Bütün ülkelerdeki burjuvazinin, burjuva ideolog profesör ve politikacýlarýnýn en çok çarpýttýklarý, iþçileri ve diðer geniþ emekçi kitlelerini aldatmaya çalýþtýklarý ve aldattýklarý sorunlarýn baþýnda gelir, devlet sorunu. Her türlü gericisinden demokratýna kadar genel olarak burjuvazi, devleti toplumun genel çýkarlarýnýn savunucusu olarak gösterir. Onlara göre devlet, aile içindeki tüm çocuklarýna yani sýnýflarýna karþý ayrým gözetmeyen þefkatli bir babadýr. Devletin nasýl olupta ortaya çýktýðý, ne olduðu, devlete ihtiyacýn nereden doðduðu vb. sorulara bilimsel cevaplar veremeyen, vermeyen burjuvazi devleti sýnýflar üstü bir toplumsal düzenleyici olarak propaganda eder. Okullarda bunu öðretir. Kitaplarda bunu yazar. Kýsacasý tüm toplum yaþamýnda her türlü araçtan yararlanarak bilime aykýrý gerici görüþlerini yayar.
Her þeyden önce þu bilinmelidir ki, devlet, topluma dýþarýdan dayatýlmýþ bir güç deðil, toplumun, maddi çýkarlarý uzlaþmaz, karþýt sýnýflara bölünmesinin bir sonucudur; yani toplumun geliþmesinin belirli bir aþamasýnýn ürünüdür. Demek ki devlet, düþünülemeyecek bir zamandan beri var olan bir þey olmadýðý gibi, kavranýlamayacak bir sorunda deðildir. Nerede sýnýflar varsa ve sýnýf çeliþmeleri varsa orada devlet vardýr. O halde devletin ne olup olmadýðýný anlayabilmek için sýnýflarýn ne olduðu ve nasýl ortaya çýktýklarýný anlamak gerekir.
En özlü tanýmla sýnýflar, toplumda farklý maddi çýkarlara sahip olan ve toplumsal konumlarý ve üretim araçlarýyla iliþkileri birbirinden farklý insan topluluklarýdýr. Ýnsanlýðýn sýnýflara ayrýlýþý, üretim aletleride dahil olmak üzere, üretim araçlarýnýn ve üretim sürecinde elde edilen ürünlerin belirli kiþiler tarafýndan özel mülk edinilmesiyle oluþmuþtur. Küçük zanaatçýlarýn tarýmdan ayrýldýðý ikinci büyük toplumsal iþbölümü (toplumsal iþbölümünün temeli kent ile köy karþýtlýðýdýr) toplumun sýnýflar þeklinde bölünmesiyle oluþmuþtur.
Sýnýflarýn varolmadýðý ilkel komünal toplumda doðal olarak devlet yoktu. Devlet, bir rastlantý sonucu, bilmem hangi adamýn kafasýnda doðmuþ deðildir. O bir ihtiyacýn ürünüdür. Bu ihtiyaç, sýnýf karþýtlýklarýný frenleyerek sýnýf mücadelesi içinde toplumun kendi kendisini yiyip bitirmesini engelleme ihtiyacýdýr. Ama bu demek deðildir ki, devlet toplumdaki bütün sýnýflara eþit mesafede duran bir güçtür. O halde devlete duyulan ihtiyacý nasýl anlamak gerekir?
Toplumun, sömüren ve sömürülen olarak sýnýflara bölünmesi ve sýnýf çatýþmalarý, üretim yetersizliðinden, bölüþümdeki farklýlýktan doðmuþtur. Üretim araçlarýnýn özel mülkiyetine sahip olmasý nedeniyle, toplumsal ürünü ele geçiren hakim sömüren sýnýf, mevcut üretim koþullarýna dýþarýdan, yani sömürülen sýnýflardan herhangi bir karýþmayý önlemek amacýyla, özellikle sömürülen sýnýflarý belirli üretim biçimine (kölelik, serflik, ücretli emek) uygun düþen baský koþullarýnda zorla tutmak amacýyla bir örgüte ihtiyaç duyar. Demek ki, devlet toplumun deðiþken ihtiyaçlarý ile, þu ya da sýnýfýn üstünlüðü ile, son tahlilde (özünde) üretici güçlerin ve üretim iliþkilerinin geliþmesi tarafýndan belirlenir. Sýnýf karþýtlýklarýna dayanan toplumun ihtiyaç duyduðu;
“... devlet, özünde, üretim üzerinde hüküm süren sýnýfýn ekonomik gereksinmelerinin yoðunlaþmýþ biçiminde yansýmasýndan baþka bir þey deðildir.” (Egels, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu s. 58)
Devlet genellikle toplumun resmi temsilcisidir, toplumun görülür bir kurumda biraraya gelmesidir. Özetlersek devlet (köleci, feodal, burjuva devlet) toplumun bir kesiminin (azýnlýðýn) toplumun diðer kesimini (çoðunluðu) sömürmesine dayanan belirli bir üretim biçimine (köleci, feodal, kapitalist) sömürülen sýnýflardan gelecek tehlikeleri önlemek, tehlikeleri asgariye indirmek, toplumun keskin sýnýf mücadeleleri içinde kendi kendisini yiyip bitirmesini engellemek, yani sýnýf karþýtlýklarýný frenlemek ihtiyacýndan doðmuþ bir zor örgütüdür.
Ýþte bu zor örgütü, köleci, feodal ve kapitalist toplumsal yaþamýn temel koþullarýna, sömürülen sýnýflarýn boyun eðerek uymalarýný saðlar. Sýnýfýmýzýn büyük önderlerinden yoldaþ Lenin’in özlü tanýmýyla “elleri altýnda hapishane vs. bulunan özel silahlý adam müfrezeleri”ne dayanýr devlet. Baþlýca güç aleti olan sürekli ordu ile bürokrasi devletin temel kurumlarýdýr.
Gelelim devletin özü ve biçimi sorununa. Özel silahla dam müfrezeleri ve bürokrasi tarafýndan meydana getirilen devletin özü, doðrudan doðruya zora dayanan, hiçbir yasa tarafýndan sýnýrlanmayan bir yönetimdir, yani diktatörlüktür.
“Diktatörlük toplumun bir kesiminin toplumun geri kalan kesimi üzerinde, doðrudan doðruya zora dayalý egemenliðidir.” (Lenin, Marksizmin Bir Karikatürü ve Emperyalist Ekonomizm s. 84) Devlet bir sýnýfýn baþka bir sýnýf tarafýndan baský altýnda tutulmasýnýn bir aracý, özel bir güç olduðuna göre her diktatörlüðünün bir sýnýf özü (köleci, burjuva, feodal) vardýr. ( Proletarya diktatörlüðünün kelimenin gerçek anlamýnda bir devlet olmadýðýný belirtmek yerinde olur burada. Buna ileride deðineceðiz. ) Yani, her diktatörlük, bir sýnýf diktatörlüðüdür. Her sýnýf, çýkarýný zedeleyen, sarsan her türlü giriþimi kuvvet kullanarak zorla bastýrýr, yani diktatörlük uygular. Öyleyse, genel olarak diktatörlükten deðil, sýnýf diktatörlüðünden bahsetmek gerekir. Lenin’in dediði gibi;
“ Diktatörlük bir avuç insanýn, bir oligarþi ya da bir sýnýf vb. tarafýndan uygulanabilir.” (Proletarya Diktatörlüðü ve Dönek Kautsky s. 84)
Ama her durumda diktatörlük belli bir sýnýfýn ekonomik çýkarlarýnýn korunmasýný amaçlar. Burjuvazi ve onun her türlü temsilcileri biz iþçileri, emekçileri aldatmak için diktatörlük terimine, devlet iktidarýný nasýl olduysa ele geçiren tek kiþinin sadece kendi çýkarlarýný temsil ettiði keyfi bir yönetimi ifade eden sýnýflar üstü bir içerik vermeye çalýþýrlar. Amaçlarý, biçimi ne olursa olsun, özünde kapitalist bir makina olan kendi devletlerini bu özünü geniþ halk kitlelerinden saklanmak, proletarya ile burjuvazi arasýnda uzlaþmaz karþýklýklarý gözden saklamaktadýr.
Çünkü;“…politik iktidar, uygar toplumdaki uzlaþmaz karþýtlýðýn resmi ifadesinden baþka bir þey deðildir. ( Marks, Felsefenin Sefaleti )
Devletin biçimi ise zorun nasýl örgütleneceði, diktatörlüðün nasýl uygulanacaðý ile ilgilidir. Özel silahlý adamlar nasýl örgütleneceklerdir, ne zaman ve nasýl kullanýlacaklardýr, diktatörlüðün konusu olan insanlarýn toplumsal yaþamýn temel koþullarýna uymasý ne tür yasalar, tedbirler, kurumlar vs. yoluyla saðlanacaktýr? Yasama görevini kim ya da kimler yapacaktýr? Yürütme görevini kimler tarafýndan üstlenecektir? Yasama yürütme ayrý mý olmalý, yoksa birleþtirilmeli mi? Devletin biçimi sorunu, diktatörlüðün yani devletin somut olarak nasýl örgütlenmesi gerektiði gibi bir dizi sorunu içerir.
Sýnýflarýn ortaya çýktýðý köleci toplumdan bu yana tarih, dört çeþit diktatörlüðe ( köleci, feodal, kapitalist, sosyalist) ve bir çok diktatörlük biçimine tanýk olmuþtur. (Ýnsanlýðýn tanýk olduðu ve olacaðý en son diktatörlük proletarya diktatörlüðüdür, insan toplumunun geliþim sürecinde ortaya bir çok devlet biçimi çýkmýþ olmasýna raðmen baþlýca þunlarý sayabiliriz: Köleci Demokrasi, Aristokrasi, Monarþi, Anayasal Monarþi, Burjuva Demokrasisi, Faþist Diktatörlük, Sovyetler -Ýþçi, Köylü ve Asker Meclisleri-.
Faþist diktatörlük ve yazarý, çizeri vb. türlü destekçisi tarafýndan kulaklarý saðýr edercesine, avazlarý çýktýðý kadar baðýrarak propaganda edilen þu demokrasi nedir? Devletin biçimi sorununu açýklamak için tarihin kaydettiði bütün devlet biçimleri üzerinde burada durmak olanaklý olmadýðýndan sadece Burjuva Demokrasisi ve Türkiye’deki devlet üzerinde kýsaca duralým. Belirtildiði gibi burjuva demokrasisi bir devlet biçimidir. Demokrasi denilince, hiç bir sýnýfa deðil de, bütün topluma ait bir þey anlamak gerekir. Toplumun bireyleri arasýnda yasal olarak, kapitalist ve iþçi, toprak aðasý ve köylü ayrýmý yapmýyan, yasal karþýsýnda her kesi eþit gören bir devlet ayrýmý yapmayan, yasa karþýsýnda her kesi eþit gören bir devlet biçimi olmasýna raðmen demokrasi de;
“…her devlet gibi… zorun, örgütlenmiþ olarak, sistemli bir biçimde isanlara uygulanmasýdýr…” -(Lenin, Devlet ve ‹htilal s. 131-132).
Peki ama kim tarafýndan kime karþý, hangi sýnýf tarafýndan hangi sýnýfa karþý? Bir devlet biçimi olan demokrasi de örgütlenmiþ zor ise, genel anlamdan demokrasiden deðil, ancak ve ancak sýnýf demokrasisinden söz edilebilir. Burjuva demokrasisinin ( kapitalist demokrasi, burjuva diktatörlüðü) yanýsýra, proleter demokrasi (sosyalist demokrasi, proletarya diktatörlüðü) de vardýr. Lenin’in dediði gibi,
“…deðiþik sýnýflar varolduðu sürece, ‘saf demokrasi’den söz edemeyeceðimiz açýktýr. Ancak sýnýf demokrasisinden söz edebiliriz” (Lenin, Proletarya Devrimi Kautskyg. 91).
Tersi bir görüþ iþçileri, emekçileri kandýrmaya yönelik bir yalandýr. ‘Saf demokrasi’den ‘sýnýflar üstü demokrasi’den söz edemeyeceðine göre her demokrasi belirli sýnýf ya da sýnýflar için demokrasi, baþka sýnýf ve snýflar için diktatörlüktür.
Çünkü, nerede zor varsa orada genel anlamda, politik özgürlük ve demokrasi olamaz. Ýþte burjuvazi ve onun ideologlarý, politik temsilcileri tarafýndan allanýp pullanýp burjuva demokrasisi, burjuvazi içi demokrasi, geniþ halk kitleleri için ise diktatörlüktür. Demokrasi kapitalizmin serbest rekabetçi dönemin politik üst yapýsýdýr. Bir baþka deyiþle demokrasi serbest rekabete tekabül eder. Kapitalizmin tekelci aþamasýnda politik üst yapýsý ise demokrasiden politik gericiliðe deðiþimdir, yani politik gericilik ekonomik tekele tekabül eder. Çünkü, sanayi sermayesiyle banka sermayesinin iç içe girmesini ifade eden mali sermaye (finans-kapital) politik özgürlük için deðil, politik tekel için çabalar.
“Gerek dýþ politikada, gerek iç politikada emperyalizm demokrasiyi ihlal etme çabasýndadýr, gericiliðe yöneliktir. Bu anlamda emperyalizm genel olarak demokrasinin… su götürmez biçiminde yadsýnmasýdýr.” (Lenin, Marksizm’in Bir Karikatürü Ve Emperyalist Ekonomizm s. 48)
Genel olarak kapitalizm, özel olarak da kapitalizmin en yüksek aþamasý olan tekelci burjuvaziye karþý kitlelerin demokratik mücadelesininde þiddetlenmesine yol açar. Emperyalizm, demokrasiyi yadsýyarak demokrasi için kitlelesel mücadeleyi þiddetlendirir. Proletaryanýn, emperyalizme karþý sosyalist baþkaldýrýsýnýn uyanýþý ve büyümesi, demokratik direnç ve kitlesel huzursuzluðun artýþýyla ayrýlmaz biçimde iliþkilidir. Evet, Lenin’in de dediði gibi;
“Bütün demokrasi kapitalizmle ancak çok ufak ölçüde ve yalnýzca göreli olarak elde edilebilen ‘haklar’ýn ilanýný ve gerçekleþtirilmesini içerir.” Yine Lenin’in dediði gibi;
“Ama bu haklarý hemen þimdi getirmek için savaþým vermeksizin, yýðýnlarý bu savaþýn ruhu ile eðitmeksizin sosyalizm olanaksýzdýr.” (Lenin, Marksizmin Bir Karikatürü Emperyalist Ekonomizm s. 91)
Biz Marksist-Leninstler demokrasinin baskýyý ortadan kaldýrmadýðýný biliriz. Demokrasi sýnýf mücadelesini daha doðrudan, daha geniþ, daha açýk, daha belirgin hale getirir. Biz iþçilerin gerek duyduðu þey de budur iþte. Demokrasi mücadelesi olmaksýzýn sosyalizm olanaksýzdýr. proletarya, demokrasi mücadelesi içinde sosyalist devrime hazýrlanmadýkça devrimi yapamaz.
1961 anayasý ile tanýnan ve çok sýnýrlý olan bazý politik hak ve özgürlüklere raðmen Türkiye’de hiç bir zaman burjuva anlamda demokrasi olmamýþtýr. Hele hele 1946’lara kadar CHP’den baþka bir partinin kurulmasýna izin verilmemiþtir. 1925 ve 1930 yýllarýnda kurulan Terakkiperver Fýkra ve Serbest Fýkra gibi hakim sýnýf partileri bile kýsa sürede kapatýlmýþtýr. Ýþbirlikçi tekelci burjuvazisi ve toprak aðalarýnýn belirli kesimleri dýþýndaki kesimlere bile partileþme izni verilmiyordu ki, iþçilere, köylülere kýsacasý tüm halka bu ve diðer özgürlükler tanýnsýn. Bir diðer örnek; iþçilerin sendikal örgütlenme ve çalýþmasýna ancak 20 fiubat 1947’de çýkarýlan Sendikalar Yasasý ile izin verilmiþtir. Ama o da grevsiz ve toplusözleþmesiz.
1961 anayasasý bazý politik reformlar içerse de politik yaþama öze iliþkin bir deðiþiklik getirmedi, getiremezdi de. Örneðin 61 anayasasýnda 141 ve 142 sayýlý yasalarla komünist örgüt kurmak ve komünist düþüncelerin propagandasýný yapmak hala yasaktý. Ýþte biz iþçiler sahte deðil gerçek demokrasi için, devrimci demokrasi, devrimci demokratik halk cumhuriyeti mücadelesi içinde sosyalist devrime hazýrlanacak, demokrasi ve sosyalist mücadeleyi birlikte yürütecek, bilinç ve örgütlenmedeki hazýrlýk derecenize göre demokratik devrimden sosyalist devrime geçmeye baþlayacaðýz. Çünkü biz;
“Kesintisiz devrime yandaþýz, yarý yolda durmayacaðýz.” (Lenin, 1905 Devrimi Üzerine Yazýlar s. 187)
Yarý yolda durmayacaðýz, yani iþbirlikçi tekelci burjuvalarý ve toprak aðalarýnýn devletinin yýkýlmasý ve devrimci demokrasinin elde edilmesiyle yetinmeyeceðiz, asýl hedefimize, ekonomiyi sosyalist bir temelde örgütlememize olanak tanýyacak proletarya diktatörlüðü hedefimize doðru yürüyeceðiz. ‹þte azami programýmýzýn politik hedefi budur.
Proletarya diktatörlüðü nedir? Özlü bir tanýmla proletarya diktatörlüðü tek bir sýnýfýn proletaryanýn partisinin önderliðinde hakim sýnýf olarak örgütlenmesidir, proletaryanýn politikayý yönetmesi demektir. Çünkü, ekonominin kapitalist örgütlenmesi nasýl ki yerini ekonominin sosyalist örgütlenmesine zorunlu olarak býrakacaksa, (komünizmin örgütlenmesi esas olarak ekonomiktir) kelimenin öz anlamýnda, devlet olmayan, daha doðru bir deyiþle devlet ile devletsizlik arasýnda bir geçiþ, bir politik geçiþ dönemi olan proletarya diktatörlüðüne býrakacaktýr. Zaten, ekonominin sosyalist örgütlenmesine, insanlýðýn nihai toplumsal örgütlenme biçimi olan sýnýflarýn ortadan kalkmasý, ancak böyle bir politik geçiþ döneminin, insanlýðýn zorunlu bir geçiþ noktasý olarak proletaryanýn sýnýf diktatörlüðünün varlýðýný gerektirir.
Çünkü, üretim araçlarýnýn özel mülkiyeti elinden alýnan ve politik iktidarý yitiren kapitalistler, kaybettiklerini tekrar elde etmek isteyecek ve þu ya da bu yoldan giriþimde bulunacaklardýr bu bir, ikincisi, durmaksýzýn yeni kapitalistler doðurma eðiliminde olan küçük meta üreticilerinin ekonomisinin sosyalist örgütlenmesi içinde yönetilebilmesi için.
Birinci durumda, hakim sýnýf olarak örgütlenmiþ proletarya kapitalistlerinin direncini kýrmak içi sözcüðün tam anlamýyla diktatörlük uygular. ‹kinci durumda ise, proletarya diktatörlüðünün esas görevi küçük meta üreticilerini, kollektif büyük çaplý üretimin gerçek kurtuluþ yolu olduðuna ikna etmektir. Ama sosyalist toplumsal yaþamýn temel koþullarýna uymayý reddeden, onlarý bozmaya yönelen davranýþlara da hoþgörülü davranmaz. Proletarya diktatörlüðü sömürenler üzerinde, artýk sýnýf olarak mevcut olmayan devrilen kapitalist ve toprak aðalarý üzerinde diktatörlük, emekçiler üzerinde ise demokrasidir. Proletarya diktatörlüðü dönemi þiddetli ama biçim deðiþtiren bir sýnýf mücadelesi dönemi olduðu gibi, toplumsal emeðin sosyalist örgütlenmesinin (Komünizm) kaçýnýlmaz zaferinin, gücünün güvencesidir de. Lenin ve Stalin dönemlerindeki sosyalist Sovyetler Birliði’nde artýk kelimenin öz anlamýnda devlet olmayan böyle bir devletin bulunduðu bir geçiþ dönemi, kapitalizmden komünizme bir politik geçiþ dönemi yaþanýyordu.
Sosyalizmden komünizme bu politik geçiþ döneminde demokrasinin tam geliþimi, yani tüm halklarýn bütün devlet iþlerine ve kapitalizmin ortadan kaldýrýlmasýnýn tüm karmaþýk sorunlarýna gerçekten eþit ve gerçekten evrensel biçimde katýlmasý gerçekleþecektir. Bu ne demektir? Bu herþeyden önce demeketir ki, proletarya diktatörlüðü, sözcüðün gerçek anlamýnda devlet, özel bir baský gücü deðildir artýk, onun özü silahlý iþçilerdir. Sosyalist devlet, azýnlýðýn çoðunluðu baský altýnda tuttuðu, toplum üstünde yer alan, topluma yabancýlaþan kurumlardan oluþmaz. Devlet iktidarýnýn görevleri halkýn tümü tarafýndan yerine getirilir. Halk kamu görevlilerini yargýçlar, öðretmenler, memurlar vb. seçimle iþbaþýna getirir ve onlarý her an görevden alabilir. Sözün kýsasý sömüren sýnýflarca politik yaþamýn dýþýnda kalmaya zorlanmýþ geniþ emekçi kitleleri politik yaþama aktif olarak katýlýr. Politik yaþama bu katýlma ne kadar geniþ, yaygýn ve bilinçli olursa, tüm devlet görevleri halkýn tümünce ne ölçüde yerine getirilirse, devlet ile devletsizlik arasýnda bir geniþ olan, yani sözcüðün öz anlamýyla bir devlet olmayan proletarya diktatörlüðü o derece de gerekli olmaktan çýkar.
Proletarya diktatörlüðünn kendi kendisini gereksiz kýlmasý, sönmesi uzun tarihi bir süreç içindir. Sosyalizm olarak da adlandýrýlan bu süreç, komünist toplumun alt aþamasýdýr. Üretim araçlarýnýn toplumsal mülkiyetine dayanan sosyalizmle herkes harcadýðý emek miktarýna göre ürün alýr. Herkesten yeteneðine göre iþ yapmasý istenen ve herkese emeðinin karþýlýðý verilen (herkesten yeteneðine göre, herkese emeðine göre ilkesi) sosyalizmde herkesten yeteneðine göre, herkese ihtiyacýna göre ilkesi uygulanamaz.
Daha çok emek harcayanýn daha çok ürün aldýðý bu koþullarda hala burjuva hukuku geçerlidir. Çünkü, insanlar henüz ortak yarar için çalýþmanýn gereðini kavramaktan uzaktýrlar ve bu nedenle sosyalizmde;
“Yarý-burjuva hukukuyla yarý-devletde henüz tamamen ortadan kalkmýþ deðildir” der Lenin. Komünizmde (yani komünizmin ilk evresinde) burjuvazi olmaksýzýn burjuva devletinin bir süre daha kalmasýnýn nedeni budur. Sosyalizmle eþitlik, ölçmenin eþit bir standartla, emekte yapýlmasýndan ibarettir. Aslýnda;
“Bu eþit hak, eþit olmayan emek için eþit olmayan bir haktýr… bu nedenle bu, özünde her hak gibi bir eþitsizlik hakkýdýr” der Marks.
Bireyler zihinsel ve fiziksel bakýmdan, eþit olmadýklarýndan dolayý aslýnda eþit hak almaktan çok eþiksiz olmalýdýr. Marks’ýn dedði gibi bu aksaklýklar, komünist toplumun ilk evresinde kaçýnýlmazdýr. Biz komünistler sosyalizmde eþitlikten, çalýþma olanaklarý vb. bakýmýndan toplumsal eþitliði anlarýz, yoksa bireylerin ekonomik eþitliðini deðil. Bireyler arasýndaki eþitlik ise sýnflarýn ortadan kaldýrýlmasý demekir ki, bu da komünizmin üst evresinde gerçekleþir.
Demek ki, devlet bireyler arasýnda ekonomik eþitlik saðladýðý zaman kuruyup gidecektir, ortadan kalkacaktýr. Dikkat! Kaldýrýlacaktýr deðil, kalkacaktýr. Çünkü, bu aþamaya sosyalizmin evrimi sürecinde varýlacaktýr. Bireyler arasýnda toplumsal üretim araçlarýyla iliþkileri bakýmýndan farklýlýk silindiði zaman bir baþka deyiþle sýnýflar ortadan kalktýðý zaman devlette, hiç bir gücün kendisini ortadan kaldýrmasýna ihtiyaç duymadan -sýnýflar ortadan kalktýðý için böyle bir güçte olmayacaktýr- kendiliðinden sönecektir. Ýþçi sýnýfýnýn kendi kendisini ortadan kaldýrmasý ile devletin sönmesi eþ zamanlýdýr. Devletin kendi kendisine yok olmasý, artýk her bireyin ortak yarar için gönüllü ücretsiz çalýþmanýn gereðini kavradýðýný gösterir. Böylece kamu iktidarý politik niteliðini yitirir; kiþilere hükmedilmesinin yerini, þeylerin yönetimi ve üretim süreçlerinin yönetimi alýr. Artýk insanlar þiddet ve boyun eðme olmaksýzýn toplumsal yaþamýn temel koþullarýna uymaya alýþmýþlardýr. Artýk özgür bireylerin toplumuna varýlmýþtýr, gerçek özgürlüðe eriþilmiþtir. ‘ Dünya proletarya diktatörlüðü’ aracýlýðýyla ‘dünya komünizmi’ne varýlmýþtýr.
Ýþte insanlýk açýsýndan geçici bir kurum olan devletten (ilkel komünal toplumda devlet yoktur) devletsizliðe geçiþin diyalektiði, iþte köleci devletten mutlakiyete, mutlakiyetten burjuva demokrasisine, burjuva demokrasisinden proleter demokrasisine, proleter demokrasisinden, demokrasizliðe geçiþin ileriye doðru seyri.