Gökten inmiş ya da bizim keyfimize göre davranacak bir insan tasarımından değil de gerçek insanlardan bahsediyorsak, insanların duygu-düşünce ve davranışlarının hangi belli tarihsel-toplumsal koşul ve ilişkiler içerisinde, nasıl şekillendiğini sormamız gerekir. Eğer söz konusu olan günümüz işbirlikçi tekelci kapitalist toplum (ve faşist rejim) insanı ise, toplumsal sorunlar üzerine söz ve eylem hakkı bir yana, çoğunlukla kendi yaşamı, hatta duyguve düşünceleri üzerinde bile bir tasarruf/iktidar sahibi olamayan insanlardan bahsediyoruz demektir.Bizim için apaçık ve hemen davranma gerektiren gerçeklerin, kitleler için ilk elde aynı açıklıkla kavranamayacağını ve aynı yakıcılıkla hissedilmediğini; kitlelerin bir sorunu bilince çıkarmak için bir öz deneyim birikimini gereksindiğini vb. göz ardı ederiz. Kitlelerin sosyalist ideolojiye göre çok daha yaygın, köklü ve kendini kapitalist üretim ilişkileri içerisinde durmaksızın yeniden üretme olanağına sahip burjuva ideolojisinin derin etkisinde (daha doğrusu derinlemesine içinde) bulunduğunu ( ki özü bireyciliktir), insanın özgür İradesi dışında gerçekleşen meta ilişkileri çerçevesinde hareket ettiklerini ve kendi başlarına bunun dışına çıkamayacaklarını, siyasal baskılanmışlıklarını vb. unuturuz.Kuşkusuz tüm bunlar ezik ve uyuşuklaştırılmış kitlelerin hepten ve ebediyen sessiz kalacağı anlamına gelmez. Yalnızca, kapitalizmin insanları alabildiğine pelteleştiren, “şeysel bağımlılık ilişkileri” kavranmadan, insanların özgür iradeleri doğrultusunda etkinleşmeleri de sağlanamaz.Örneğin birkaç genel çağrı ve beylik ajitasyonun ötesinde, kitlelerle yeterli, içten ve güven verici bir iletişim kurulduğunda; gerekli kapsam ve nitelikte aydınlatıldıklarında, vb. çoğunluğunun hiç de ilk bakışta göründüğükadar umursamaz olmadığı açığa çıkmaktadır. Sömürü, baskı, yalan-dolan, zorbalık, eşitsizlik, haksızlık vb.’nin şu veya bu biçiminin pekala farkındadırlar ve şu veya bu düzeyde ”tepki duymaktadırlar”. Ancak bu sefer de “tepkiduymak” ile ”tepki göstermek”; farkında olmakla tavır almak; bilmek ile yapmak;… arasında bir uçurum çıkar karşımıza: O söylüyordur, “ama insanlar duyarsız.” Hem üç beş kişiyle ne yapılabilir ki, “herkes yürüse…”Bir şeyin düşüncesi ve duygusu ile eylemi arasındaki bu uçurum; kabaca, kendini ortaya koymadan hep dışarıdan bir güç ve irade (güçlü lider, öncü, otorite, destek, güvence vb.) beklentisi ve arayışında takılıp kalmaktır. Yani: Bağımsız ve dolaysız bir irade gösterememe; kendi iradesini (en yakıcı ihtiyaçlarda bile) ancak daha büyük bir iradenin dolayımıyla ve giderek eklentisi olarak (eğer denilebilirse) ifade edebilme… Yani:Yaşamının hiçbir alanında özgür ve bilinçli bir özne olamama.
Halkın Birliği Devrimci Halkın Birliği