Devrimci Şiddetin İçeriğinin Boşaltılması ve Doğru Devrimci Kitle Çizgisi.!

Mersin’in Mezitli ilçesinde bir polis karakoluna yönelik PKK gerillalarının düzenlemiş olduğu askeri eylem politik gündemi hızla değiştirdi. Uzun dönem şehirlerde askeri eylem yapmayan PKK’nin, Mersin-Mezitlide polis karakoluna yönelik askeri eylem yapması ve bu eylemde bir polis memurunun öldürülüp birisinin yaralanması pusuda hazır bekleyen faşist Saray iktidarı ve şürekasını harekete geçirdi ve eylemi kendi politik çıkarları doğrultusunda eğip bükmeye yöneldi.

Saray iktidarı sarsılmış halini ve kaybetmekte olan tabanını konsolide etmek için, eylemi CHP ve HDP’ye ilişkilendirip, toplumdaki Kürt düşmanlığını kışkırtarak, Türk emekçileri arasında “beka “ demagojisini yeniden parlatmaya yöneldi. Sarayın başı Erdoğan ve kontracı İçişleri bakanı Soylu’nun, Mezitli karakoluna yönelik olarak gerçekleştirilen PKK eylemini bahane ederek kendilerinden olmayan herkesi hain ve terör destekçisi” olarak ilan etmesi, Mersin belediyesine yönelik baskın yapılarak bir çok kişinin PKK-KCK propagandası yapıyor yalanıyla gözaltına alınması ve yandaş medyanın tek bir ağızdan CHP ve HDPyi hedefe oturtmaları, Onların zamanı uygun olmayan hatalı bir eylemi nasıl kendi bekaları için kullanma tutumu içinde olduklarını gösteriyor.

Genel seçim sürecine girildiği koşullarda elinde kullanacak hiçbir kozu kalmamış ve ağır ekonomik kriz koşullarında önemli oy kaybeden faşist dinci AKP-MHP iktidarının kullanıma sokacağı tek araç vardı, ya devletin denetiminde kontracılar devreye sokularak sağa sola bomba konup, kahve tarama biçiminde provokasyon eylemlerine yönelecek ya rojava’ya yönelik işgal hareketinde başvurulacak yada bazı devrimci akımların zamansız ve somut durumun ihtiyacına yanıt vermeyen öncü savaşçı işlemlerin yapılmasını abartarak, devlet terörünü artırmanın ve emekçi halkların gözünü korkutmanın fırsatı olarak kullanılacaktır. Başka yoldan Saray iktidarının iş başında kalması olanaksız görünüyordu.

Nitekim PKK’nin politik olarak hiçte uygun olmayan zamansız bir ortamda Mersin-Mezitli karakoluna yönelik eylem yapması Saray faşizminin yalan yanlış demagoji yaparak topyekün muhalefete yönelik saldırısına olanak sağlamıştır.

Herşeyden öncesi gerek Güney Kürdistan’da PKK üstlerine yönelik aylardan bu yana KDP ile işbirliği içinde Saray rejiminin havadan-karadan askeri operasyonları sürüyor ve PKK’nin üstlenmiş olduğu medya savunma alanlarında istenilen ilerleme sağlanamaması nedeniyle şiddetli çatışmalar yaşanıyor, kimyasal silah kullanıldığı iddia ediliyor ve alandan PKK’nin sürülmesi hedefleniyor. Aynı zamanda devrimin boğulması için Rojava adım adım kuşatma altına alınıyor, Kobani’ye yönelik top atışları devam ediyor. Efrini işgal eden Saray rejimi burada Kürtleri zoraki göçerterek bölgede Arap ve Türkmenleri yerleştirerek nüfus değişimini sağladı. Yine Kuzey Kürdistan’da dur durak bilmeden askeri operasyonlar sürüyor, demokratik alanda politika yapmaya çalışan Kürtlere yaşam hakkı tanınmıyor. Kısacası Kürt özgürlük hareketinin imhası için içeride ve dışarıda her yol mübah görülüyor. Bu faşist inkar ve imha saldırısına karşı Kürtlerin direnişi haklı ve meşrudur.

Tamda burada işgal ve ilhak altında tutulan Kürdistandaki eylem biçimleri ile Türk şovenizmi ile zehirlenmiş ve faşist gerici partiler ve T.C. devletince yedeklenmiş olan batıda, Türk işçi ve emekçilerinin yaşadığı alanlarda eylem biçimleri farklı bir hatta ilerliyor. Haliyle yapılan eylemlerde batıda Türk emekçilerinin anti-patisini yaratacak ve Türk şovenizmine çanak tutacak askeri eylemlerden ırak durmak gerekiyor.

Herşeyden öncesi silahlı savaş alanı Kürdistandır. İlk olarak bunun doğru olarak algılanması gerekiyor. Keza, Kürdistan’da devletin kirli savaş politikasına karşı Kürt özgürlük hareketinin direnişi haklı ve meşrudur. Haliyle savaş savaşı kaldıracak ve aynı zamanda yapılan eylemlerin karşılığını bulacak alan Kürdistandır. Doğrusu Askeri eylemlerin örgütlenip pratiğe geçirecek alan savaş alanı olan Kürdistandır. Buradan hareket ettiğimizde PKK’nin askeri eylem için seçtiği Mersin yanlış ve ters tepecek sonuçları bakımından olumsuz bir eylem alanı seçimdir.

Bu eylemde amaç yalnızca Kürdistan’a yönelik saldırılarda hesap sormak, zindanlarda yürütülen teslim alma politikasını başa çıkarmak olamaz. Aynı zamanda amaç, Kürt halkının haklı ulusal ve demokratik haklarını, Türk işçi ve emekçilerine taşımak, onların sempatisini kazanarak desteklerini sağlamak olmalıdır. Haliyle, Kürt ulusal kurtuluş hareketi yapacağı her eylemde bu gerçeği unutmadan davranmalıdır. Yapılan askeri eylemler sırf, “ T.C. devleti bize acı veriyor bizde onlara acı verelim” intikamcı yaklaşımı üzerine bina edilemez. Burada eylemlerde yaklaşım tarzımız eylemin politik olarak ne düzeyde emekçileri olumlu yönde etkileyip yanımıza çektiği yada en azından rejimden koparıp, tarafsız bir konuma getirip-getirmediğidir. Buradan hareket ettiğimizde PKK’nin Mersin-Mezitlide gerçekleştirmiş olduğu karakola yönelik baskın eylemi, ne Türk emekçilerinin şovenizmin etkisinden kurtulup Kürt sorununa olumlu bakışına katkıda bulunmuş ve nede düşman saflarında çelişki ve çatışmaları derinleştirerek ileriye taşımıştır. Haliyle PKK’nin askeri eylemi batı da işçi ve emekçileri arasında olumsuz etki yaptığı gibi, faşist cumhur ittifakının demagoji yapmasına fırsat yaratmıştır.

Bir kısım reformist akımların mal bulmuş mağribi gibi PKK’nin zamansız ve hatalı eylemini mahkum etme adına içlerindeki devrimci şiddete olan düşmanlıklarını kusmalarıda. Devletin saldırısında kendilerini koruma adına bu reformist cennah neredeyse PKK’nin eylemi Cumhur ittifakının talimatına göre yaptığı yönlü absürt değerlendirmeler yapacak kadar işi şirazeden çıkarmışlardır.

Devletin baskı ve şiddetine sesini pek çıkarmayanların adeta cengaver gibi PKK’nin ; ne demokrasi ve nede Kürt özgürlük mücadelesine hizmet etmeyen yanlış hatalı ve zamansız eylemine cepheden saldırıya geçmeleri bir başka açıdan olumsuzluğu ifade etmektedir.

Ne emekçilerin haklı ve meşru şiddetini rastgeleci, isteyenin istediği zaman pratiğe süreceği, somut durumun somut gerçekliğinden, işçi ve emekçi yığınların mücadelesine ne ölçüde yarar sağlayıp, mücadeleyi ileriye taşıyıp-taşınmasından kopuk ele almalı ve nede devrimci şiddeti zamanı geçmiş ve artık emekçilerin başvurmayacağı bir öcü gibi gösterilmesi ve buradan devletin şiddetinin karşısına emekçilerin şiddetini örgütleyip çıkarmaktan geri duran, her taşın altında provokasyon arayan reformist yaklaşımlar doğru devrimci kitle çizgisini emekçilerin önüne koyabilir ve buradan yığınların devrim için hazırlanması sağlanabilir.

Biliyoruz ki, kitle çizgisi, siyasal mücadelenin bir başka önemli unsurudur. Doğru bir kitle çizgisine sahip olmadan, kitlelerin eğitilmesi ve seferber edilmesi mümkün olamaz. Kısacası, proletaryanın siyasal mücadele anlayışı, kitle çizgisi sorununda doğru bir kavrayışı içerir. Çünkü kitleler, ancak içinde bulundukları durumdan hareketle eğitilebilirler. Marksizm kitleleri olduğu gibi kabul edip, onların bulunduğu seviyeden hareketle eğitilebileceklerini öğretir. Dolayısıyla siyasi gerçeklerin teşhiri kitlelerin seviyesine uygun tarzda yapılmadığında, kitlelerden kopulur, sonuçta emekçi yığınlar eğitilemez.

Kitleler, çeşitli mücadele biçimlerinin gerekliliğini kendi özdeneyleri ile görerek kavrayabilirler. Lenin’in belirttiği gibi:

“ bütün sınıfın, sermayenin ezdiği geniş emekçi yığınların, gerçekten böyle bir tutumu benimseyebilmeleri için yalnızca propaganda, yalnızca ajitasyon yetmez. Bunun için, bu yığınların kendi öz siyasal deneyimleri gereklidir. Bütün büyük devrimlerin temel yasası böyledir, o yasa ki, şimdi yalnızca Rusya tarafından değil, Almanya tarafından da kuvvetle ve büyük açıklıkla doğrulanmaktadır.” (Sol Komünizm Bir Çocukluk Hastalığı, s. 102).

Kitlelerin kendi öz siyasal deneyimlerinin gerekliliği, sabırlı ve sürekli bir çalışmayı gerektirir. “Kitlelerin durumunu onların eyleminin seviyesinden hareketle ölçmeli, istekler gerçeğin yerine geçirilmemelidir.

Doğru siyasal mücadele ve önderlik anlayışının ihlal edilmesi bazen öncünün rolünü abartan subjektif iradecilik, “sol”culuk bazen de, kitlelerin kendiliğinden gelme mücadelelerinin abartılarak önderliğin ve bilincin rolünün küçümsenmesi hatasına yol açar. Kaba materyalizmden kaynaklanan bilincin rolünün küçümsenmesi, kitlelerin gerisinde kalmaya, dolayısıyla kitleleri eğitip mücadelelerine bilinçli yön verme ve devrim doğrultusunda ilerletmeye engel olur. Bilinçli önderliğin; partinin rolünün küçümsenmesi, partiyi cansız pasif bir yapıya büründürür. Partinin rolünü kitlelerin kuyruğunda uslu uslu gitmeye indirger. Son tahlilde partinin öncü rolünü inkar eder.

Her iki hatalı eğilim de-gerek sol öncü savaşçı ve gereksede sağ kitle kuyrukçusu- doğru siyasi mücadele ve önderlik anlayışının kavranmaması ile sıkı ilişki içindedir. Ve yine bunların ortak yanı, değişik biçimler altında olmalarına rağmen kitlelerin mücadelesinin gerisinde kalmak, kendiliğindenciliğe boyun eğmektir. Örgütsel alanda ise, kitlelerin eğitilmesine, örgütlendirilmesine uygun demir disiplinli, yaratıcı bir örgütlenmeyi başaramazlar. Kitlelerden, onların mücadelesinden kopuk örgütlenmelerin devrimi başarıya ulaştırması bir yana, kitlelerin kazanımlarını koruması bile imkansızdır.

Doğru siyasi mücadele ve önderlik anlayışı lafta kabul edilse bile gerçekte buna uygun davranılmıyorsa, özünde anlayış kazanılmamış demektir. Her olay karşısında, bu olayı değerlendirip fikir oluşturan, bunun kendisine yüklediği görevleri tespitle bu görevleri hayata geçirmek için gerekli örgütlenmeyi yaratıp, örgütü harekete geçirebilen bir siyasi mücadele ve önderlik anlayışı doğru sayılabilir.

« Bizim başlıca ve temel görevimiz, işçi sınıfının politik örgütlenmesi ve politik gelişimini kolaylaştırmaktır. Bu görevi arka plana itenler, mücadelenin her türlü özel metodlarını ve diğer bütün görevlerini buna tabi kılmayı reddedenler yanlış bir yol izlemekte ve harekete ciddi zararlar vermektedirler.» (Lenin, Kitle İçinde Parti Çalışması, s. 12).