Biliyoruz ki yaşam, bir sanatsa eğer, devrimci onun en büyük ustasıdır. Devrimcinin yaşamı tutkuyla nakışlanmış aşkın ta kendisidir. Tıpkı 8 Mayıs 1981 yılında K.Maraş’ın Elbistan İlçesinde gözaltına alınıp, 25 Mayıs 1981 yılında işkencelerde hunharca katledilen Ali Ekber yürek yoldaş gibi.
Aslında Ali Ekber yoldaşın yaşamı ve mücadelesini anlatan yeğeni Şükran Lilek Yılmaz tarafından kaleme alınmış olan “Ali Ekber Yürek: Ben dünyayı değiştirmeye talibim” adlı kitabı, komünist bir militanın nasıl devrim ve sosyalizm davasına adandığını, en zor dönemlerde sessizce devrimin hamalı olarak en ağır görevleri ve sorumlukları üstlenmekten geri kalmadığını ortaya koyuyor.
Devrim için yaşamlarını ortaya koyan şehitlerimizi anlatmak ve onların savaşım ve yaşamlarını çok yönlü olarak gelecek kuşaklara taşımak dünü bugüne ve bugünü geleceğe bağlamak, deney ve tecrübeleri yığınlarla buluşturmak , Onlara verdiğimiz devrim sözüne bağlı kalmak bakımından, büyük önem taşıyor.
Neki yazma alanındaki tembellik ve devrim şehitlerine karşı duyarsızlığında etkisiyle, kendilerini devrim ve sosyalizm davasına adamış şehitlerimizi anlatan ve Onları kitlelere-devrimci kuşaklara tanıtan anı-biyografi çalışmaları oldukça sınırlı. Bu durumun aşılmasında Şükran Lilek Yılmazın çabasını takdir ediyor ve Ali Ekber yoldaşı derinliklerden açığa çıkararak, işçiler, emekçilere ve devrimcilere tanıttığı içinde ayrıca kendisine teşekkür ediyoruz.
Devrimci için aşk, ikircimsiz, coşkulu toplumsal bir eylem, bir aradan ışık destanıdır. Devrimcinin işi devrim yapmaktır. Devrim, bilinemez uzak bir tarihin sorunu değildir, canlı, dinamik ve somuttur. Devrimci için devrim, yaşamının her ‘anına aittir. Devrimcinin yaşamının her ‘an’ı, bir yıkma ve yeniden kurma eylemidir. Devrimci kendini böyle yaratır.Devrimci yaşamın yaratıcısıdır, esiri değil. Yoksul, kısıtlı, bencilce bir yaşam… Bu, devrimcinin ölümüdür.
Ali Ekber yoldaşı çeşitli yönleriyle anlatan kitap, Onun mütevazi, sorunları çözmede derin ve diyalektik düşünen ve olaylara-olgulara bilimsel yaklaşımı kendine düstur alal bir hatta durduğunu ortaya koyuyor. Bencil ve bireycilikten arınmış, sosyalizmi derinlemesine kavraması nedeniyle kolektif düşünen, herkesin yardımına koşan ve Onların sorunlarına yanıt olan Ali Ekber yoldaş, gittiği her yerde serinkanlılığı ve çalışkanlığıyla öne çıkıyor. Yoldaşlarına yürekten bağlı olan Al Ekber yoldaş 13 Eylül 1977 yılında Elazığ işkencehanelerin de katledilen Pir Ahmet solmaz yoldaşı ve kuşku yok ki önderi İbrahim Kaypakkaya yoldaşın kaldırdığı kızıl bayrağa sıkıca sarılarak öğretmenlik yaptığı alanlara taşıyor.
1976 yılında TKP/ ML Hareketiyle yollarını ayıran ve hareketin olumsuzlukları ve Maocu yanları üzerinde yürüyen dogmatik Partizan ayrışmasında tereddütsüzce Pir Ahmet Solmaz yoldaşla birlikte hareketin safında yer alır. O dönemde Ovacıkta az sayıda yoldaşlarla omuz omuza vererek, hareketimiz geliştirip ileriye taşımaya çalışır. Hem öğretmenlik ve hem de devrimci faaliyetleri geliştirmeye çalışan Ali Ekber yoldaş örgütün ihtiyaçları söz konusunun olduğunda tereddüt duymadan profesyonel devrimciliğe geçer. 12 faşist darbesinin ardından K.Maraş-Elbistan bölgesinde sorumluluklar üstlenir ve dağılan örgütleri yeniden toparlamaya ve faşist cuntaya karşı emekçileri mücadeleye katmaya çalışır.
Belki herkes bakmasını bilir. Ama bakmasını bilmek ve bir de görmek vardır. Gözlerinle baktıklarını algılama gücünü göstermek, her insana nasip olmayan bir anlayış derinliğini gerektirir. İnsan onu ilk gördüğünde hemen dikkat çeken, yüzünde birikmiş yaşam tecrübesiydi Ali Ekber yoldaşa. Onun cesaretli, sakin ve militan duruşu, karşısındaki insanda ilk anda doğal bir saygınlık ve güven uyandırıyordu. Yüzünde birikmiş yaşam tecrübesi, kavgaya tüm kaslarıyla katılması ve görevlere aşkla bağlı olması, karşısındakine bir tarihi anlatırdı sanki. Bakıp da görmesini bilenleri alıp ta uzaklara götürüyordu Ali Ekber yoldaş. Belki de Ali Ekber yoldaşı anlatmak bu yüzden çok zordur. Ali Ekber yoldaşın yaşamı, yazılmamış bir roman gibiydi ya da söylenmemiş bir türkü. Yaşamın doğal gerçekliğinde saklı olan bir roman, her zaman yankısını bulan bir türkü..
O devrimci yaşamı her her açıdan kanıksamıştı. Sonradan eklenmiş veya eklektik kalan hiç bir yanı kalmamıştı sanki. Her özelliği doğalında bu yaşamın bir tarafını dile getiriyordu. Bir yanında mücadelenin, kavganın , ağır bedelleri varken, diğer yanında mücadelenin bedelleri sonucu kazanılan bir yaşam vardı. Hiç bir kimsenin bugüne kadar dile getiremediği yaşam gerçekliğimiz, Onun yaşamdaki doğal duruşunda ifadesini buluyordu. İşte bu yüzden bakmak ve görmek birbirinden çok ayrı şeylerdir. Bakıp da görmesini bilenler adım adım kazanılan bir yaşamın öyküsünü, Ali Ekber yoldaşın doğasında yansımasını bulan zor dönemlerin militanı olma başka yoldaşların takipçiliğinde görmekteyiz. Bundan dolayı salt mekanik, soğuk ve ruhsallıktan uzak bir mantık her şeyi algılamaya bir bütün yetmeyebilir. Düşünce gücü kadar insanı ısıtan, içini içine sığdırmayan bir yürekle ve bir de gönül gözüyle bakmasını bilmek gerekir. Çünkü A Ali Ekber yoldaşın yaşamı yürekli çıkışların ve ileri anlatımın ve yoldaşlar için ölümü hiçe sayma fedakarlığın anlatımıdır.
Ali Ekber yoldaşı anlatmaya çalışırken en fazla kullanacağımız kelimelerden bir tanesi onun sadeliği ve doğallıktır. El değmemiş bir doğallığı kendisinde yakalamıştı. Belki de tarihin şafak vaktinde çakılı kalan devrimci ve hiç bir uygarlığın kirletemediği insanlığın en doğal özünü kendisinde taşıyordu. Bugün bile insanlığın iç çekerek en fazla özlemini duyduğu şey, bu çağlar öncesi tarihin şafak vaktinde çakılı kalan özdür.
Bilinen her şey insanda bir anlamlandırma gücünü uyandırmaz. Belki bildiğini sanan, bu anlamda aydın geçinen birçok insan vardır. Ama bildiklerini yüksek bir anlamlandırma gücüne ulaştırabilecek bir ruhtan ve yürekten yoksundurlar. İşte Ali Ekber yoldaşta bu anlamlandırma gücüne ulaştıran, O'nun kuşatılmayan ve teslim alınmayan ruhu ve yüreği olmuştur. O önderi Kaypakkaya yoldaşın perspektifiyle donanarak yoktan var etmesini bilen yürekli bir komünist savaşçıydı.
Kitapta Ali Ekber yoldaşa K.Maraşta yapılan işkenceler çeşitli boyutlarıyla anlatılıyor. Aslında Ali Ekber yoldaş gözaltına alınıp ağır işkencelerden geçirilip katledilene kadarki süreci yakınen bilen bir çok kişi vefasızlık örneği göstererek ne Ali Ekber yoldaşın davasına müdahil oldular ve ne de yoldaşa yapılan işkenceleri doğru düzgün anlattılar. Ali ekber yoldaş en son Maraş’ta ağır işkenceler sonucu kolu kırılıp her tarafı yara bere içinde olduğunda bir arkadaş kendine banyo yaptırırı. Ali Ekber yoldaşın kolu kırık olması nedeniyle yalnız başına banyo yapıp ihtiyaçlarını gideremez. Kendisine banyo yaptıran arkadaş, “sabunlamak için elimi vücuduna süremedim ve her su döktüğümde acı çektiğini gördüm ve bir şey yapamadığım için ağladım” demişti Ne yazık ki, tüm bu gerçeklere tanıklık edenler korktular, düşmanından hesap sorma yaklaşımı içinde olamadılar. Eski mücadelenin dışına düşmüş olan dava arkadaşları Ali ekber yoldaşa vefasız davrandılar, ama yeğeni Şükran Lilek Yılmaz yoldaşın yaşamı ve mücadelesini anlatan kitabıyla, devrim için savaşarak ölümsüzleşenlerin asla unutulmayacağını ve anılarının yaşatılacağını ortaya koydu.
Yüreğinin gözüyle bizzat yaşamdan okuyarak bir anlam gücüne ulaşmıştı Ali Ekber yoldaş. Kim bilir kaç sefer savaş ortamında ölümün çemberini yararak hayatta kalmayı başarmıştı. O'nun şahsında mücadelenin sonucu olarak kazanılan bir yaşam düzeyini görmek mümkündü. Bu yüzden onurlu bir yaşamın değerini herkesten daha fazla biliyordu. Çünkü yaşam uğruna ağır mücadele bedellerini ödemiş ve yaşamı uğruna ölecek kadar seviyordu. Ama ölüm kapıyı çaldığında devrimci şiarlarla ölümün üzerine yürümekten geri kalmıyordu.
O gün her şey, bir bahar tazeliğinde başlamıştı. Nasıl ki bir baharın başlangıcında kavgaya katıldıysa. Mayısın toprağı ve yaşamın canlanışında da yaşama ve mücadeleye devrime bağlılık türküsüyle veda edecekti Ali Ekber yoldaş . Oysa doğadaki her canlı, ömrünün baharındaydı ve doğa, yeni bir yaşamın müjdesini veriyordu. Her güzelliğin bir bedeli vardı veya her yaşam bir ölümden geçiyordu. Bu çelişkinin yakıcı gerçekliğini bir bahar günü ölümsüzlüğe el sallayarak bir kez daha yaşayacaktık.
Ölüm bir son değildir devrimci için… O artık, devrimin durdurulamaz hareketine düşülmüş bir kayıttır; “Devrimciler ölür, devrimler sürer”. Budur devrimciyi ölümsüz kılan; yaşam eğer bir nehirse, ölüm bir yaşam manifestosudur devrimci için. Bu gerçeği görmek ve Ali Ekber yürekten öğrenmen, davaya adanmış bir devrimciliğin, nemenem birey olduğunu hatırlamak istiyorsanız, Şükran Lilek Yılmazın, “Ali Ekber Yürek “ Ben dünyayı değiştirme talibim” kitabını okumaya çağırıyorum.
Anısı yolumuza hep ışık olacaktır..!