Devrimci Kavgayı Büyütmek İçin Gerçeği Omuzlamak..!

Bazı kelimeler vardır, varoluşumuzun nabzını tutar. “Gerçek” onlardan biridir. Bir söz değildir sadece; bir yükümlülüktür, bir sorumluluk. Kimi zaman savaşta evladını yitirmiş bir annenin sessiz gözyaşında belirir, kimi zaman bir çocuğun aç karnında yankılanır. Bazen bir işçinin nasır tutmuş ellerinde, bazen bir kadının bastırılmış hayallerinde görünmeden büyür. Ve hakikat, tam da o anlarda dile gelmek ister. Ama çoğunlukla susulur. Ya korkudan ya konfordan… ya da alışılmış bir körlükten.Biz hakikati gömmeyi alışkanlık haline getirmiş bir çağda yaşıyoruz. Oysa gerçeği yok saydığımız her yerden bir yalan ağacı büyüyor. Onun dallarında hamaset meyve veriyor, köklerinde adaletsizlik besleniyor. Hakikatin yerini alan hamaset, gerçeklerin üstünü örten parlak ama içi boş cümlelerle toplumu bir masala hapsediyor. Yüz yıllar süren sefalet ve adaletsizlik bu parlak ve içi boş cümlelerin altına süpürülüyor. Oysa gerçek, masal değil; çoğu zaman acı bir uyanıştır. O nedenle tercih edilmiyor. Çünkü rüyalar, yüzleşmekten daha kolay geliyor.Sorgulamadan,gerçeğin ve adaletin terazisinden geçirilmeden,körü körüne,bulunduğun tarafın diğer taraflardan haklı ve üstün olduğu yalanına inanmak, o yalandan doğabilecek sefaleti,sömürüyü sakladığı gibi, insanca bir yaşam talebini de unutturur. Hamaset adına öyle naralar atılır ki toplum bu naraların gürültüsünden aç karınlarının guruldamasını duyamaz hale gelir.Çıkarın terazisinde eğilip bükülen bir adalet, sadece bireyleri değil, tüm toplumları çürütür. Adaletin bir tarafı güçlüden yana ağır bastığında, gerçek orada kök salamaz. Mahkeme salonlarında değil, sokakta, okulda, evde bile artık adaletin sezilmediği bir düzen, güven duygusunu yıkar; insanların birbirine ve sisteme olan inancı çatırdar. Ve en korkuncu, bu çöküş “normal” kabul edilir hale gelir.Bu çürümüşlük yalnızca insan ilişkilerini değil, doğanın dengelerini de altüst eder. Çünkü ekosistem bir bütündür; doğayla insan, hayvanla bitki, toprakla su birbirine bağlıdır. Ama bugünün kapitalist sistemi si parçalı bakar: sadece enerji üretimine, sadece ekonomik büyümeye odaklanır. Oysa bir ağacı kesmekle sadece ormanı değil, o ormanda yaşayan kuşu, toprağın dengesini, suyun döngüsünü, hatta bir çocuğun ormanla kuracağı hayali bile yok edersin. Ekosistemi anlamak, gerçeği anlamaktan geçer. Onu parçaladığında sadece çevre değil, insanlık da tahrip olur.Ve gerçeğin olmadığı bir yerde, haklar da eksik tanımlanır. Çocuklar korunması gereken değil,sınav endeksli bir ezbercilike“geleceğin sahipleri” diyerek bugünün mağduriyetlerinden soyutlanır. Hayvanlar birer “mal” gibi görülür, sesleri duyulmaz. Kadınların yaşadığı şiddet sadece rakamlarla açıklanır; oysa her rakamın arkasında susturulmuş bir ömür vardır. Erkekler de kalıplaşmış rollerin mahkûmu olur; ağlaması yasak, yıkılması ayıp sayılır. Eşitlikçi, çoğulcu bir insan hakları anlayışı olmadan bir gurup korunurken diğeri gözden çıkarılır. Ve bu parçalanmış hak anlayışı, yeni adaletsizliklerin zeminini hazırlar.Gerçeğin olmadığı yerde sorunlar birbirini doğurur. Kadına şiddeti konuşursun ama çocuğun o evde ne yaşadığını unutursun. Hayvan hakları savunulur ama ormanlar şirketlere peşkeş çekilir. Çocuk istismarı gündeme gelir ama eğitim sistemindeki çürümüşlük görmezden gelinir. Birini çözmeye çalışırken diğerini büyütürsün. Çünkü hakikatin bütününe bakmadığında çaba da, çözüm de parçalanır. Ve parçalanmış hakikat, parçalanmış bir topluma dönüşür.Tarih bize gösterdi: Kim gerçeklere sırtını döndüyse karanlığa mahkum oldu. Giordano Bruno, evrenin sonsuzluğunu ve hakikatin sınır tanımazlığını savunduğu için yakıldı. Galileo, dünyaya başka türlü bakmaya cesaret ettiği için susturuldu. Hypatia, aklın ve bilimsel sorgulamanın sembolü olduğu için linç edildi. Ama fikirleri yaşadı. Çünkü gerçek, bedende değil, direnişte hayattadır.Bugün de susturulmak istenenler var.Yazarlar, gazeteciler, kadınlar, çocuklar, emekçiler, doğa savunucuları, özgürlük isteyen gençler… Her biri birer gerçek taşıyıcısı. Ve her biri bu taşın ağırlığını yüzyıllardır omuzlarında taşıyor. Oysa öte yanda, gerçekleri örtenler ellerini ovuşturuyor. Kimi medya patronlarının ekranlarında gerçekler makyajlanıyor. Kimi siyasetçilerin nutuklarında hakikat yerini hamasete bırakıyor. “Biz”i büyütmek için “onlar” yaratılıyor. Böl, korkut, sustur ve yönet.Ülkemiz de bundan azade değil. Tarihi boyunca hep ikiye bölünmüş bir bilinçle yürüdü: gerçeği