtekar ve çukur olarak ilan etmede haklı olacağız.Hikmet kuranın Yalan ve çarpıtmalarını aktarıyoruz:YALAN VE GERÇEKHacı Kaya isimli bir arkadaş TKP ML dosyasının belgelerini sayfadında yayınladı. İsteyen herkes o sayfadaki linklerden Dava Dosyasını ve ifadeleri okuyabilir.Ben şöyle bir göz atabildim. Gördüğüm manzara şu: TKP ML davasındaki sanıkların hemen hemen tamamı tek fiske yemeden ÖTMÜŞ, sayfalarca ifade döktürmüşler. Oruçoğlu 65 sayfa ile rekoru elinde tutuyor. İbrahim de 5 sayfa ifade vermiş.Sakladığı en önemli şey, örgütü kendisinin kurmuş olduğu ki, yoldaşları başta Oruçoğlu, Örgütü kimin kurduğunu söylemiş bu bir sır olmaktan zaten çıkmış durumda. Gizli örgütün varlığını kabul ettikten sonra kurucuyu istersen red et bir önemi yok. Birde yüzleştirildiği insanları tanımadığını söylemiş, bununda bir hükmü yok zira yüzleştirilen tanıyorum diye zaten ifade vermiş. Bunun için İbrahim’e işkence edilmesine gerekte yok, onlarca ifade ve kanıt var hukuki olarak bu yeterlidir. Herkes herşeyi bilidiğini bilmediğin döktürmüş.İbrahim Kaypakkaya’nın kaldığı Askeri Hastahanenin bodrum katına 7 temmuzda yaralı olarak götürüldüğümde TKP ML davasından bir tek Siverekli Fatma’nın sesi koridorun öteki ucundan geliyordu. Fatma’nın odasından çıkıpta, İbrahim’in sözde işkenceli sorgusunu dinlemesi mümkün değildir. Odanın içinde, kapının önünde, pencerenin önünde ve koridorlarda nöbetçilerin olduğu Sıkıyönetime ait yaralı tutukluların kaldığı bir yer söz konusu. Dolaysı ile Oruçoğlunun sorgu ifadeleri düzmecedir.Ben İbrahimin İşkence görmüş olduğunu da kesinlikle düşünmüyorum. O mekanda 3 ay işkence görmüş, bu arada babası, kolunda kablo yanıkları ile iki kez yanına getirilmiş biri olarak söylüyorum. İbrahim örgüt kurucusu olduğu aşikar olduğu için darp izi bırakmayacak şekilde infaz edilmiştir. Onlarca devrimcinin sorgusuz infaz edildiği bir ülkede bu oldukça muhtemeldir. Cesedi babasına morgda çıplak olarak teslim edimiştir; cesette morg işlemi dışında açık yaralama veya işkence izleri olmuş olsaydı, babası en azından bir avukata durumu bildirirdi ve devam eden bir dava safaatında OTOPSİ kararı mahkemeden çıkarılır mezarı açılırdı.VARMI BÖYLE BİR TALEP ve KARAR?Ben TKP ML (Halkın Birliği) saflarına cezevinde katıldım ve bir kaç yıl sonra atıldım. Bu meselenin üzerine gitmek benden çok o sorgularda ÖTMÜŞ olan arkadaşlara düşüyor ( insan olarak bir öz ve vicdan taşıyorlarsa). Öncelikle, sorguda çözülmüş olduklarını itiraf ederek, başlamalıdırlar. Daha dün insanlarımız 18 Mayıs diyerek bir YALANA tapındılar.Aşağıda GERÇEKLERİN üzerindeki yalan perdesini aralamak için, İbrahim’in 21 Nisandaki ifadesinin son paragrafını ifade tutanağından aktarıyorum ve aynı ifadenin aynı paragrafını Oruçoğlu’nun nasıl çarpıttığını “Kızılbayrak” sistesinden aktarıyorum.ÖNCE GERÇEK:“….çalışmalarımız jandarma kuvetleri tarafından öğrenilmiş olmalıki 24 ocak 1973 günü kalmış olduğumuz Vartinik mezrasındaki kömde sabaha karşı sarıldık, orada Ali Haydar ve ismini bilmediğim iki kişi daha vardı. Jandarma kuvvetleri bize ateş açtılar, bizim yanımızda bildiğim kadarıyla bir kırma vardı. Kaçmaya başladık, bu sırada ateş edildi. Ben yaralandım (ihbarcı köylünün kırmasından çıkan saçmalar ile NB), arkadaşım Ali Haydar Yıldız ölmüş, benim de öldüğüm sanılarak bir süre olduğum yerde bırakılıp diğer kaçan iki arkadaşın peşinden güvenlik kuvvetleri gitmiş. Bir süre sonra ben kendime gelerek bulunduğum yerden uzaklaştım. Ve gizlendim. En son olarak soğuğa karşı mücadele gücümü yitirdiğimden bir mezraya giderek yol sordum ve orada ihbar edilerek yakalandım. Ayaklarım yarı donmuş vaziyette idi. Başımdan ve boynumdan yara almıştım (saçma yarası NB). Tunceliden diyarbakıra getirildim. Burada ayaklarımdan ameliyat edildim. Ben bütün bunları samimiyetle inandığım M-L düşünce uğrunda yaptım ve sonuçtan pişmanda değilim. Asla pişman olmadım. Ben bu uğurda her türlü neticeyi göze alarak ve can bedeli bir mücadeleyi öngörerek çalıştım ve neticede yakalandım dedi. Başka bir diyeceği olmadığını BU İFADESİNİN ALINMASI SIRASINDA KENDİSİNE KARŞI HER HANGİ BİR BASKI VE TAZYİK YAPILMADIĞINI BEYANLARINDAKİ ÖZE UYGUN ŞEKİLDE İFADESİNİN TESBİT EDİLDİĞİNİ SÖYLEYEREK BİRLİKTE TUTULAN İŞ BU İFADE ZAPTI OKUNUP İMZALANDI.21 NİSAN 1973İMZALAR: YAŞAR DEĞERLİ/AS. SAVCI – A. DOĞANGÜNEŞ/T.A – İBRAHİM KAYPAKKAYA”SONRA YALAN:“Ben bu görüşler doğrultusunda devrimci mücadele vermek üzere 1973 Ocak ayı başlarında, faşist güçler tarafından şehit edilen yiğit arkadaşım Ali Haydar YILDIZ ile Tunceli’ye gelmiştim. Köylüleri devrim için, halk ihtilali için örgütlemek amacıyla köylere gitmiştik. Buradaki çalışmalarımız 24 Ocak 1973 günü, kalmış olduğumuz Vartinik mezrasındaki kömün basılmasına kadar sürdü. Bunlar dışında başka bir açıklamaya gerek görmüyorum.“Bir gün sizin elinizden kurtulursam gene aynı şekilde çalışacağım”Esasen biz komünist devrimciler, prensip olarak siyasi kanaatlerimizi ve görüşlerimizi hiç bir yerde gizlemeyiz. Ancak örgütsel faaliyetlerimizi, örgüt içersinde olmayıp da bize yardımcı olan şahıs ve grupları açıklamayız. Kişisel sorumluluğum açısından gerekeni zaten söylemiş bulunuyorum. Ben buraya kadar anlattıklarımı samimiyetle inandığım Marksist-Leninist düşünce uğruna yaptım. Ve sonuçtan asla pişman değilim. Ben bu uğurda her türlü neticeyi göze alarak ve can bedeli bir mücadeleyi öngörerek çalıştım ve neticede yakalandım. Asla pişman değilim. Bir gün sizin elinizden kurtulursam gene aynı şekilde çalışacağım” dedi. Başka bir diyeceği olmadığını söyledi ve birlikte tutulan işbu ifade zaptı, okunup imzalandı (21 Nisan 1973, TKP/M-L, TİKKO, TMLGB Davası, Klasör No 3, Dosya No 1, Sıra No. 4).”DİKKATİNİZİ BU İKİ FARKLI İFADENİN ŞU BÖLÜMÜNE ÖZELLİKLE ÇEKMEK İSTİYORUM:Benim aktardığım ifade tutanağında, İbrahim: “…ihbar edilerek yaklandım. Ayaklarım yarı donmuş vaziyette idi. Başımdan ve boynumdan yara almıştım. Tunceliden diyarbakıra getirildim. Burada ayaklarımdan ameliyat edildim.” diyor. Vartinik’te başlayan süreci adım, adım anlatan ifadede, Tuncelide alıkonduğuna ve işkence gördüğüne dair iz yok.Bakalım Oruçoğlu ne demiş:“Ciple Dersim Merkez Karakolu’na getirdiklerinde kafasının arkası yaralı ve ayak parmakları donmuş bir vaziyettedir. Kafasında, tepesi yamalı, kahve renkli bir kasket, sırtında askeri bir parke, altında bir ceket ve kazak; bacaklarında, Barıkbaşı köylülerinin onu geceleyin bir mağaraya gönderirken üst üste giydirdikleri üç pantolon; ayaklarında ise bir çift ıslak yün çorap ile üstüne birer naylon çorap ve bir çift 45 numara çelik marka lastik ayakkabı var.İbo bu haldeyken karakolda dövülüyor ve falakaya yatırılıyor. Kendisinden acilen istenen iki şey var: 1- Kaçanların adları ve gidebilecekleri yerler, 2- Dersim merkez ve kazalarında bulunan örgüt elemanlarının adları.İbo direniyor ve hiçbir şey söylemiyor. Bunun üzerine durumu yakından izleyen savcı Mehmet Seyhan’a getiriyorlar. Savcı, kendi zamanı içinde kendini üstlenerek savunan kararlı bir dil ile yüz yüze olduğunu anlayınca, İbo’nun söylediklerini olduğu gibi tutanağa geçiriyor. Bu onun ilk ifadesi oluyor.”(Kaynak: https://muzafferorucoglu.wordpress.com/)Görüldüğü gibi Oruçoğlu İbarahim’i kahramanlaştırmak için yaşanmamış bir “Tunceli işkencesi” uyduruyor. “Direniyor ve hiç bir şey söylemiyor.”Birde ifadeyi herhangi bir baskı altında kalmadan verdiğine dair olan son cümleyi (büyük harflerle verdiğim) çıkarmışlar. Bu cümle işkence HİKAYESİNİ yalanlıyor.Sıradan bir insanın yalanı kendisine zarar verir, bir entellektüel yalan tüm insanlığı yaralar.HAR TARAFINIZ YALAN!DEVRİMCİLİĞİNDE İÇİNE ETMİŞSİNİZ!UTANIN BE!2022-05-24https://www.facebook.com/hikmet.kuran2