Devrimci Yaşam, Gelecek Toplumun Özünü Yansıtmalıdır

Kapitalist toplumda, insan ihtiyaçlarının yaratıcılıkla bir ilgisi yoktur. Çünkü, kapitalist toplumda ortaya çıkan ihtiyaçlarımız, gerçek ‘insani’ ihtiyaçlar değildir.Kapitalizmde her insan, değerleri için yeni ihtiyaçlar yaratmakta, onları yeni bir bağımlılığın içine itmekle ve sistemin yeni bir kurbanı haline gelmektedir.Reklamlar, çeşitli teşvikler, tüketime yönelik günler, moda bu yöndeki çalışmaların bazılarıdır.Kapitalist toplumda, burjuva ideolojisinin, ideolojik ve kültürel hegemonyası vardır.Hakim olan onun ahlaki değer yargıları ve anlayışlarıdır.İki sınıf arasındaki iktidar kavgasında, ideolojik, kültürel ve değer yargıları alanındaki hegemonya yarışı, sonucu tayin edecek en temel mücadeledir. Herşeyden öncesi komünistler , insanı topluma, üretime ve kendisine yabancılaştıran, düşman eden burjuva kültüre karşı sürekli mücadele yürütür. Malı kaldırarak köşeyi dönme ruhunu, havadan kazanmayı, açgözlülüğü, kapkaççılığı, vurgunculuğu, başkalarının sırtına basarak yükselmeyi, post kapmayı ve mevki düşkünlüğünü kışkırtan, toplumu un ufak eden, yalnızlaştıran ve yabancılaştıran kapitalist rekabet düzeninin ahlakına karşı, çalışkanlığı, paylaşma mutluluğunu, insan ve doğa sevgisini, hoşgörüyü, barışı temel alan sosyalist ahlakın ve değerlerin yayılması ve kök salması için çalışır. Geleceğin insanının manevi-kültürel değerlerinin daha bugünden gelişmesine katkıda bulunmak, örgütün ideolojik görevidir. komünist örgüt bu ideolojik görevi nasıl yerine getirecektir? Parti, yönetici kadrolardan ve üyelerden oluşur. Parti hedeflerini bunlar aracılığıyla gerçekleştirmeye çalışır.Burjuvazinin radyosuyla, televizyonlarıyla, günlük basınıyla, eğitim kurumlarıyla; kısacası, tüm iletişim araçlarıyla ve sosyal sistemiyle oluşturduğu değer yargılarıyla, gelenek ve görenekleriyle halk üzerinde kurduğu ve yeniden yeniden ürettiği ideolojik ve kültürel hegemonyaya karşı durmak, onu alt etmek sadece anlatılarak, propaganda edilerek gerçekleştirilemez. Bunun için kendimizi bu kültürel ve ideolojik hegemonyanın, yabancılaşmanın etkisinden kurtarmak, geleceğin toplumunun bugüne uzanan bir unsuru olarak kendimizi yeniden yeniden yaratmak durumundayız. Dünyayı değiştirmeye başlamanınilk adımı, kendimizi değiştirmeye yönelmektir. “Kendimi değiştiremem”, “Bir kere alışmışım” gibi sözler değişmemenin gerekçesi olamaz . Düzen, TV’den okullara, geleneklere kadar, bazı alışkanlıkları, anlayışları getirip dayatıyor. Zevkler, değer yargıları, nelerden hoşlanıp hoşlanmayacağımız, nelerden tatmin olacağımız, duygularınız, eğilimlerimiz, diğer insanlarla ilişkilerimiz “ben”in sınırları, onlara karşı bakışımız, paylaşma “verme” isteğimiz ya da isteksizliğimiz vb. acıma, sevme, hoşlanma, üzülme duygularımız bu sistemin değer yargılarına göre biçimlenmişlerdir. Daha gelişmiş ileri bir sistemi kurmak üzere yola çıkan bizlerin işe kendimizden başlamamız gerekir. İleri bir dünyayı ancak ileri insan birikimi yaratabilir. Eskiye özlem içinde olamayız.“Ne yapayım, benim huyum böyle” diyemeyiz. Kendini değiştiremeyen, sistemi nasıl değiştirecektir?Bizler “özü-sözü bir” özdeyişine uygun davranarak ancak, örnek bir kişi olabilir, çevremizi dönüştürmede üzerimize düşen görevleri yerine getirebiliriz. Din hocalarıyla ilgili söylenen bir söz vardır : “Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma.” Bu söz bizim için uygun değildir. Bize uygun düşen “özü-sözü bir” olmaktır.