Anasayfa / Devrimci Teori / BUNALIMLAR VE EMPERYALİZM
yoksulluk-3jpg

BUNALIMLAR VE EMPERYALİZM

İşçi sınıfının dünya tarih sahnesine çıkışı ile, kapitalizmin ilk bunalımının aynı zamanda olması bir rastlantı değildir. Avrupa’da işçi sınıfı 1848’lerde artık kraldan, kral bozuntularından, ya da yüzüne hürriyet gülücüğü takmış burjuva devlet yöneticilerinden bir takım haklar istemiyor, bütün köhne çatılara karşı başkaldırıp kendi iktidarına yöneliyordu.

Bundan sonraki bunalımlar da aynı sancılı dönemlerini yaşadı. Kıtlık, kıyam, açlık, sefalet, kitle kıyımları, işsizlik, ekmeksizlik .. Ve bilinçlenme, örgütlenme. Ve de daha üst planda bir iktidar mücadelesini pekiştirme. Öte yandan kapitalizm, bunalımın geçici çözümlerini de buldu. Önceleri fazla gelen, kendi toplum düzeyinde tüketemediği mamül maddeleri, ülke sınırlarının dışına, özellik¬le sanayileşmemiş yoksul ülkelere taşıdı. Ticaret alanında gelişmeleri güçlendirdi. Ve bununla beraber yoksul ülkelerden yok pahasına, çok kere asker zoruyla, hammaddeleri söküp kendi ülkesine götürdü. Yani bir yandan ekonomik alanda pazar sıkıntısını çözdü, ferahladı, öte yandan bunalımını politik olarak ülkesinden ihraç etmiş oldu. Ve fakat her periyodik bunalımın sonunda para ve üretim araçlarının daha az ellerde toplandığı, küçük sermayelerin yok olduğu, tekelci grupların filizlendiği bir üst plana yük¬seldi. Bunlar sömürgecilik döneminin temel ölçüleridir.

1900’lara gelindiğinde kapitalizmin bir aşama kay¬dettiği görüldü. Kapitalizm gene sömürücü idi, özünden birşey kaybetmemişti, fakat biçim olarak bir değişikliğe ulaşmıştı. Özel bir evresini yaşayacaktı. Bu, kapitalizmin en yüksek aşaması, tekelci kapitalizm ya da emperyalizmdir.

Emperyalizmin belli başlı özellikleri şöyle tanımlanmıştır.

«a) Üretimde ve sermayede görülen yoğunlaşma öyle bir yüksek gelişme derecesine ulaşmıştır ki, iktisadi hayatta kesin rol oynayan tekelleri yaratmıştır;

  1. b) Banka sermayesi sınayi sermayeyle kaynaşmış ve bu «mali sermaye» temeli üzerinde bir mali oilgarşi kurulmuştur;
  2. c) Sermaye ihracı emtia ihracından ayrı olarak, özel bir önem kazanmıştır;
  3. d) Dünyayı aralarında bölüşen uluslararası tekelci kapitalist birlikler kurulmuştur;
  4. e) En büyük kapitalist güçlerce dünyanın toprak bakımından bölüşülmesi tamamlanmıştır.»

İçinde bulunduğumuz yirminci yüzyılın belirleyici rengi işte böyle başlamıştır. Bu, sermayenin, kapitalist ülkelerin dışında, mamül maddelerden ayrı bir önem kazanarak yatırımlara geçmesi, (kapitalist gelişmeyi çok ilkel, çok çarpık, çok haşlak da olsa) o ülkelerde kapitalizmin fiizlenmeye başlaması demektir. Kapitalizmin gelişmesi, işçi sınıfının kımıldanmaya başlaması demektir.

Ayın zamanda feodal karakterli yoksul ülkelerin kapitalist üretim biçimine doğru çözülmeye başlaması da demektir.

Emperyalizm, bir yandan dünya ülkelerini «emperyalist zincirin birer halkası» haline getirirken; öte yandan dünyayı nüfuz alanlarına da kendi içinde bölü verdi. «Özel avlama bölgeleri» yarattı. Buna bir de burjuva devlet yapısının değişikliğini eklemek gerekir. Emperyalist devletler, «tekelci devlet kapitalizmi» gereği olarak daha bir askerileştirildi, daha bir bürokratlaştırıldı. Burjuva diktatoryası daha bir pekiştirildi. Ve gerek ekonomik çıkarlar, gerek politik çıkarlar, kapitalizmin gelişmesi seyri içinde sömürü alanını genişletmek ve bunalımın ihracını sağlamak bakımından su yüzüne gün günden beter şekilde vurmaya koyuldu. Bunalımın sancısına işçi sınıfı ve köylülüğün iktidara yönelen mücadelelerini de eklersek, emperyalist ülkeler arasındaki çelişkinin ne kadar ağır olduğu anlaşılır. Zaten kapitalizmin dünyaya yayılması, dünya çapında şu ya da bu ölçüde kapitalizme tepkileri de beraberinde getirmiştir.

Emperyalist ülkelerin kendi aralarında ilk büyük dalaşı, dünyayı yeniden bölüşmek temelinde yükselen birinci dünya savaşıdır. Bu savaş bazı iri – kıyım emperyalist ülkelere yaradıysa da genel olarak emperyalizmin hesabında olmayan ve çıkarma gelmeyen sosyalist ülkelerin doğuşunu getirdi. Askeri feodal Çarlık devletini, işçi sınıfı ile köylülük yerle bir etmişti. Bu, yeni durumdu. Ve dünyanın konumu değişmeye yönelmişti.

Bu ilk dalaştan sonra emperyalist ülkeler arasındaki çelişme devam etti. Gündemin birinci maddesinden inmedi. Fakat nüfuz alanlarına bölünen dünya ülkeleri boyun bükmeye devam etmiyorlardı. Bağımsızlık savaşlarına yöneliyorlardı. Bu savaşlarda o ülkelerin işçi sınıfı da yer almaya başlamıştı. Hatta savaşın öncülüğünü çeker olmuştu.

Emperyalist çelişkiler 1940’larda yeniden savaş planında tekrar gündeme geldi. Bu, dünya çapında büyük bir bunalımdı, emperyalizmin ikinci büyük bunalımı… İşçi sınıfına, emekçi halka ve diğer ülkelere azgın bir şekilde saldıran emperyalist ülkeler, temelde sermayedar çıkarını kollamaktaydı. Kar bozulmasın, cennet dünya yıkılmasın diyarlardı. Ve bu ikinci paylaşım savaşında yok edilmek üzere hedef alınan Sovyetler Birliği de vardı.

İkinci dünya savaşı emperyalizm için bir pirus zaferidir. Temelde yoğunlaşan üretim ile orantılı pazarlama alanları aranırken, sömürü – soygun garantiye bağlanmak istenirken, silah ters tepti. Silahı ters teptiren de işçi sınıfı ve emekçi halkın kendi kurtuluşu yönünde yükselen mücadele bayrağının doruğa dikilmesiydi. Savaş sonunda artık dünyanın 1/3’ü emperyalist – kapitalist üretim bölüşüm ilişkileri dışına taşmıştı. Sosyalist ülkelere dönüşmüştü. Ve savaş sonunda dünya politikasında onlar da yer alacaktı. Kapitalist dünyada ise savaştan az yıpranmış olarak çıkan ABD, «hür dünyanın» ağababası, jandarması kesilecekti. Ve yoksul ülkelere kan kusturacaktı.

Fakat hızlanan ulusal kurtuluş savaşları, işçi sınıfı ve emekçi halkların yükselen mücadelesi, bunları destekleyen sosyalist ülkeler, azgınlaşan emperyalist saldırıların burnunu yerlere sürtecek, zaferi çabuklaştıracaktır.

İkinci paylaşım savaşından, yani 1945’lerden sonra dünyanın çehresi emperyalizm aleyhine daha bir değişmiştir. Emeğin üretkenliği açısından değerlendirilmesi mümkün olan bir bilimsel ve teknolojik devrim vardır. Üretim kapasitesini alabildiğine artırmıştır. Ancak bu artış oranında sermayede bir yoğunlaşma söz konusu değildir

Zira pazar sorunu, bunalımı iyice artırmıştır. Bunalımın ihracı ise artık eskisi kadar kolay değildir. Zaten uluslararası birleşik sermaye «çok uluslu tekeller» adı altında serpilip yoğunlaşmıştır. Bunalım her alanda birden derinleşmektedir. Gerçi tekeller üretimi yer yer sınırlandırıp, fiyat dayatma gücünü kullanarak aşırı kar sağlamaktadırlar. Fakat atıl kapasite işsizler ordusunu dağlar gibi yükseltmekten başka bir işe yaramamaktadır. Fiyatlar da öte yandan dörtnala koşmaktadır. Bunalımın ihracı da eskisi kadar kolay olmadığından, kapitalist bunalımın feraha ermesi, atılıma ulaşması artık tarihe karışmıştır.

Yani emperyalist – kapitalizmin bunalımı süreklidir.

Ve giderek derinleşmektedir. Bu, emperyalist dönemin başında emperyalizm için «kapitalizm ölüm döşeğine girmiştir, bir daha çıkmayacaktır», «çamur ayaklı dev», «can çekişen, bunalan, tekelleşen kapitalizm» gibi bilimsel değerlendirmeleri yapan işçi sınıfı önderlerini haklı çıkarmıştır.

Çağımız emperyalizmin proleter devrimler çağıdır. Emperyalist kapitalizm ne yapsa da bunalım ve krizlerine çözüm bulamıyor. Bu durum halklara sömürü, kan ve göz yaşından başka birşey vermeyen, vermeyen emperyalizmin yıkımının güncel olduğu gerçeğini gösteriyor.İşçi ve emekçi yığınlar bellerini doğrultup devrimci bir temelde yeniden ayağa kalkarak emperyalist kapitalizmi mutlaka yerle bir edecek ve dünyaya eşitlik ve özgürlük egemen kılınacaktır.

HALKIN BİRLİĞİ

9-mayis-anti-fasistr

9 Mayıs Büyük Anti-Faşist Zaferin 72.Yılında Unutulmaması Gereken Gerçekler..!

9 Mayıs 1945 yılı Hitler faşizminin tarihin derinliklerine gömüldüğü, büyük anti-faşist savaşın 72. yıldönümü. Ve …