Davos yoksulluğa çare olur mu?

Tüm gün tarlada muz toplayan İzahura, işçi başının verdiği 10 dolarını cebine koyarak evine doğru yola koyuluyor. Evi muz tarlalarına fazla uzak olmadığı için şanslı sayıyor kendini, hepi topu günde 10 kilometre yürümek onun için artık sıradan. Ancak üç kardeşi ve annesine destek olma zorunluluğu tabanlarındaki ağrıdan daha çok ağrıya neden oluyor yüreğinde. Ama herkes öyle değil mi? Bak Camilia da yürüyor, kocası onu terk ettiğinden beri iki çocuğuna bakıyor…

Bazen muz toplamaktan çatlayan ellerini birbirilerine gösterip merhem almaya karar verdikleri oluyor. Şehre inip felekten bir gün çalma hayalleri gibi, o da pek gerçekleşeceğe benzemiyor. Kendini rahatlatıyor, İzahura, isyan etme diyor içten içe, herkesin hayatı böyle… İzahura neredeyse her gün aynı şeyi sorguluyor, yorgunluğu arttığında daha çok. Hasta olmaya hakkının olmadığını biliyor örneğin. Hasta olmak memurlara özgü çünkü onlar maaşlı çalışan…

Kardeşlerim memur olursa çok güzel bir hayatları olur, diye düşünüyor. Memurluk İzahura için adeta bir krallık… İzahura’nın topladığı muzlar, dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi üstünde tanıdık harfler olan bir firmanın kamyonuna yükleniyor: Cargill.

DÜNYA TARIMININ TEKELİ CARGILL VE İŞÇİ IZAHURA

Oysa İzahura’nın bilmediği, pandemiye rağmen onlar maskelerle muz toplarken, sağlık güvencesi olmadan çalışırken, yine 10 km yol yürürken, “Covid olursam ve ölmezsem 1 haftada 60 dolar kaybederim” diye Covid’den değil, açlıktan ölümüne korkarken Cargill’in sadece pandemi süresi boyunca net kârının 5 milyar dolar arttığı.

5 milyar dolar, İzahura ve Camilia’nın o köyden sabah 5’te yola revan olan kaç köylünün bir ömürlük günlüğü eder? İzahura’nın babası yok, annesi ve üç kardeşi var. Kardeşleri memur olursa mutlu olacaklar, refaha erecekler, kral gibi yaşayacaklar, üstelik hasta olsalar bile maaşlarını alabilecekler.

İşçi başı hasta olmadıklarına inanmamazlık yapmayacak. “Yerine yenisini bulurum, sen kendini bulunmaz mı sanıyorsun” demeyecek. Oysa Camilia ve İzahura’nın ellerindeki yaralara neden olan muzlar gibi, dünyanın her yerinden toplanan meyve ve sebzeler, Cargill ailesindeki milyarder sayısını artırdı. Hem de sadece iki yılda. Daha önce ailede sekiz olan milyar sayısı 12’ye çıktı. İzahura milyarder nedir biliyor elbette. Dizilerde görüyor. Orası başka bir dünya elbet…

İzahura ve Camilia’nın çalıştığı Cargill firması dünya tarım piyasasının yüzde 70’ini elinde tutuyor. Adeta tekel konumda. Yani başka şehre de gitse, başka ülkeye de hep aynı insanları zengin edecek, hep 10 km’lik yollar onun harcı olacak, çatlak eller bir de.

ACIDAN KÂR EDENLER: MİLYARDELERİN SERVETİ 453 MİLYAR DOLAR ARTTI

Oxfam International’ın 22 Mayıs’ta yayımladığı rapora göre acıdan kâr elde edenlerden yalnızca biri Cargill. Daha acısı İzahura gibi milyonlarca insan aşırı yoksulluğa sürüklendi. Çatlayan eline merhem alamayan, ekmek alamayan milyonlarca insan. Açıklanan rapor, günümüz dünyasındaki adaletsizliği, acımazlığı ve kapitalist ekonominin güncel dinamiklerinin bir ifşası.

Oxfam araştırmasına göre son iki yılda enerji ve gıda sektöründeki milyarderlerin serveti 453 milyar dolar arttı. Yani neredeyse iki günde bir milyar dolarlık kâr varlıklıların varlığına eklendi. Öte yandan 283 milyon insan aşırı yoksulluğa sürüklendi. Yani her 33 saatte bir 1 milyon kişi gündelik gıda ihtiyacını karşılamayacak duruma geldi…

Öte yandan enerji sektöründe yaşanan durum bir başka adaletsizliği gözler önüne seriyor. Dünyada adını sıklıkla duyduğumuz Exxon, BP, Chevron, TotalEnergies, Shell’in toplam kârı saniye başı 2 bin 600 dolar. Yani bu şirketlerin bir saniyede kazandıkları para, İzahura ve Camilia’nın 260 günlük, 8.5 aylık ücretine denk geliyor. 1 saniye nerede 260 gün nerede…

Pandemi dünyanın genelinde duraklamalara, sıkıntılara neden oldu bu doğru ancak doğrudan daha keskin bir gerçek var. Dünyanın büyük bir kısmı için pandemi zaten zor olan hayatları cehenneme çevirdi. Çaresizlik rutin bir kalp ağrısına döndü. Örneğin Doğu Afrika’da her bir saniyede bir kişi açlıktan yaşamını yitiriyor, Exxon her bir saniyede 2 bin 600 dolar kazanıyor… Dünyada yeri olan ancak alanı gasp edilenlerin servetinin bir avuç kişide toplanması yeni değil, ancak bu kişi sayısı gittikçe azalıyor, aç gözlülükleri de.

Örneğin 2000’de milyarderlerin küresel hasıladaki (GDP) payı yüzde 4.4 iken bugün bu yüzde 14. Üstelik bu artış önceki döneme göre daha hızlı gerçekleşiyor. Yani saatler içinde milyonlarca insan aşırı yoksulluğa sürüklenirken, milyarderlerin geliri katlanıyor. Üstelik bu daha da can yıkıcı bir hal alacak.

Geçtiğimiz hafta dünyanın kıtlıkla yüz yüze olduğunu aktarmıştık. Ukrayna savaşı bu durumun hızlandırıcısı. Oysa gıda fiyatları son iki yılda neredeyse bazı bölgelerde yüzde 60 oranında artmıştı. Sri Lanka’dan Sudan’a ekmek almak daha da zorlaşmıştı. Şimdi buna arz kaynaklı fiyat artışı eklenecek. Buysa artık saniyede bir açlık kaynaklı ölümün bize çok uzak olan görmediğimiz için içimizi çok yakmayan Afrika’yla sınırlı olmayacak demek.

Dünyada bu gelişmeler yaşanırken, Dünya Ekonomik Forumu, yaygın adıyla Davos’ta IMF’den Dünya Bankası’na liderlerden en zengin kişi ve şirketler bir araya geliyor. 22 Mayıs’ta başlayan Davos Zirvesi’nin ana gündem başlığı “Dönüm noktasındaki tarih; Hükümet politikaları ve iş dünyası stratejileri” ancak mızrağın çuvala sığmadığı küresel gelir adaletsizliğine dönük tartışmalar da programda yer alıyor. Neki Dünya Ekonomi Zirvesi’nin işleyişine biraz yakından bakıldığında pek umutlu olmaya gerek olunmadığı görülüyor.

“Davos Zirvesi’nde konuşulup bugüne kadar çözüme ulaşan bir sorun var mı?” sorusunun yanıtı soruna kimin gözüyle baktığınızla alakalı. Örneğin dünya halklarının lehine çıkmayan sonuçlar şirketlerin gayet yararına. Üyelik ücretinin 60 bin dolardan başladığı bu foruma gitmek bile herkesin harcına değil. Zaten Davos’un masraflarının yaklaşık 1000 kadar şirketin sponsorluğundan karşılandığı sır değil, tıpkı bu zirvede gözden ırakta bir kasabada şirketlerin ve bazı devletlerin, bunlar da gayet aşırı gelişmiş devletler, sorunlarına kafa yoruluyor olması gibi.

Örneğin Davos’a giden bir sendika yok. Zaten bir sendika buraya en az 60 bin dolar ücret ödeyerek nasıl gidebilir? Yalnızca iki yılda 280 milyondan fazla insan aşırı yoksulluğa sürüklenirken, Davos adeta yoksulluğun olmadığı bir harikalar diyarı. Bu harikalar diyarında olanların şen kahkahalarla dost meclisinde sefa sürmesinin bedelini İzahura ve Camilia’nın içinde olduğu milyarlarca insan ödüyor.

Bir avuç insanın zenginliğine dayanan bu düzenin merhametle değişimini beklemek, tarih bilmemekle yakından ilişkili. Oysa dünyanın en önemli düşünürlerinden Karl Marx “Bütün tarih bir sınıf mücadelesi tarihidir” diyerek aslında olanı ve olması muhtemeli işaret etmişti. Yoksullukla mücadele merhamet talebiyle değil, yükseltilen sesle, emekçilerin örgütlü devrimci mücadelesiyle mümkündür. Başka türlü yoksulluk, sefaleti ve gelir adaletsizliğini ortadan kaldırmak olanaksızdır.

Davos’tan gelecek haberlerle, zenginlere daha çok ayrıcalık sağlayan yönetimlerin işbaşına getirilmesiyle değil… Bu İzahura’nın ülkesi için de geçerli, Türkiye için de.

Mühdan Sağlam