Devrime ve Sosyalizme Adanmış Bir Yaşamın Örneği Kadın Savaşçı Kutsiye Bozokları Anarken..!

Kutsiye Bozoklar 1953 yılında Mersinde yaşama merhaba dedi. Yüksek öğrenim gördüğü dönemde önce PDA ve ardında 1972 yılında Kaypakkaya yoldaşın önderliğinde kurulan TKP-ML Hareketi saflarında devrimci kavga yürütürken 19 Mart 1973 yılında İstanbul’un Şehremini semtinde Ahmet Muharrem Çiçek yoldaşın polis kurşunlarıyla katledildiği çatışmada omur iliğinde yaralanarak sakat kaldı. O tüm bu sakatlıklara ve zorluklara boyun eğmeden bir komünist savaşçı kadın olarak yazarak direndi ve umudu hep sıcak tuttu. 16 Temmuzda 2009 tarihinde yıpranmış vücudu daha fazla hastalıklara direnemedi ve yaşama veda etti.
Ölümünün 13. Yılında TKP-ML Hareketinin yurtdışında kadınlara yönelik yayınlanan Özgür Kadın dergisinin, 1994 yılında yayınlanan 8. Sayısında, Kutsiye yoldaşla yapılan röportajı anısına yayınlıyoruz. Yaptıkları ve yarattıkları değerler ve militan duruşuyla mücadelemizde daima yaşayacaktır.
Özgür Kadın: Kendinizi Tanıtır mısınız?
Kutsiye Bozoklar: Söze nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Ben Kutsiye BOZOKLAR. Mersin doğumlu bir Akdeniz’li. Kendimi bildim bileli kardeş ve yaşanılası bir dünyanın düşünü kurarım” diye mi girsem söze?..
İlk, orta, lise öğrenimi Mersin’de yaptım. Ve İstanbul Üniversitesinde Eczacılık okudum. Devrimci olmak bir yaşam biçimidir benim için. TKP/ML davasından yargılandım. Öncesinde sevgili arkadaşım Ahmet Muharrem Çiçek’in öldüğü bir silahlı çatışmada yaralandım ve sakat kaldım.
Şimdi yürüyemiyorum.
Ama mücadele önce kafayla sonra da yürekle yapılır.
Bu nedenle aynı yolda yürümeye devam ettiğimi söyleyebilirim. Bu kadar.
Özgür Kadın: Devrimci mücadeleyle nasıl tanıştınız?
Kutsiye Bozoklar: Devrimci gelenek ailemden gelen bir miras. Babam köy Enstitüsü kökenli bir öğretmendi ve devrimciydi. Annem haksızlıklara başkaldırmayı huy edinmiştir. Pratik mücadeleye girişim liseli yıllar. Sonra Aydınlık eğilimi ve ‘Şafak hareketi. Ardından gelen süreçte ‘Şafak’tan kopuş ve TKP/ML oluşumunda yer alma.
Özgür Kadın: Bildiğimiz gibi, uzun bir dönemi kapsayan mücadeleniz var. Herşeyden önce bir kadın olarak sorunlarınız oldu mu?
Kutsiye Bozoklar: Doğrusu mücadelede bir insan olarak yaşadığımız sorunlar olmuştur. Ancak, bir kadın olarak yaşadığım sorunlar olmadığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Ben kendi payıma, kadınların ‘bacı’, ‘arkadaş’ olduğu bir dönemin pratiğinden geliyorum. Ancak yetenekler belirlerdi ne olacağınızı. Öyle, “erkek yoldaşlarımız bize daktilo yazdırıyor, ev süpürtüyor, yemek yaptırıyordu”, şikayetlerimiz yoktu, anlayacağınız. Bizim sınırlı koşullarda emekçi kadınlar arasında çalışma faaliyetlerimiz vardı. Ve bu çalışmaların bayan arkadaşlarca başlatılması önerisi erkek arkadaşlarımızdan gelmişti hatta. Bunu kendi pratiğimden biliyorum.
Özgür Kadın: Siz, 12 Mart ve 12 Eylül askeri faşist darbelerini yaşadınız. Bu darbelerin kadınlar üzerindeki etkilerini değerlendirirmisiniz ?
Kutsiye Bozoklar: Darbeler, toplumsal baskının daha çok yoğunlaştığı dönemlerdir. Baskıdan toplumun tüm kesimleri payını alır. Doğal olarak kadınlarda. Kadınların özgül ezilmişliğinden söz ederiz, bu durumda kadın üstündeki baskı katmerlenmiş olur. Kadınlar cezaevi kapısında en çok bekleyen, faşist saldırılara en çok maruz kalanlar oldular.
Özgür Kadın: 71-72 Mart darbesi ve kadınların durumları
Kutsiye Bozoklar: 68’li yıllar ülkemizde ve tüm dünyada yaşanan bir yükseliş dönemiydi. ’68 sonrası batı Avrupa’da aynı zamanda bir feminist yükseliş söz konusu oldu. Biz de ise bu dönem kadınların ve genç kızların toplumsal mücadeleye katılış dönemi oldu. Bu katılım daha çok öğrenci gençlik saflarından oldu kuşkusuz. Darbe, yükselen bu dalgayı kesintiye uğrattı. Türkiye’nin laik bir ülke olduğu söylenir. Doğrusu kadınlar yasal haklarından pek çoğunu gelişmiş kapitalist ülkelerden önce kazanmışlardır. Örneğin seçme ve seçilme hakkı İsveç’li kadınlarca geçen yıllarda alınmıştır henüz. Ancak Türkiye bir İslam ülkesidir de. İslam da kadının eve kapatılması ve erkekten tecriti bir gelenektir. ’70’li yıllar bu geleneğin devrimci kadınlarca yıkılışına tanıklık etti.
Kadınlar mücadeleye kitlesel olarak katılmaya başladı. ‘Türk Kadınlar Birliği’ ve ‘Hayvanları Sevenler Derneği’ döneminin aşılmasıydı bu. Ama kadının özgül ezilmişliği ve özgül sorunları konusunda yalnızca genel geçer söylem düzeyinde kalıyorduk henüz.
Özgür Kadın: 1980 12 Eylül darbesi ve Kadınlar
Kutsiye Bozoklar: 12 Eylül baskı ve zulmün en yoğun yaşandığı bir dönemdi. Baskı, işsizlik ve enflasyon, tüm demokratik hakların kısıtlanışı. Böyle durumlardan en çok kadınlar etkilenir. Yalnızca ekonomik sorunlar da değil. On binler cezaevine girdi. Darağaçları kuruldu. Ülke kocaman bir toplama kampına dönüştü. Türk ve Kürt halkının en değerli evlatları yok edildi. Bir çok kadın ve ana ilk kez oğulları ve kızları için direnmeyi öğrendiler.
Öte yandan kadınların siyasal mücadeleye katıldığı ’80’li yıllar kadın erkek ilişkileri üzerinde de etkilerini gösterdi. Kadınlar sorunlar hakkında kendi görüşlerini geliştirmeye ve düşüncelerini açıklamaya, özel sorunlarının da farkına varmaya başladılar. Darbe geldi ve bir depolitizasyon süreci başladı. Ancak kadınlar, kişisel ilişkiler, cinsellik ve kadınlık durumlarını sorgulamaya devam ettiler. Doğrusu depolitizasyonla da örtüşen bir ortamda kadın hareketi feminist bir dalga biçiminde yükseldi. Hareketin başını çekenler eski solculardı. Zaten batılı radikal feminizm de eski kadın solcuların bir hareketi değil midir? Feminizmin yükselişini siyasal ortama bağlayabiliriz. Ancak kadın sorununun gündeme gelmesi artık sorunun çözümü koşullarının oluştuğunun bir göstergesidir. Zamanı gelmişti anlayacağınız. Diğer yandan, sosyalist hareket faşizmle mücadele koşullarında kadının özel sorunlarına yaklaşımda eksik kaldı. Varolan kadın örgütlenmeleri de faşizme karşı mücadele platformları gibiydi. Özel örgütlenmeler geliştiremedik. Boşluklar daima doldurulur, bu yasadır. Boşluğu feministler doldurdu.
Özgür Kadın: “80 sonrası durumu değerlendirirmisiniz?
Kutsiye Bozoklar: ’80 sonrası durum yukarıda belirttiğimiz gibiydi kısaca. ’80’lı yıllar, iki hareketin, kadın ve Kürt ulusal hareketinin yükseliş dönemi oldu. Sosyalist hareketler kadın sorununa yaklaşımda gösterdikleri eksikliklerin farkına vardılar. Kadın sorunu konusunda yeni atılımlar gerçekleştirdiler. Emekçi Kadınlar Konferansını ve Emekçi Kadınlar Demeği girişimini bir olumluluk olarak niteliyorum. Ancak, aile, din, okul, cinsiyetçilik gibi konu ve kurumlara ilişkin yaklaşımlarımızı derinleştirmek zorundayız. Cinsiyetçilik pek çok, görünüm altında ortaya çıkıyor ve biz buna karşı ‘kolektifin katılımıyla mücadele etmek zorundayız.
Özgür Kadın: Bugün yüzlerce Kürt kadınının ulusal kurtuluş mücadelesine katıldığını görüyoruz. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kutsiye Bozoklar: Feministlerin pek takıldığı bir sloganı var, kişisel olan politiktir, kadının kurtuluşu sorununda öz-deneyimi herşeyin önüne çıkarmak oluyor. Özdeneyim ve böylece tartışma gruplarında deneyimleri paylaşarak bilinç yükseltmek tüm eylemlerine egemen oluyor. Öz-deneyimine saygım sonsuz doğrusu. Kitleler öz- deneyimleriyle varıyorlar gerçeğe, ama, kolektif öz-deneyimleriyle. Kendi durumunu bilmek kadına yavaş yavaş bunu değiştirmeye iter. Özdeneyim işte bu anlamda değerlidir. Ama bizzat yaşamdaki değişmelerin esaslı bir bilinç değişikliği sağladığı gerçeği göz önünde tutmak gerek esas olarak. Gerçek bir mücadele deneyimi kadın gruplarının o tutumlarından ya da yüzlerce söyleşiden daha fazla bilinçlendirir insanı. Kürt Özgürlük hareketine gelmek İstiyorum. Kürt özgürlük hareketinin yükselişi, Kürt kadınının yükselişini de beraberinde getirdi. Hepimiz Yılmaz Güney’in “Yol” filmini seyretmişiz sanırım. Yılmaz Güney “Yolda” Kürdistan’da feodalizmi sorgularken, kadının durumunu sorgular, iyi bir kadın tiplemesi vardır orada. “Zile“ kocasına ihanetinin bedelini ölümle ödemek zorunda olan Zile. Hayvan gibi ahıra kapatılmış üstelik aç susuz, büyük bir tevekkülle cezasını bekleyen Zile. Erkeğin on adım arkasında giden Zile. Şimdi Zile gibi kadınlar özgür Kürdistan mücadelesinde gerilladır. Elde silah erkekle yan yanalar. Şimdilik yaşlı kadınlar Newroz kutlamalarında yürüyüşlerin en başındadır, Kürt özgürlük hareketinin başındaki temsilcileri Özgür Gündem Genel Yayın yönet meninin de bir kadın olması rastlantı sayılmamalı. Şimdi Kürt kadın simgesi Zile yerine dağdaki Roza, kentteki Gurbetelli olabiliyorsa, kadının özgürlük mücadelesi ateşi içinde yükseldiğini kabul etmek gerekir. Bu yalnızca ulusal başkaldırı değil, ikinci cins olmaya da başkaldırıdır. Yüzyılların değiştiremediğini eylem zamanlarında aylar hatta günler değiştiriyor. Dün kapı dışarı çıkamayan, erkekle onun yüzüne bakmadan konuşarak elleri önde bağlı ezik kadın, bugün silah tutuyor, kalem tutuyor, yönetiyor. Ulusal kurtuluş ve ardından toplumsal kurtuluş. Kadınların kurtuluşu da bu süreçlerle birlikte yürüyecek. “Yalnız kadınlar “ diyen feminist kardeşlerimiz şimdi kurumsallaşmanın rehaveti içindedir… ‘Alo’ hatlarında ‘bedenimizi sevelim’ kampanyaları örgütlüyor. Ama dün haklı olarak ‘dayağa hayır’, ‘cinsel tacize hayır’ derken ‘ulusal zulme hayır’ diye haykıranların mücadelesini görmezlikten geliyorlar. Kız kardeşlerinin Kürt kadınlarının yükselişini alkışlamıyor, onlara yapılan ulusal zulme ve işkencelere ‘hayır’ demiyorlar. Özgün ezilmişliğin en katmerlisinin çekenlerin yanında yer almıyorlar, işte biz sosyalist kadınlarla, sözde kadınların kurtuluşundan yana olan, üstelik de ‘TÜM’ kadınların kurtuluşundan yana olan feminist kadınlar arasındaki fark. Devrimci bir süreç içinde düşünceler değişir. Kadının durumu ve kadın erkek ilişkileri de .
Bir kez kazanılanı geri almak kolay değil. Elinde silah savaşanı yarın kolaylıkla mutfağa sokmak hiç de kolay değil. Devrimci dönüşümlerle olan değişiklikler daha kalıcıdır. Kürt kadınları insanın aklından bile geçirmek istemediği şeyleri yaşamak zorunda kaldı.
Oğulları, kızları öldürülen en sevgili varlıkların yitirildiği ailelerde değerler nasıl değişmeden kalabilir? İnsanlar artık mutlak kabul edilmiş inançları ve değerleri sorgulama gereksinimi duyuyorlar. Bu nedenle herşey değişiyor, köklü Ortaçağ karanlığında kalmış kadınların rolü bile…
Özgür Kadın: Sizi, şiirlerinizden, yazılarınızdan tanımaktayız. Ayrıca bunun dışında çalışmalarınız var mı?
Kutsiye Bozoklar: Şiir dışında kültür-sanat konularında makaleler yazıyorum. Şimdilerde bu makaleleri bir kitap halinde bir araya getirmeye çalışıyorum. Çalışmalarımızın kültür sanat cephesinin önemine inanıyorum, bu cephedeki çabalarımız sosyalizmin bir yaşam biçimi olarak kavranılmasına hizmet edecektir kuşkusuz. Yenilgileri ve geri dönüşleri sosyalizmi yaşam biçimi yapabilen insanlarla engelleyebiliriz.
Özgür Kadın: Son olarak yurtdışında yaşamlarını sürdüren göçmen kadınlara önerileriniz nelerdir?
Kutsiye Bozoklar: Doğrusu göçmen kadınların yaşamının zor olduğuna inanıyorum. Bugün bir köşe yazısı okudum. Ertuğrul Kürkçü anlatıyordu. Yaşamının tüm yetmişli yılları ve seksenlerin yarısını içerde yattıktan sonra dışarı çıkan bir devrimciye, 15 yıl aradan sonra yeniden karşılaştığı arkadaşı şöyle demiş ” 15 yıl içerde yatmak çok zordu senin için belki de; ama ‘dışarıda yatmak’ daha da zordu inan ki?..
” Sizinkisi o hesap. Zorluklarınızı biliyorum. Sizler benim önerimlerimden daha fazlasını bilirsiniz, hayat ağacı yeşildir. Yaşamak, ayakta kalmak, direnmek ve örgütlü olmak mümkündür. Tekelci kapitalizm, insanı Kafka’nın Samsa’sına dönüştürmek istiyor. İnsanı insan olmaktan çıkarmak istiyor. Ama biz kadınlar isyan edeceğiz ve değiştireceğiz.
Metropol kapitalizmin sizleri mutfakla çocuk odası arasına hapseden koşulları ortada. Kadınlar bunu yaratan maddi koşullar yok edilmedikçe tam anlamıyla özgür olamayacaklar. Ancak sizleri bu aşağılık koşullara mahkum eden yalnızca kapitalizm değil, aynı zamanda cinsiyetçi zihniyettir. Ve bu zihniyet kadınlarında, erkeklerinde dokularına ilklerine nüfuz etmiştir.
Kalkın yatak odalarının sıcaklığından, çıkın mutfaklarınızdan ve “MERHABA BAŞKALDIRI” deyin.
Sizleri köleliğe mahkum eden düzeni ve zihniyeti yıkın hep birlikte? Mutluluğu ve geleceği fethedin, eşitlikçi ve Özgür bir dünyayı kurmak ellerinizdedir.
Mayakovski’nin çok sevdiğim dizeleri vardır:
’’Kadınların ve erkeklerin hayatını /bizleri birleştiren/kelimeyle birleştirelim/ Yoldaşlar” diyor.
Yoldaşlık “cinsiyetçiliği” reddetmeyi içerir.
Sevgilerimi yolluyorum.
Özgür Kadın dergisi olarak, Duyarlılık gösterip sorularımızı yanıtladığınız için çok teşekkür ediyor ve ortak, devrim ve sosyalizm davamızda başarılar diliyoruz.
Özgür Kadın Dergisi.Yıl-1994.Sayı-8