Cumartesi Anneleri,894 Haftada: Diyarbakır-Kulp İlçesinden Kaybedenleri Sordu: ‘Hala kemiklerimiz, cenazelerimiz kimsesizler mezarlığında yatıyor.!

Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılmasını talep etmek amacıyla her hafta gerçekleştirdikleri eylemlerinin 894’üncüsünü online gerçekleştirdi. Eylemde bu hafta 24 Mayıs 1994 yılında Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde gözaltına alındıktan sonra katledilen 46 yaşındaki Mehmet Selim Örhan, 40 yaşındaki Hasan Örhan ve 17 yaşındaki Cezayir Örhan’ın akıbeti soruldu.

İlk olarak aile adına Mehmet Selim Örhan’ın oğlu Adnan Örhan söz aldı. Babası, amcası ve kuzeninin gözaltına alındığını ve götürüldükleri Lice Yatılı Bölge Okulu’nda 17 gün boyunca ağır işkencelere maruz kaldıklarını söyleyen Örhan, “İşkenceler sonrasında Kulp Bağcılar köyünde bir mevkiye götürülüp kurşuna dizilerek katlediliyorlar. İlaç dökülerek yakılıyorlar. Buradan gelen haber sonrası bölgeye giden aile ve köylüler 6 cenazenin tanınmayacak halde olduğunu söylüyorlar” dedi.

Bölgede kendi ailesi dışında birçok faili meçhul vakası olduğunu hatırlatan Örhan, “Başka bir kayıp ailesinin bahsedilen mevki için yaptığı başvuru sonrası toplu mezar savcılık kararı ile açılıyor. Kemikler İstanbul Adli Tıp’a gönderiliyor. Biz de yaptığımız müracaat sonucu birinin babam, diğerinin de amcam olduğu yönünde sonuçlar aldık. Yapılan bunca zulümden sonra biz kemiklerimizi almak istedik. Ancak o kemiklerin hepsi bir torbaya konulup o şekilde savcılığa gönderilmişti. Kemikleri almak için Kulp Savcılığı’na başvurduk. Ama bir torbada kemikleri bize uzattılar. Ve kemikleri Kulp Kimsesizler Mezarlığı’na tek kabir içerisinde defin ettiler” diye belirtti.

Tüm başvurularının sonuçsuz kaldığının altını çizen Örhan, “Hala kemiklerimiz, cenazelerimiz kimsesizler mezarlığında yatıyor. Geçen bunca zamanda hiçbir şekilde sorumlular cezalandırılmadı. Yaptığımız tüm suç duyuruları maalesef sonuçsuz kaldı. Bu konuda vazgeçmedik, mücadelemize devam ediyoruz. Yıllar da geçse bütün kayıplarımızın akıbeti açıklanana kadar biz bu uğurda mücadele edeceğimizi tekrar belirtmek istiyoruz” şeklinde konuştu.

‘Mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz

Ardından söz alan aile avukatı Reyhan Yalçındağ ise Örhan ailesinden 3 kişinin 28 yıl önce gözaltında kaybedildiğini hatırlatarak, devlet görevlilerince kaçırıldıklarının inkar edildiğini söyledi. Yalçındağ, “Naaşları bulunduğu halde binlerce cinayette olduğu gibi failler yargı önünde hesap vermedi, cezasızlık zırhı ile korundular. İşte o günden bu güne yaşam hakkı ihlallerinin devam etmesinde, bu karanlığın sürdürülmesinde siyasi iktidarlar kadar yargı bürokrasisi de sorumlu. Faillerin cezasızlıkla korunduğu bir coğrafyada aydınlığa erişilmez. Bizler dünya döndükçe katillerin bulunup yargı önünde hesap verene kadar mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Açıklama metnini gözaltında katledilen Özgür Gündem gazetesi çalışanı Ferhat Tepe’nin kardeşi Ayşe Tepe okudu. Devletin güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınan ve sonrasında varlığı inkar edilen yurttaşlar için sürdürdükleri hakikat ve adalet mücadelelerinin 894’üncü haftasında olduklarını anımsatan Tepe, bu hafta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde mahkumiyetle sonuçlanan ancak iç hukukta cezasız bırakılan Örhan’lar dosyası ile kamuoyu karşısında olduklarını söyledi.

Evler ateşe verildi

Tepe, 20 Nisan 1994 tarihinde Bolu Komando Tugayı’na bağlı askeri birliklerin Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Çağlayan köyü civarında kamp kurduğunu ve 6 Mayıs 1994 tarihinde Deveboyu Mezrası’na baskın yaptığını söyledi. Tepe, “Askerler, imama minareden köylülerin cami önünde toplanması için anons yaptırdı. Cami önünde toplanan köylülere evlerinin yakılacağı ama öncesinde eşyalarını toplamaları için izin verildiğini söylendi. Eşyaların taşınması tamamlanmadan evler ateşe verildi. Askerler, köyün boşaltılması için üç gün süre vererek Deveboyu’ndan ayrıldı” dedi.

Tepe, 24 Mayıs 1994 tarihinde askerlerin yine köye geldiğini ve 46 yaşındaki Mehmet Selim, 40 yaşındaki Hasan ve 17 yaşındaki Cezayir Örhan’ı gözaltına aldığını hatırlattı. Askerlerin, “Onları nereye götürüyorsunuz?” diye soran ailelerine “Yolda bize rehberlik edecekler, sonra bırakacağız, merak etmeyin” dediğini aktaran Tepe, Salih Örhan’ın bir sonraki günden itibaren bütün resmi kurumlara başvurduğunu belirtti.

Örhan’ların gözaltına alındığına önce Serik Karakolu’na ardından Lice Jandarma Karakolu’na son olarak da bir kısmı işkencehaneye çevrilen Lice Yatılı Okulu’na götürüldüğüne tanıklık edenlerin var olduğunu dile getiren Tepe, “Ancak Kulp Başsavcılığı’nın, 8 Haziran 1994 tarihinde başlattığı soruşturmada, gözaltı kayıtlarında Selim, Hasan ve Cezayir Örhan’ın adlarının yer almadığı gerekçesiyle soruşturmaya yer olmadığı kararı verildi” dedi.

Tüm girişimleri sonuçsuz kalan Örhan ailesinin AİHM’e başvurduğunu söyleyen Tepe, 6 Kasım 2002 tarihinde AİHM’nin “Mahkeme, Örhan’ların güvenlik güçleri tarafından teyit edilmemiş bir şekilde tutuklanmalarından sonra ölmüş olduklarının varsayılması gerektiği görüşündedir. Bunun sonucunda davalı devletin onların ölümü konusundaki sorumluluğu söz konusudur” tespitinde bulunduğunu belirtti. Tepe, “AİHM, Türkiye’yi Mehmet Selim, Hasan ve Cezayir Örhan’ın gözaltında kaybedilmesinden sorumlu tutarak mahkum etti” diye belirtti.

‘Kimsesizler mezarlığına gömüldü’

Ailenin ve İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) ısrarlı arayışı sonunda 2003 yılında Mehmet Selim ve Hasan Örhan’a ait kemiklerin Kulp’a bağlı Bağcılar köyü yakınlarında bir toplu mezarda bulunduğunun altını çizen Tepe, Cezayir Örhan’a ise hala ulaşılamadığını söyledi. İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda kimliklendirme çalışması yapılan Mehmet Selim ve Hasan Örhan’ın kemiklerinin 16 Temmuz 2004 yılında posta ile Kulp Savcılığı’na gönderildiğini söyleyen Tepe, “Ancak defnetmek için kemikleri isteyen aileye Savcılık kemiklerin kaybolduğu bilgisini verdi. Aile ve İHD bu sefer de kaybedilen kemiklerin peşine düştü. Altı yıllık arayışın ardından Örhan’lara ait kemiklerin, aynı toplu mezardan çıkan 6 kişiyle birlikte topluca kimsesizler mezarlığına gömüldüğü anlaşıldı” diye belirtti.

“Örhan’lar dosyasının zamanaşımı uygulanarak kapatılmasını kabul etmiyoruz” diyen Tepe, “Yargı makamları zamanaşımı kurumunu cezasızlığın bir aracı olarak kullanmaya son vermelidir. AİHM kayıtlarında da isimleri geçen sorumlular hakkında derhal etkin soruşturma ve kovuşturma süreci başlatılmalı. Örhanlar dosyasında adalet sağlanmalıdır. Mehmet Selim, Hasan ve Cezayir Örhan için tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 195 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” şeklinde konuştu.