Emperyalizm ve Sömürgecilik Temel Özelliklerini Korumaya Devam ediyor..!

Bilindiği üzere sömürgecilik ve emperyalizm, geçmişin büyük imparatorluklarında da görülen bir eğilimdi. Ancak dünyaya hakim bir sistem olarak tarih sahnesine çıkması kapitalizmin tekelci aşamasıyla gerçekleşmiştir. O tarihten bu yana sistem elbette büyük dönüşümlere uğradı. Yaşanan değişimler Lenin’in saptadığı temel özelliklerin hiçbirini geçersiz kılmamıştır. Ancak bu değişimler sistemin temel özelliklerini çok daha karmaşık, daha yoğun, daha kapsamlı, daha yıkıcı vb. hale getirmiştir. Kısaca örnekleyelim…

1) Üretimin yoğunlaşması ve tekeller

“Marx’ın, Kapital’i yazdığı sırada, serbest rekabet, iktisatçıların büyük çoğunluğunca, bir ‘doğa yasası’ gibi görülüyordu.” Oysa “üretimin yoğunlaşmasının bir sonucu olarak tekellerin doğması, kapitalizmin gelişmesinin içinde bulunduğumuz evresinde genel ve temel bir yasadır.”

Çağımızda üretimin yoğunlaşması ve tekelleşmenin vardığı boyut, Lenin dönemiyle kıyaslanmayacak bir noktaya ulaşmıştır. Öyle ki, dünyanın büyük tekellerinin denetiminde bulunan servet, trilyonlarca dolarla ifade ediliyor, servet artışı tüm hızıyla devam ediyor. “Tekelleşmede ölçek olarak artık bütün bir dünya pazarı hedef alınmaktadır. Tekellerin büyüklük ölçeği dünya pazarının toplamına göre hesaplanmaktadır. Eğer bir tekelin pazarı bir kıta ile sınırlıysa, o hep yutulma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

“Chrysler tekeli, 200 milyonu aşkın nüfusu olan Endonezya’dan çok daha fazla mali olanağa sahiptir.” 5

Her yıl yayınlanan dünyadaki servet dağılımına dair raporlarda büyük tekellere düşen payın hızla arttığı gözlenmektedir. Bu durum kapitalizmin tekelleşmeyi koşullayan, serveti bir tarafta sefaleti öte tarafta biriktiren bir sistem olduğunu kanıtlamaktadır.

2) Bankalar ve yeni rolleri

“Bankalar geliştikçe ve az sayıda kurumlarda yoğunlaştıkça, mütevazı aracılar olmaktan çıkıp, belli bir ülkenin ya da birçok ülkenin hammadde kaynaklarının ve üretim araçlarının çoğunu, kapitalistlerin ve küçük patronların para sermayelerinin hemen hemen tamamını emirlerinde bulunduran muazzam tekeller haline gelirler…”

Yüz yıl öncesinin tekel konumunda bulunan bankaların servetleri, bugünkülerle kıyaslansa, ‘mütevazi’ kalır. Devasa boyutlara ulaşan servet birikimi, bankaların yanı sıra sigorta şirketlerini ve fonları sistemin en etkili mali güçleri haline getirmiştir. Artık günümüzde, “Üretimin yanı sıra finans alanında da dev boyutlarda bir tekelleşme söz konusu. Dünyada dev bir finans sermayesi dolaşıyor. Kapitalizmin esas motor gücünü günümüzde mali sermaye oluşturmaktadır…”

Artı-değerin yatırıma dönüştürülmeyen kısmından biriktirilen mali sermaye trilyonlarca dolara ulaşmıştır. Bu sermaye ile dev kumarhanelere dönüşen borsalarda kumar oynanıyor, sadece şirketler değil, ülkeler bile bu sınır tanımayan sermaye vampirleri tarafından batırılıyor. Birbirlerini de yutan bu yamyam şirketler artık dünyanın dört bir tarafında cirit atıyor.

3) Mali sermaye ve mali oligarşi

“Üretimin yoğunlaşması, bunun sonucu olarak tekeller; sanayinin ve bankaların kaynaşması ya da iç içe girmesi işte mali-sermayenin oluşum tarihi ve bu kavramın özü.” 8 “Birkaç elde toplanmış olan ve fiilen tekel durumu yaratan mali-sermaye, mali-oligarşi egemenliğini güçlendirerek bütün bir toplumu tekelciler yararına haraca keser…”

Mali-sermayeden aldığı güçle siyasi yönetime müdahale eden mali-oligarşi, ülkelerin hem iç hem dış politikasının belirleyici aktörlerinden biridir. Hem resmi devlet kurumlarında hem siyasi partilerde hem medyada etkili ajanlar konumlandıran mali-oligarşi, emperyalist saldırganlık ve savaşların da kundakçısıdır. Farklı kılıflarla icra edilen savaşlar, mali-sermayenin/mali-oligarşinin çıkarlarını esas alıyor. Büyük şirketlerin hemen her alanda faaliyet yürütmelerinden dolayı bu sermaye kesiminde bankaların, sigorta şirketlerinin, fonların yanı sıra büyük silah, otomotiv, petro-kimya vb. şirketler de yer alıyor.

Kimi zaman hem ülkeler içinde hem ülkeler arasında nüfuz ve çıkar çatışmalarının tarafı olan bu şirketler, yaşanan felaketlerin de baş sorumlularıdırlar. “Emperyalist tekeller arasında dünya ölçüsünde süren kıyasıya rekabet, büyük emperyalist devletler arasında pazarlar, hammadde kaynakları, kârlı yatırım alanları ve genel olarak nüfuz alanları uğruna şiddetli mücadele biçimini aldı. Eşitsiz gelişmenin şiddetlendirdiği bu mücadele, görülmemiş boyutlara varan militarizmin ve dünya egemenliği uğruna verilen emperyalist savaşların kaynağı haline geldi.”

4) Sermaye ihracı

“Serbest rekabetin tam olarak hüküm sürdüğü eski kapitalizmin ayırdedici niteliği meta ihracıydı. Tekellerin hüküm sürdüğü bugünkü kapitalizmin ayırdedici niteliği ise, sermaye ihracıdır.”

Sermaye ihracının çağımızda vardığı devasa boyut, yüz yıl öncesiyle kıyaslanamaz noktadadır. Zira artık sermaye ihraç etmenin sayısız biçimi mevcuttur. IMF, DB (Dünya Bankası) gibi uluslararası finans kuruluşlarının yanı sıra, bankalar, sigorta şirketleri, fonlar, borsa oyuncuları vb… Tüm bunlar, emperyalistlerin dünyayı sömürme ve yağmalama araçları haline gelmiştir. Buna emperyalist metropollerdeki fabrikaların sökülüp iş gücünün ucuz olduğu ülkelere taşınması da ekleniyor. Bir diğer yaygın yöntem ise borçtur. Örneğin Türkiye’nin halihazırda emperyalist finans kuruluşlarına olan toplam (resmi/özel sektör) borcu 400 milyar doları aşmıştır. Bu oran değişse bile, bağımlı ülkelerin büyük çoğunluğu borç yükü altında bulunuyor.

5) Kapitalist gruplar arasında dünyanın paylaşılması

Lenin, verilere dayanarak 1903 yılında dünyanın kapitalist gruplar arasında paylaşımının tamamlandığını kanıtlıyor. Oysa kapitalizmin “eşitsiz gelişim yasası” hiçbir paylaşımın kalıcı olmasına izin vermez. Çünkü “Kapitalistler dünyayı paylaşıyorlarsa, bunu, kendilerinde bulunan hain duygulardan ötürü değil, ulaştıkları yoğunlaşma düzeyi, kâr sağlamak için kendilerini bu yola başvurma zorunda bıraktığından yapıyorlar.”

Emperyalist ülkelerin ulaştıkları yoğunlaşma düzeyi sürekli değişim halinde olduğu için paylaşım savaşları kaçınılmazdır. Zira paylaşımdan pay alamayan ya da payını yetersiz gören emperyalist bir devlet, gücü belli bir noktaya vardığında yeni bir paylaşım talep ediyor. Diğerleri paylarından vazgeçmedikleri için savaşlar patlak veriyor. Yeniden paylaşım süreçleri, kapitalist emperyalizmin insanlığı en ağır yıkımlara uğrattığı dönemlerdir aynı zamanda.

6) Büyük güçler arasında dünyanın paylaşılması

Büyük tekeller dünya pazarlarını paylaşırken, emperyalist devletler ise dünyayı toprak bakımından aralarında paylaşıyor. “Dünya paylaşılmış bulunmaktadır, öyle ki, topraklar ileride ancak yeniden paylaşma konusu olabilir; yani efendisi bulunmayan toprağa bir ‘efendi’nin sahip olması yerine, toprak bir ‘sahip’ten diğerine geçebilir.”

Yeniden paylaşım dönemlerinde kapitalist emperyalizm en yıkıcı, en kıyıcı halini gösterir. Dünya savaşları, bölgesel savaşlar ve yanı başımızda devam eden savaşlarda olduğu gibi…

Devasa ordular, yeni silah teknolojileri, yıkımlar, katliamlar büyük tekellerin çıkarlarını korumak içindir. Çünkü, “Tehditler, savaşlar, sömürgeci işgal gibi diğer politik araçlar da yabancı bir ülkede ayrıcalıklı ticari pozisyonlar elde etmek, mineral kaynaklarının mülkiyetini ele geçirmek, yabancı ticaret ve yatırımların önündeki engelleri ortadan kaldırmak, kapıları ekonomik giriş ve işgali kolaylaştıran yabancı bankalara ve diğer mali kuramlara açmak için yeterli politik etki icra etmenin önünü açan değerli araçlardır.”

Emperyalist saldırganlığın asıl hedefleri bu kadar açıkken, celladın kurbanlar için ‘timsah gözyaşları’ dökmesi ise, son yıllarda adetten oldu. Tıpkı Suriye’yi yakıp yıkan batılı emperyalistlerle uşaklarının bu ülkenin çocukları için gözyaşı döker görünme çabalarında olduğu gibi…

Haliyle emperyalizm demek Emekçi halklar için baskı, zulüm,talan,acı ve göz yaşı demktir. olmaktayız. Afganistan’dan Irak’a, Libya’dan Suriye’ye kadar barbarlık ve kıscası demokrasinin inkarı demektir.