Depremde Durum Uzmanlara göre 99 Depremi’nden daha kötü .!

İstanbul’da meydana gelen deprem yürekleri ağza getirdi. Onlarca binada hasar meydana gelirken binlerce insan korkuyla sokaklara döküldü. Uzmanlar ise büyük İstanbul depremine herkesin hazırlıklı olması için uyarılarını tekrarladı.

Bilindiği üzere 1999 yılında meydana gelen 17 Ağustos depreminin üzerinden tam 20 yıl geçti. Peki, o günden bugüne İstanbul nasıl değişti? Deprem konusunda halk ve devlet ne kadar gelişme kaydetti? Ne kadar binada ve hangi bölgelerde deprem riski fazla?

Geçtiğimiz günlerde 1996 yılında yayınlanan deprem tehlike haritası güncellendi. AFAD’ın koordine ettiği söz konusu çalışmayı ODTÜ, Boğaziçi, Akdeniz, Çukurova, Sakarya Üniversiteleri ve Maden Tetkik Arama (MTA) Genel Müdürlüğü hazırladı. Harita sadece fay hattına göre değil zemin yapısı göz önünde bulundurularak da yapıldı.

Söz konusu haritada Avcılar, Bakırköy, Kadıköy gibi ilçeler en riskli; Esenler, Başakşehir, Beykoz gibi ilçeler orta düzeyde riskliyken Sarıyer, Arnavutköy gibi İstanbul’un kuzeyinde yer alan ilçelerde ise deprem riskinin en az olduğu görülüyor.

Ahval’e konuşan Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Erdal Şahan, İstanbul’un 20 yıl boyunca depreme hazırlanmadığını aksine artan nüfus ve konutlarla birlikte sorunların gittikçe arttığını söylüyor.

99 depreminden başlayarak anlatan Şahan, “Üzerinden 20 yıl geçti. O zamanlar nüfus 10 milyon civarında idi. Bugün 16 milyon resmi nüfus var. Suriyeli ve diğer göç edenleri düşündüğümüzde 20 milyon nüfus var. 20 milyonluk kentten bahsediyoruz. Türkiye nüfusu 80 milyon. Coğrafya oranına baktığımızda Türkiye’nin yüz kırkta birine nüfusun dörtte biri sığdırılmış demek bu. Baştaki en temel hata budur” diyerek İstanbul’un nüfusunun dengesiz bir şekilde arttığını belirtiyor.

99 depreminden sonra sadece 50 bin kadar binanın yeniden yapılandırıldığını kaydeden Şahan, “99 depreminden sonra bugüne kadar dönüştürülen yani yıkılıp yeniden yapılan bina sayısı sadece 50 bin civarında. 2 milyar 650 bin binadan sadece 50 bin tanesi yenilendi” diyerek 99 depremi öncesinden yapılmış ve hala var olan yüzbinlerce binanın riskli olduğuna dikkat çekiyor.

Mevcut binalar ve altyapı kadar diğer alanların da depreme hazırlıksız olduğunu belirten Şahan’a göre 20 yıl boyunca deprem konusunda kayda değer bir ilerleme sağlanılmadı. Şahan, “99’dan beri halkımızı, yöneticilerimizi ve çocuklarımızı eğitemedik. Afet kültürünü oluşturamadık. Kimse deprem zamanı ne yapacağını bilmiyor. Bununla alakalı bir çalışma ve eğitim olmadı. 99 depremi sonrasında 10 bin kişi birbirini kurtarmıştı. Yani afet kültürü olmayan 10 bin insan birbirini kurtardı. Bu insanlar afet eğitimi almış olsaydı bugün daha fazla insan hayatta kalacaktı. İstanbul bu anlamda da hazır değil. Yapı olarak hazır değil, eğitim olarak hazır değil, kamu kurumları ve okullar babında hazır değil. Okullar bugün deprem sonrası tatil edildi. Okullara güveniyor olsaydık okullar devam ederdi” diyerek deprem konusundaki sorunların çok boyutlu olduğunu belirtiyor.

Deprem anında toplanılması beklenilen alanlar konusunda da bilgi veren Şahan’a göre bu alanlar için toplanma alanı demek son derece güç… Şahan, “Bunlar barınma ve toplanma alanı diye ikiye ayrılır. Ama bizim toplanma alanımız da yok barınma alanımız da yok. İki sene evvel sorduğumuzda bize 77 tane toplanma alanı var denildi. Ama bunların hepsi kamuya ait araziler değildi. Bunlardan şu an kaçı kaldı bilemiyoruz. Çünkü siz vatandaşa ait boş bir araziyi toplanma alanı diye belirliyorsunuz. Ama o oraya inşaat yaptıysa artık orası toplanma alanı olmaktan çıkıyor. 77 tane dediğimiz barınma alanı demek oraya çadır kurulabilecek demek. Seyyar hastane kurulabilecek alanlar demek. Yani açıkladıkları ‘binlerce toplanma alanı var’ şeklinde toplanma alanlarımız yok. Toplanma alanı dedikleri mahalleler içindeki küçücük yeşil birikintiler. İstanbul’da şehir merkezinde kişi başına düşen yeşil alan miktarı 1-1,5 metrekare. Nerde toplanacaksınız? Konutların bu kadar yoğun olduğu alanlarda depremden kaçan insanların toplanacağı yeşil alan yok. İstiklal Caddesi’nde, Bağdat veya Vatan Caddesi’nde nerede toplanacaksınız? Tüm boş alanlar yapılaşma ile doldu” şeklinde konuşuyor.

Afette ilk 72 saatin çok önemli olduğunu belirten Şahan, kanalizasyon, su şebekesi ve elektrik şebekelerinin önemine dikkat çekiyor. Şahan, “6 ya da 7 üzerindeki bir depremde kanalizasyon ve su şebekesinin çalışacağını sanıyor musunuz? Elektrik olur mu? Bunların hepsi bozulabilir. Bunlarla ilgili bir adım var mı? Yemek yemeden dayanacak mıyız? Dünyanın her yerinde toplanma alanı olarak kapalı alanlar kullanılabilir. Bunlar spor salonları, okullar ve devlete ait kamu binalarıdır. Bizim kamu binalarının hangisine güveniyorsunuz? Hangisi sağlamdır diyorsunuz? İstanbul’da okulların birçoğunu güya elden geçirdiler veya yenilediler. Buralara sığındık diyelim peki kanalizasyon, su, gıda, elektrik nerden gelecek? Buralarda gıda stoku yapıldı mı? Hayır” diyerek mevcut tabloyu özetliyor.

Yaklaşık 2.5 milyon binanın risk altında olduğunu ifade eden Şahan, bu binaların zemin etüdü raporu olmadan yapıldığını söylüyor. Bu binaların elle karılmış betondan yapıldığını ancak hazır betonun daha sağlam olduğunu ekliyor.

İmar Barışı’nın yapılara ve depreme etkisini de aktaran Şahan, trafiğin durumuna da dikkat çekerek “İmar Barışı’nda gecekondular, kaçak yapılar hepsi koruma altına alındı. Bunların mutlaka zorunlu olarak binalarını kontrol ettirmesi lazım. Güçlendirme gereken güçlendirilecek, yıkılması gereken yıkılacak. Bir deprem olduğunda sakin kalabilmek yerine hemen kaçmaya hazırlanıyorsak demek ki depreme hazır değiliz.

Bugün herkes bize büyük deprem olacak mı diye soruyor. Ben diyeceğim ki gece yarısı saat 6 da deprem olacak. Bunu duyurduk diyelim. İnsanlar arabasına atlayacak fakat İstanbul’da 1 km gidebilecekler mi? Öyle bir plan ve hazırlık yok. İnsanlar afet sırasında, deprem sırasında olacakları bilmedikleri için birbirini ezerek kaçıyor. En kötüsü bu. Deprem küçük olsa bile bu izdiham sebebiyle birbirine zarar verecek. Camdan atlayacak. Hâlbuki bina sağlam olsa ve insanlar sakince deprem anının geçmesini beklese binadan atlamayıp ayağını kırmayacak. Kaçarak birbirine zarar vermeyecek” şeklinde konuşuyor.

Binalarda mutlaka zemin etüdü yapması gerektiğini ifade eden Şahan, “Ondan sonra frekans ayarlanır ve alüvyon ise iyileştirmeler yapılır. Ardından bina projesinde C30, C40 beton ifadeleri yazar. Bizim tespitlerimiz şöyle; Genelde C30 kullanılması gereken yerde adamlar usulsüzlük yaparak C25, C20 kullanıyor. Bunlar örtbas ediliyor. O yüzden yeni yapılan binalar eski binalara göre hasar oranı az olabilir ama yine de hasar durumları var” diye belirtiyor.

Ulaşım ve iletişimdeki aksaklıklara dikkat çeken Şahan Çorlu Tren Kazası’nı hatırlatarak ray sistemine yeterince güvenilmediğini ve gerekli kontrollerin yapılmadığını ekliyor. Marmaray hakkında konuşan Şahan, “Marmaray sinyalizasyonu deprem olduğunda kendini kilitleyecek şekilde erken uyarı sistemine bağlı mı? Bunun cevabını yetkililer vermelidir. Bağlı olduğu söyleniyor ama bağlı olmadığını düşünüyorum. Böyle duyumlar aldım. Onun dışında bağlı olan şey İGDAŞ. Evet, doğalgaz kesilecek. Diğer kurumları bilmiyorum. Yetkililer bu konuda bilgi vermelidir. Bunları sormak lazım. İletişime gelince 5.7’lik depremde bile iletişim kesiliyorsa 6,7’likte hiç kimseye ulaşamayacaksınız. Bununla alakalı başka yol bulunmalı. Belki radyo dalgalarıyla, internet ile bu toplanma alanları içerisinde iletişim sağlanacak bir sistem sağlanabilir. Bu kolay bir şeydir. En azından böyle bir sistem için hazırlık yapılması gerekir” diyerek sözlerini bitiriyor.

İstanbul Mimarlar Odası Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Esin Köymen ise konut sayısı istatistiklerinin kesin olmadığını söylüyor. Depremin derinliğinin yüzeye yakın olduğunu, bundan dolayı yeryüzündeki bina stoklarının etkilendiğini belirten Köymen, 99’daki depreme göre kayda değer bir mesafe alınılmadığını söylüyor.

99 Marmara Depremi’nden bugüne kadarki durumu ele alan Köymen, “Kayda değer bir değişiklik olmadı. 99 depremi olduğu sırada iletişim ve ulaşım sistemlerimiz çöktü. Bugün 5,8 depremde tüm telefonlar kitlendi. Ulaşım sistemi çöktü. Affet alanları o zaman 480 üzerindeydi. Şimdi 77’ye düşmüş. Büyük alanlar AVM’lere açılmış durumda. Ulaşım hattına baktığımızda otoparklar her yeri kapatmış durumda. İletişim sisteminde bir düzelme yapılmadı. Yapı stokunda yaklaşık 50 bin civarında dönüşüm yapıldı. Yani kayda değer bir ilerleme olmadı” diyerek yeteri kadar binanın kontrol edilmediğini söylüyor.

Deprem vergilerinin duble yollara gittiğini belirten Köymen, “Ciddi anlamda toplanan deprem vergilerini de bugün açıkladılar ve duble yol yaptıklarını söylediler. Toplanan vergilerin gerekçesi afetlerle mücadele idi. Bu paralar bile buraya harcanmadı. 10 binlerce afet toplanma alanından bahsediyorlar. O alanın asıl amacı bölge insanının bir süreliğine toplanıp yaşaması içindir. Afet toplanma alanı olarak çocuk parkları ve bloklar arası küçük yeşil alanlar gösteriliyor. Dere yakınlarındaki yeşil parklar gösteriliyor. Bunlar afet alanları değil. Bunlara baktığımızda hükümetin pek de ciddi yaklaşmadığını görüyoruz. Türkiye genelinde 13 milyon kaçak yapı olduğunu hükümet ifade etti. Bunlar İmar Barışı’ndan faydalandı. Deprem kuşağındaki bir ülkede yapılan İmar Affı, yetkililerin bu işi umursamadıklarını gösteriyor. Biz her gün 99’dan daha kötü bir duruma gittiğimizi söylüyoruz” diyerek iktidarın afet politikasının yeterli olmadığını vurguluyor.

Depreme bir an önce hazırlanılması gerektiğini belirtene Köymen, yapılması gerekenleri şöyle sıralıyor:

“Birincisi yapıların elden geçirilmesi, yıkılması ve sağlamca yapılması gerekiyor. Fay hatlarına yakın yerlerin yapılardan arındırılması gerekiyor. Afet anında iletişim sistemi çöküyor. Bu konuda önlem alınması gerekiyor. 500 tane ana afet alanının her daim ulaşıma hazır hale getirilmesi gerekiyor. Bu yerlerin otopark olarak kullanılmasının yasaklanması gerekiyor. Belediyeler ve yönetimler halka yani her mahalleye afet anında nerede toplanması gerekir bunu anlatması gerekiyor.”

İstanbul Mimarlar Odası’ndan Mücella Yapıcı da deprem konusunda toplum olarak sınıfta kaldığımızı söylüyor. Bu saatten sonra yapılması gereken şeyin halka doğru bilgiler vermek olduğunu ifade eden Yapıcı, hem Sarıyer’de hem de Avcılar’da camilerin minarelerinin kırıldığını belirterek asıl önemli olanın çevre güvenliği olduğunu belirtiyor. 99’dakine göre riskli yapı tespitinin farklı olduğunu belirten Yapıcı, “Şimdiye kadar riskli yapıların tespit edilmesi gerekiyordu ama maalesef bilmiyoruz. Tüm İstanbul için ciddi bir plan yapmak gerekir. İnsanlar nasıl tahliye edilecek? Nereye toplanacaklar? Eşyaları sabit mi değil mi? Şu anda yapılması gereken en önemli şey halka doğru bilgi vermek. Yeni “imar barışı” gerçekleştirmiş bir ülkede insanların 2-3 katlı binaların yerine gökdelenler yapmış olduğunu görüyoruz. Bütün inşaat odalarını, meslek odalarını uzakta bırakıp ondan sonra kaçak yapılar için imar affı çıkarıyoruz. Buna halkımız da teşne. Yani bunları beğeniyoruz. Bütün binaların altını arabalar için otopark yapıyoruz. Onun için şu an toplumca bu konuda sınıfta kaldık. Bilimi, tekniği ve mesleği inkar ettik. Başta iktidar olmak üzere herkes suçlu ama bunları konuşacak zaman değil. Artık bilim insanlarını dinlemek gerekiyor ve halka yararlı bilgileri vermek gerekiyor. Cumhurbaşkanı ‘10 bin tane toplanma alanı var’ diyor ama biz biliyoruz ki böyle bir şey yok. Nereleri olduğunu en azından açıklanmalı. Şu an sizlere düşen görev de insanlara faydalı olacak bilgileri yaymak diye düşünüyorum” diyerek deprem için yapılması gerekenleri sıralıyor.