Elbistan’da termik santralle yaşam: Gri gökyüzü, insansız köyler..!

Afşin Elbistan A Termik Santrali 1984 yılında devreye alındı. O günden beri termik santralin çevreye ve insan sağlığına etkileri tartışma konusu. Çevreciler ve akademisyenlere göre, termik santralden çıkan partiküllerin etkisi binlerce kilometre öteye kadar taşınıyor.

Santral nedeniyle oluşan sorunları yerinde gözlemlemek için Greenpeace ve Elbistan Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu, bir basın programı organize etti. 17-18 Eylül tarihlerinde düzenlenen etkinlik kapsamında santral bölgesini ziyaret ettik, köylülerle bir araya geldik, akademisyenlerin ve çevrecilerin sunumlarını takip ettik.

Gezi kapsamında konuştuğumuz köylülerin talebinin santralin kapatılması olsa da işsizlik korkusu nedeniyle bu talebi baskın bir şekilde dillendirmediklerine şahitlik ettik.

‘İNSANLAR İŞSİZ Mİ KALSIN?’

Elbistan, büyük kayalıklardan oluşan dağların arasında bir kent. Havada bulut yok. Fakat konaklayacağımız yere yaklaştıkça ufukta gri tonlara ağır basıyor. Elbistan’a ilk inişimizle birlikte yolculuk boyunca bize eşlik eden şoför anlatıyor: “O gördüğünüz bulut değil, termik santralden çıkan ve gökyüzünde yer tutan kirli gaz. Tamam zehirli gazlar sağlığa zararlı ama binlerce insan oradan ekmek yiyor. İnsanlar ekmeksiz mi kalsın?”

Çevre kirliliğinin tarıma hatta ekonomiye olan zararlarını işitince şoförün tavrı değişiyor: “Böyle olduğunu bilmiyordum, o zaman kapatılsın.”

HAVA KİRLİLİĞİNDE BEŞİNCİ SIRADA

Maraş’ın Afşin ve Elbistan ilçeleri, tüm dünyada kömürlü termik santrallerden salınan kükürt dioksit kaynaklı hava kirliliği sıralamasında beşinci sırada yer alıyor. Büyük Ova Koruma Kanunu kapsamında olan Elbistan Ovası’nda 69 bin hektar tarım alanı bulunuyor. 2017’de yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu kararıyla tarımsal üretim potansiyeli yüksek, erozyon, kirlenme, amaç dışı veya yanlış kullanımlar gibi çeşitli nedenlerle toprak kaybı ve arazi bozulmalarının hızlı geliştiği ovalar koruma alanı olarak belirlendi. Meslek odaları, akademisyenler, çevre örgütleri ile yerel halkın en büyük şerhlerinden birisi de koruma alanı olan yerde, termik santralin faaliyette olması. Katılımcı panelistler, tarımla ilgili yaptıkları konuşmalarda bölge tarımının daha fazla gelir ve istihdam yaratacağını, kamusal faydanın ağır basacağına işaret etti.

HAVA KİRLİLİĞİ VERİ TALEBİNE ‘TİCARİ SIR’ YANITI

Greenpeace Enerji ve İklim Proje Sorumlusu Onur Akgül, Türkiye enerjisinin yüzde 30’undan fazlasının kömüre bağımlı olduğunu söylüyor. Aktif kömürlü santral sayısının 34 civarında olduğu bilgisini veren Akgül, şöyle devam ediyor: “Planlama aşamasında olanlar da mevcut. Elbistan Ovası, Türkiye’nin en büyük dördüncü ovası. Koruma altında olan bir yer. Açılmış pek çok dava var. Bizim talebimiz, santralin havayı ne kadar kirlettiğini öğrenmek. Bunun kaydedildiğini biliyoruz ancak ‘ticari sır’ denilerek bu bilgi paylaşılmıyor.”

‘ŞİRKETLER CEPLERİNİ DOLDURUYOR’

Elbistan Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu üyesi Mehmet Dalkanat ise sağlık personellerinden hastalıklara karşı bilgi alamadıklarını anlatıyor. Dalkanat konuyla ilgili şu iddiayı öne sürüyor: “Pek çok kişiden hastaneye başvurduğunda doktorlar tarafından önce ‘Elbistanlı mısın?’ sorusu sorulduğunu duydum. Termik santralin hemen kapatılması gerekiyor. Biz diyoruz ki, burası tarım ve tahıl ambarı olsun.”

Temiz Hava Hakkı Yürütme Kurulu üyesi Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ali Osman Karababa da ilginç bir veri paylaşıyor. Türkiye’de kurulu elektrik gücünün 101 bin 500 megawatt saat olduğunu belirten Karababa, kullanımın ise yarısı kadar olduğunu ifade ediyor. Karababa, termik santrale ihtiyaç olmadığını, enerji yatırımlarının ise rant kapısına çevrildiğini dile getiriyor: “Şirketler enerji üretirken çevreyi kirletiyor, toplumsal maliyet oluşuyor. Bunu kim ödüyor? Yine toplumun kendisi. Şirketler de ceplerini dolduruyor. Sermaye hiç kaybetmiyor, her zaman kazanıyor.”

Bir termik santral 24 saati tamamladığında 70 bin metreküp temiz su kullanmış oluyor. Karababa termik santralin sadece su kaynakları üzerinde etkisi olmadığını, bacasından çıkan partiküllerin çok uzun mesafelere kadar yayılabildiğini anlatıyor. Karababa, Yatağan’daki termik santralin baca emisyonlarının Mısır’a kadar uzandığının tespit edildiğini söyleyerek doğanın ve halk sağlığının tehlike altında olduğunu vurguluyor.

‘SANTRAL YÜZÜNDEN TARIM YAPILAMIYOR’

Uzman anlatımlarının bir kısmını sahada gözlemlemek mümkün. Afşin Elbistan A ve B termik santrallerinin en yakınında bulunan Kışla ve Çoğulhan köylerini ziyaret ediyoruz. Kışla köyü, tepe ve eğimli bir yer. Elma bahçeleri, kömür sahası sınırında bulunuyor. A santraline ait 120 bin dekar arazi olduğu tahmin ediliyor. Rezerv sahası genişlemeye açık biçimde tarımdan arındırılmış. Onur Akgül, arazinin verimli toprak olduğunu anlatırken kömür yerine tarımın desteklenebileceğini söylüyor. Ancak tercihin tarım yerine santralden yana kullanılması zaman içinde köylerin boşalmasına neden olmuş. Şoför Şaban bu noktada söze giriyor ve köyde santraller yüzünden tarım yapılamadığını, arazisini satmayanların da sadece yazın geldiğini belirtiyor.

‘KİMSE KALMADI BURALARDA’

Ardından santrale daha yakın olan Çoğulhan köyüne ilerliyoruz. Köyün girişindeki terk edilmiş evler göze çarpıyor. Az sayıda kişi köyde kalmaya devam ediyor. Camlar kömür tozundan kapkara, ağaçlardaki meyvelerin üzeri kül dolu. Bir eve girip selam veriyoruz. Köylü Habibe Akbulut bizi karşılıyor. Akbulut, tarım ve hayvancılıkla uğraşıyor. Termik santralden yakınıyor: “Külden dışarı çıkamıyoruz. İş imkânı var diye herkes sevinmişti, şimdi herkes anladı. İmkanım olsa bir dakika durmam. Hayvanlarım erken ölüyor, erken doğum yapıyor. Otlatmaya çıkaramıyoruz. Yetkililerden bizi buradan tahliye etmesini istiyoruz. Kimse kalmadı buralarda.”

Köy içinde yürümeye devam ediyoruz. 100 yaşında olduğunu söyleyen bir köylüyle evinin önünde karşılaşıyoruz. O da gözlerinin kömür tozundan kör olduğunu, ameliyatla biraz görebildiğini anlatıyor. Köylülerin bahsettiği kömür tozunu solumamak imkansız. Köylüler, toz nedeniyle solunum yolu hastalıklarının ve kanserin yaygın olduğu bilgisini veriyor. Seslerinin duyulmamasından şikayetçiler.