Devrimde Hegemonya Sorununda Ne Anlamalıyız?

Birçok akımın üzerinden atlamaya çalışarak coğrafyamızın nesnel gerçekliğine yanıt bulmaktan kaçarak, Leninizm adına Troçkizm’in çöplüğünden beslenerek devrimde hegemonya sorununu hiçte tartışmak istemiyorlar. Bilindiği gibi hegemonya sorunu, devrimin içinde bulunduğu aşamaların sınıflar arasındaki somut ilişkilerden, proletaryanın müttefiklerinden, proletaryanın önünde duran görevlerden ayrı, bağımsız kendi başına soyut bir şey olarak ele alınamaz. Hegemonya sorunu, her somut durumda, proletaryanın önünde duran görevler ve müttefikler sorunundan kopuk ele alınamaz. Örneğin Rusya gibi burjuva demokratik devrim aşamasında olan bir ülkede, devrimde hegemonya sorunu, dosdoğru olarak şu anlama geliyordu; köylülük liberal burjuvazinin peşinden kurtulmalı, Çarlığa karşı, 8 saatlik işgünü, toprak ve özgürlük talebiyle -demokratik diktatörlük- otokrasinin yıkılması talebiyle, devrimci bir şekilde harekete geçirilmesiydi. Ama bu, hiçte köylülüğün genel olarak, partinin önderliğini kabul etmesi, genel olarak partinin siyasi çizgisini, yani hem asgari ve hem de azami programı benimsemesi anlamına gelmiyordu. Demek ki, burada hegemonya belirli bir devrimci dönemde, belirli bir devrimci görevlerin yapılması işine yüklenmek anlamına geliyordu.
Örneğin Rusya somutunda köylülüğü, liberal burjuvazinin arkasından koparıp, Çarlığa karşı mücadeleye sokmak, bunlar isterse demokratik devrimci bir partinin etrafında birleşmiş olsalar bile, köylülük üzerinde gerçekte hegemonya kurmak, köylülüğün devrimci rolünü gerçekleştirmesini sağlamak anlamına geliyordu. Diğer bir anlatımla Rusya’nın o günkü durumunda hegemonya sorunu demek, köylülüğün kendi devrimci demokratik rolünü oynaması anlamı demekti. Buradan olarakta, özenle şuna dikkat etmek gerekiyor; hegemonya sorunu deyince yaşamda proletaryanın önündeki görevlerden, devrimin aşamalarına da, gelişme evrelerinden koparılarak ele alınamaz bir sorun demektir. Somut olarak proletaryanın önünde duran görevler içerisinde ele alınması, değerlendirilmesi gerekir ki, hegemonya sorununa doğru bir yanıt bulunabilsin.
Bilindiği üzere 1900’ler öncesi dünyada henüz devrim ve sosyalizm sorunları genel olarak Avrupa’nın sorunları olarak ele alınıyordu. Buradan geçmeden eğer Avrupa devrimi patlayıp Avrupa proletaryası, Rus proletaryasının yardımına koşmaz ise, o zaman durum ne olacaktı? Lenin bu konuda özetle şunları düşünüyordu.
Lenin’in 1905 yıllarında her ne kadar devrimin öncelikle Avrupa olacağını düşünmekle birlikte, Avrupa devrimi imdada yetişmediği durumda Rusya’da proletarya devriminin olanaksız olduğunu düşünüyordu. Böyle bir durumda da Rus proletaryasının, devrimi başarmak durumda kalacağını düşünüyordu ve buna büyük bir inanç besliyordu. Ama bu devrimin uzun bir süre kendi başına ayakta kalmayacağını düşünüyordu. Yani Lenin’e göre Avrupa proletaryası yardımı gelmez ise bile Rusya’da bir proletarya devrimi olabilirdi. Neki bu proletarya devrimi, Avrupa proletaryasının yardıma koşmadığı durumda uzun süre ayakta kalamazdı. Lenin böyle bir devrimin dünya proletaryası açısından büyük bir deney olacağını düşünüyordu. Buradan hareketle, böyle bir olanak önümüze çıkarsa bunu değerlendirmeliyiz diyordu.
Lenin yoldaş daha 1905 yılında İki Taktik adlı eserinde ortaya koymuş olduğu gibi demokratik devrim, sosyalist devrim arasındaki ilişkiyi şöyle formüle etmişti; işçi sınıfının bilinç ve örgütlülüğü, yoksul köylülükle birleştirme derecesi tarafından belirleniyordu. Yine Lenin’e göre politikada sorunları çözecek olan temel olay ya da politik sorunların çözümündeki temel nokta politik güçler arasındaki ilişkiydi. Dolayısıyla eğer demokratik devrimin zaferinden sonraki dönemde, demokratik devrimin zaferiyle açılan yeni devrimci dönemde öyle ifade edelim, proletarya sosyalist devrim için kendi bilinç ve örgütlülüğünü hazırlar, ya da yoksul köylülüğü örgütleme işini, kendi güçlerinide örgütleme işini tamamlayan, sınıf güçleri ilişkisi kendisinin iktidarı olmasına olanak verecek bir duruma gelirse, Avrupa proletaryası yardıma gelmiş olsa da olmasa da proletaryanın iktidarı olmalıydı diyordu Lenin. Dahası Lenin daha 1905 yılında demokratik devrimden sosyalist devrime geçiş için temel kıstası ortaya koyuyor; proletaryanın bilinç ve örgütlüğüne bakmak gerektiğine vurgu yapıyordu. Bunu özelikle 1905 devrimi üzerinde kaleme aldığı yazılarında işliyordu.
Buradan geçmeden önce Lenin’in 1905’de ortaya koymuş olduğu bazı görüşlerinin içerisinden, demokratik devrime ilişkin anlayışlarından bir kaç nokta üzerinde durmayı yararlı görüyoruz. Bunlardan birincisi; 1903 yılında kabul edilen asgari program sorunu. Bu dönemde kabul edilen asgari programın odağında demokratik cumhuriyet fikri duruyordu. Ancak devrimin gelişim evrelerinde sınıflar arası ilişkilerle bu demokratik cumhuriyet sorunu arasında da Lenin açık ve kesin ilişki kuruyordu. Bu ilişkiler şöyle özetlenebilir;
Birinci olarak devrimci proletarya, ayaklanmayı etkin bir şekilde örgütlemeli ve ayaklanmaya önderlik etmeliydi. İkinci olarak, ayaklanmış işçiler ve köylüler birlikte diktatörlük uygulamalıydı. Yani silahlı işçiler, köylüler ve askerler çarlığın kalıntıları üzerinde, onun her çeşit karşı-devrimci başkaldırısını kuvvet kullanarak ezmeli, bütün karşı-devrimci girişimlerini bastırmalıydı. İşte tamı tamına diktatörlük uygulamak bu anlama geliyordu. Ek olarak Lenin’e göre, böyle bir çarkın yıkılması ve silahlanmış işçilerin ve köylülerin iktidarı ele geçirmesi durumunda, hemen ve derhal geçici bir devrimci hükümetin kurulması gerekiyordu. Ve bu geçici devrimci hükümet, normal olarak aşağı yukarı devrimci ayaklanmanın yığınların diktatörlüğünün tepe noktası olacaktı. Bu geçici devrimci hükümetin önündeki görevleri de ağır, bir cümleyle formüle edecek olursak, asgari programda ifade edilmiş olursak, asgari programda ifade edilmiş olan görevlerdeki bu asgari programın odağında demokratik cumhuriyet duruyordu.
1905 devriminde, 1905’in Kasım-Aralığında Sovyetler Birliği’nde genel grev ortaya çıktığı zaman, genel grevle birlikte aynı zamanda genel grevi yöneten merkez olarak Sovyetlerde ortaya çıktı. Ve Lenin bunu öğrendiği zaman hemen ve derhal Sovyetlerde işçilere şu tavsiyelerde bulundu; tavsiyeler iki şekildeydi; birisi şöyleydi, ya Sovyetler kendisini, Sovyetlerin yürütme kurulu ya da öyle ifade edelim. Kendisini derhal geçici devrimci hükümet ilan etmeli, devrimci demokrasinin diğer temsilcileriyle birlikte, geçici devrimci hükümet kurmalıydı. Aslında Lenin’in daha 1905’te, Sovyetler ortaya çıktığı zaman büyük bir önem verdi. Ama bir 1917’de olduğu düzeyde hem bilince çıkaramadı ve hem de yerli yerine oturtamadı. Elbette bu devrimin kendisini açık seçik gelişkin biçimde 1917’de ortaya koymasıyla Sovyetlerin kendisini gelişkin biçimiyle ortaya koymasıyla bağlıdır. 1905’lerde ve daha öncesi dünyanın en gelişmiş ileri devlet tipi -Paris Komünü’nün öneminin yeterince anlaşılmamış olduğunu dikkate alırsak- demokratik cumhuriyetti. Dolayısıyla Lenin’in taktiklerini elbette gerçeklere dayandıracaktı. Onun için demokratik cumhuriyeti asgari programının odağına koymaları tamamen doğru, yerinde bir şeydi. Çünkü mücadele ve örgüt biçimleri yaşamın gerçeğinde çıkar ve gelişirdi.
Bilindiği üzere daha sonra 1905 devrimi 1906-7 yıllarında yenilgiye uğradı. Bu yıllardan itibaren bir gericilik dönemi açıldı. Lenin’in 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı dönemiyle birlikte, yani emperyalizmin oluşumunu inceleyerek üzerine değerlendirmeler yapmaya yöneldi. 1915-16 yıllarında emperyalizm sorununa ilişkin yapmış olduğu incelemeler ve değerlendirmeler üzerinde etkide bulundu.
Emperyalizme ilişkin analizlerin sonucunda Lenin’in düşüncelerinde gelişmeler yaşandı. Lenin’e göre demokrasi ve sosyalizm sorunları artık Avrupa’ya özgü sorunlar değil, bir tüm olarak dünyanın sorunları haline gelmişti. Bu sorunu Lenin daha sonra 1916 yılında yazdığı makalelerde ortaya koydu. İkinci olarak, Lenin, emperyalizm döneminde kapitalizmin dengesiz ve sıçramalı gelişim yasasının çok daha fazla şiddetlendiği, kendisini çok daha şiddetli bir şekilde hissettirdiğini, buna bağlı olarak da devrimde tipik olan şeyin ülkede gerçekleşmesi olduğunu, proletaryanın bir tek ülkede emperyalist zinciri yarması olduğu sonucuna ulaştı. Ki yalnızca bu kadarla da değil. Aynı zamanda bu şu anlamada gelmiyordu, bu ülke ileri düzeyde gelişmiş kapitalist bir ülke olabileceği gibi kapitalizm bakımından gelişmemiş bir ülkede olabilirdi. Yani serbest rekabetçi kapitalizm döneminde klasik olarak üretici güçlerin ileri düzeyde gelişmiş olduğu ülkelerde gerçekleşeceği görüşü daha 1916-17’lerden itibaren aşılıyordu. Yani artık, proleter devrimin üretici güçlerin en fazla geliştiği, nüfusun bilmem şu kadarının olduğu vb. ülkelerde gerçekleşeceği tezi aşılıyor, eskiyerek geride kalıyor ve tarihe mal oluyordu. Bu yeni dönemde proleter devrim sorunu, yeni bir şekilde ele almak, gerekiyordu. Lenin’in düşünceleri bu süreçte aşamalı devrim görüşlerinin bu alanlarda gelişmeler yaşandığını görmekteyiz.
17 Şubat devrimi gerçekleştiği zaman bir kez daha değişik konular üzerinde durdu. Düşüncelerin gelişmesi açısından, oradan da bazı sonuçlar çıkardı. Lenin’in çıkardığı bu sonuçları şu noktalarda toparlamak gerekiyor; Bir kere, 1905 yılında, işçi sınıfı ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğünü formüle ettiği zaman Lenin’in gerçekte bunun işçi sınıfı ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğünün örgütlenmesinin nasıl gerçekleşeceğini yani siyasi biçiminin ne olacağını ortaya koymamıştı. Bu sorun tartışılmayacak düzeyde, açıktı. Yani formülasyonun kendisinde de ifade edildiği gibi bu formülasyon şu unsurları taşıyordu. İlk olarak, devrimde doğacak diktatörlük devrimci demokratik karakterde bir diktatörlük olacaktı. Yani bu iktidar ayaklanmadan ortaya çıkacaktı. Dahası devrimci iktidar yasalara değil silahlanmış halkın ayaklanmasına tabandan gelen girişkenliğe dayanacak bir diktatörlük olacaktı.
İkinci olarak bu formülasyonun kendisinin de ifade ettiği gibi, işçiler ve köylüler ile birlikte ortak bir diktatörlük uygulayacaklardı. Silahlanmış işçilerin ve köylülerin devrimci bir iktidarı olacaktı. Neki bu diktatörlüğü silahlanmış işçilerin ve köylülerin uygulama işini, bu işbirliğini nasıl gerçekleştirebilecekleri sorununu, henüz 1905’de Lenin ortaya atmamıştı. Bu sorun devrimci deneyler ışığında ya da deneylerden yola çıkılarak aydınlatılacaktı. Lenin formülasyondaki bu eksikliği biliyordu. Ve daha 1917’de Şubat devrimi patladıktan hemen sonra, slogandaki bu eksikliği gördü. Ve bunu derhal düzeltti. İşçi-köylü diktatörlüğüyle ilgili olarak Sovyetlerin, işçi-köylü diktatörlüğü, demokratik diktatörlüğün organları olduğunu ya da işçi sınıfı ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü, işte bu Sovyet rdir. Hayat ona can ve kan verdi. Bu kendisini, işçi-köylü ve asker vekilleri Sovyetleri biçiminde ifadesini buldu diye formüle etti. Dolayısıyla bu slogandaki eksikliğin giderilmesi sorunu değildi.
Aslında Sovyetler sorunu yalnızca Rusya özgülünde bir slogan eksikliğinin giderilmesi sorunu değildi. Aslında Sovyetler sorunu gerçekten çağ açan düzeyde önemli bir sorundu. Nitekim daha sonra 1918-19’larda Komünist Enternasyonal’in belgelerinde de görüldüğü gibi son derece büyük bir önem taşıyordu. Bizce burada artık, demokratik diktatörlük, demokratik cumhuriyet fikri bir tüm olarak geride kalıyor, bunun yerine işçi sovyetleri, işçi-köylü emekçi halk Sovyetleri, köylü Sovyetleri vb. formülasyonu, söz konusu iktidarın hem sınıf bileşimini, hem de sınıf bileşimindeki iktidarın siyasal örgütlenme biçimini dile getiriyordu. Örneğin bir işçi-köylü diktatörlüğü için, işçi-köylü Sovyetleri için bunun demokratik karakterde olacağı ya da bir emekçi halkın ya da köylü Sovyetleri için bunların demokratik karakterde olacağı yani sosyalist karakterde olmayacağı sorununun ayrı bir boyutunu oluşturuyordu. Kısacası Lenin’in, henüz Şubat devriminde, devlet iktidarı organı haline gelmemiş olmasına rağmen Sovyetler, bunların devrimde iktidar organları haline getirilmesi gerektiğini savunuyordu. Zaten 1917 Şubat’ından sonra izlediği taktiklerde de bu temel bir öneme sahipti.
Lenin’in görüşlerinde ikinci değişiklik ise, 1903 parti tarafından kabul edilmiş olan asgari programın yenilenmesiydi. Lenin bunu Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi isimli eserinde zaten ilgili makalesinde ortaya koydu ve yeni bir asgari demokratik program öngördü. Burada artık asgari programda demokratik cumhuriyet fikrini artık terk etti. Ama Lenin asgari, azami program ayrımına devam etmesine karşın yeni tarihsel koşullar içinde asgari programı yeni unsurlarla güçlendirdi.