YIÐIN SAVAÞIMINI GELÝÞTÝRMEK
 AKP hükümeti ve diðer burjuva düzen partileri emekçi yýðýnlarýn gazýný almak için yalan üzerine yalan üreterek yýðýnlarý yedeklemekten geri kalmýyorlar.“ Baþbakan baþta olmak üzere AKP hükümetinin bakanlarý,temsilciler ve ruhunu burjuvaziye ve AKP satmýþ olan yazar –çizer takýmý gerçekleri tersyüz etmek için olmadýk kirli yönteme baþ vurarak bir avuç azýnlýðýn zevk-ü sefahat içinde yaþarken milyonlarýn yoksulluk ve sefalet içinde yaþam mücadelesi verdiklerini gizlemeye çalýþýyorlar.
NATO BÝR SAVAÞ VE TERÖR ÖRGÜTÜ AYGITI YOLUNDA ÝLERLEMEYE DEVAM EDÝYOR
 Libya halkýnýn zerine bomba yaðdýran ve emperyalistler adýna askeri iþgale devam eden NATO her zaman olduðu gibi yine emperyalistlerin vurucu gücü olmaya devam ediyor. Dünya barýþýný koruma yalanýyla oluþturulan Kuzey Atlantik Ýttifaký NATO, bundan 60 sene önce, baþýný Amerika Birleþik Devletleri’nin çektiði Batýlý kapitalist ittifakýn sosyalist Sovyetler Birliði’ne ve Doðu Bloku’nun halk demokrasilerine karþý kuþatma, taciz, saldýrý ve savaþ örgütü olarak kuruldu.
EMPERYALÝSTLERÝN LÝBYAYA KARÞI ÝKÝ YÜZLÜ TUTUMLARI
 BM Güvenlik Konseyi’nde Libya’ya müdahale kararý; 15 üyeden 10’unun evet, beþinin de çekimser kalmasýyla 10-0’la alýndý. Ne garip bir durumdu. Güya BM uluslararasý belli hukuk kurallarýna göre iþliyordu. Ama iþ emperyalistlerin çýkarlarý söz konusu olunca hak,hukuk ve adalet hiçe sayýlýyor ve unutuluyordu. BM büyük emperyalistlerin kararlarý geçerliydi. Yani haydut emperyalist devletler BM saldýrý amaçlarý için kullanmakta geri kalmýyorlardý. Yani BM’de her ülke ayný konumda deðildi. Parasý ve politik-askeri gücü olanlar BM’ye yön veriyorlardý.Yýllarca Filistin halkýnýn haklarýný hiçe sayan Ýsrail’i siyonist devletine ses çýkarmayan ABD denetimindeki BM, meþru Libya yönetimini devirmek içim bir gecede sivilleri koruma adýna askeri müdahaleye giriþmekten geri kalmýyordu.
Nitekim BM kararýnýn hemen sonra Fransa harekete geçerek saldýrýnýn hemen baþlamasýný istedi. Ancak, sadece batýlý ülkelerin Libya’ya saldýrmasý “Haçlý Seferi” gibi algýlanýr endiþesiyle, Arap ülkeleri de suça ortak edildi. Fransýz savaþ uçaklarý, adeta pistlerin baþýna doðru giderken, AB ülkeleri ile Arap Birliði’nin temsilcileri Paris’te toplandý; BM kararý üstünde, bu kararýn nasýl uygulanacaðýna dair görüþ birliðine vardýklarýný açýkladýlar. Bu açýklamanýn hemen arkasýndan da Libya’nýn havadan ve denizden bombardýmaný baþladý. Ýþ ABD’nin “Hayalet uçak” dedikleri aðýr bombardýman uçaklarýyla Libya’nýn stratejik merkezlerine saldýrmaya kadar vardý. Ýlk günkü saldýrýnýn bilançosunun 64 ölü 300 dolayýnda yaralý olduðu açýklandý. Sonraki günlerde daha da aðýrlaþan bombardýmandan ise kaç kiþinin ölüp yaralandýðýna dair bilgi yok !
Süreç ilerledikçe, henüz baþýnda da olsa, saldýrganlar arasýnda harekâtý kimin yürüteceði, kimin hangi görevi üstleneceði konusundaki çeliþkiler de öne çýkmaya baþladý. ABD’nin, harekâtý ve sonrasýný NATO himayesine alarak oyunu kendi sahasýna çekmeye çalýþmasýnýn Fransa’nýn pek hoþuna gitmediði anlaþýlýyor. Dahasý, NATO içinde de NATO’nun öyle bir görevin altýna girmesinin Afganistan’daki durumu yaratacaðý endiþesini duyanlar da var. Türkiye’nin de NATO’nun daha çok insani yardýmlar için Libya’da sorumluluk almasýný isteði biliniyor. Dün Baþbakan Erdoðan; “NATO, Libya Libyalýlara ait olduðu için oraya girmelidir. NATO, yeraltý kaynaklarýnýn Libya’ya ait olduðunu tescil için oraya girmelidir. Operasyon Libyalýlarýn kendi kararlarýný vermek için fýrsat vesilesi olmalýdýr” diyerek, kendisinin “NATO’nun Libya’da ne iþi var?” demesinden manevra yapmaya çalýþtýðý anlaþýlýyor. Ne var ki, baþbakanýn bu en zor anýnda sermaye muhalefeti imdada koþtu. CHP ve MHP, AKP Hükümeti’nin Libya konusundaki ikiyüzlü tutumuna tam destek vererek; “milli meselelerde birlik” ilkesinden bir adým geri atmadýklarýn gösterdiler!
BM karþýsýndaki tutumu aslýnda dünyada siyaseti içinde baþrolü oynan ve onlarla bir biçimde sýký iliþki içindeki ülkeler ikiye bölünmüþ( Afrika Birliði, Venezüella gibi ülkeler elbette Libya’ya her tür müdahaleye karþýlar ve batýlý emperyalistlerin Libya’da petrol ve egemenlik peþinde koþtuðunu söylüyorlar. Onlarýn bu tutumunun buradaki “Yüzsüzler, ikiyüzlüler” kategorisi dýþýnda tutuyoruz.)
görünüyor: 1-) “BM’nin karanýný uyguluyoruz, onun içinde kendi halkýna karþý zalimce davranan bir diktatöre boyun eðdirmek için Libya’ya askeri müdahalede bulunuyoruz” diyenler, 2-) “BM kararýný destekliyoruz ama bombardýmaný desteklemiyoruz” diye numara yapan ülkeler!
BM Güvenlik Konseyi’nin kararý; Çin, Rusya gibi veto hakký olan ülkeler tarafýndan da “evet” denmese de “veto” edilmeyerek zýmnen desteklendi. Türkiye gibi Libya’ya baþta NATO olmak üzere herhangi bir yabancý gücün karýþmasýna karþý olduðunu tüm dünyaya ilan etmiþ; masalara vurarak, “Libya’ya müdahale edecek yabancý güçler bizi karþýlarýnda bulur” diyen Baþbakan Erdoðan, Cumhurbaþkaný Gül ve Dýþiþleri Bakaný Davutoðlu, karardan sonra kararý, “Libya’ya müdahaleyi meþruiyet saðlayacak bir karar” olarak destekledi.
Bir yandan Libya’ya müdahaleye karþýymýþ gibi “Libya Libyalýlarýndýr” diyor ama öte yandan da yapýlan operasyona hak veriyor, ama kara kuvvetlerin Libya’ya girmesine karþý olduðunu söyleyen bir tutumu benimsiyor. Oysa kara kuvvetlerin Libya’ya sokulmasý, en azýndan þimdilik, kimsenin gündeminde yok.
Þimdi de Suudi Arabistan’da ekliyor Baþbakan Erdoðan: “NATO, Libya’nýn Libyalýlara ait olduðu için oraya girmelidir. NATO, yeraltý kaynaklarýnýn Libya’ya ait olduðunu tescil için oraya girmelidir.” Hele bir gitsin de sonra görürsün niçin gittiðini!
Sadece Türkiye’de deðil, Rusya, Almanya, Çin, kimi Arap ülkeleri gibi, bir yandan bu operasyona karþýymýþ görünen ama gerçekte taraf olan ülkeler de ikiyüzlüler kategorisine giriyorlar. Hele Çin ve Rusya; veto etseler BM’den hiçbir karar çýkarmazlardý. Bunu bilmiyormuþ gibi Rusya, kendisinin çýkmasýna izin verdiði kararý uygulayanlarý “Haçlý Seferi uyguluyor gibi görünüyorsunuz” diye eleþtiriyor.
Rusya, Çin, Almanya, Türkiye gibi ülkeler ikiyüzlü politika izliyorlar ama Fransa, ABD, Ýngiltere, Ýtalya gibi saldýrgan ülkeler ise tam bir yüzsüzlük örneði gösteriyorlar. Libya’ya barýþ, insan haklarý için gittiklerinden, demokrasi götürmekten dem vuruyorlar. Arkalarýndaki onca sömürge savaþlarýna, Vietnam, Irak ve Afganistan’a karþýn, Libya’da insanlarý koruma amacýndan söz ediyorlar. Petrol, doðalgaz gibi bir amacýmýz yok diyorlar. Ve milyonlarca insanýn gözünü içine baka baka yalan söylüyorlar. Ýnsanlýk bu ikiyüzlülere ve yüzsüzlere bir kez daha inanacak mý, yoksa emperyalist iþgale hayýr mý diyecektir. Tüm bunlarý pratiðin deneðinde bir kez daha göreceðiz.
LÝBYADA EMPERYALÝST ÝÞGALE SÝVÝ HALKI KORUMA PEÇESÝ
 ABD ve Fransa’nýn baþýný çektiði emperyalist koalisyon, Libya’ya bomba yaðdýrýyor. ‘Kaddafi’nin sivillere saldýrmasýný engelleme’ gerekçesiyle yapýldýðý söylenen bu emperyalist müdahalenin ilk gününde baþlayarak bir çok kentte baþta hastaneler, okullar olmak üzere bir çok sivil yerleþim birimleri hedef oldu ve yüzlerce kiþi ölürken binlercesi de yaralandý. Yüzbinlerce Libyalý ise mülteci durumuna düþtü. ABD’nin son 50 yýlda dünyanýn neresinde olursa olsun yaþanan her savaþta, her katliamda parmaðý olduðu biliniyor. ABD’nin baþ ortaðý Fransa da özellikle Afrika’da yaþanan birçok katliamýn sorumlusu durumunda. Ýþte bu kan içicilerin baþýný çektiði koalisyon, Kaddafi’nin halkýna zulüm yapmasýný engellemek istedikleri için Libya’ya bomba yaðdýrdýklarýný söylüyorlar! Oysa ne Kaddafi, ne de bu emperyalistlerin baþkaca uþaklarý bu konuda efendilerinin eline su bile dökemez! Bunu görmek için ABD’nin Irak’ta ve Fransa’nýn Kongo’da yaptýklarýný hatýrlamak yeterli. Bu nedenle Kaddafi’nin halkýna karþý uyguladýðý zulme karþý çýkmak nasýl bir insanlýk göreviyse, bugün de ABD’nin 2003’te Irak’a yaptýðý emperyalist müdahalenin yýl dönümünde; 19 Mart’ta baþlayan emperyalist saldýrýya karþý durmak; emperyalistlerin Bölge’den ellerini çekmesini istemek bir o kadar insanlýk görevidir.
Bugünden þunu söyleyebiliriz ki, Libya’ya yapýlan saldýrýnýn nedenleri de sonuçlarý da Libya ile sýnýrlý kalmayacaktýr. Ve bugünden yapýlan emperyalist müdahalenin, Tunus ve Mýsýr diktatörlerini koltuklarýndan eden ve ardýndan Yemen, Ürdün, Bahreyn gibi birçok Arap ülkesine yayýlan ayaklanmalarýn halkçý-demokratik karakterlerini ortadan kaldýrarak yeniden emperyalizm iþbirlikçisi rejimler oluþturma hedefiyle baðlantýlý olduðunu söylemek kehanet olmayacaktýr.
Libya’nýn 40 yýllýk diktatörü Kaddafi, daha önceki dönemlerde zaman zaman ABD, Ýngiltere gibi emperyalist güçlere kafa tutmuþ olsa da özellikle AB (mesela Almanya bu askeri müdahaleye katýlmayacaðýný açýklamýþtý), Rusya ve Çin gibi emperyalist-kapitalist güçlerle iyi iliþkilere sahipti. Ve Tunus ile Mýsýr arasýnda yer alan Libya, özellikle petrol gelirlerinin Kaddafi tarafýndan aþiretler (elbette bu klasik anlamda aþiretten çok bölgesel güçler olarak anlaþýlmalýdýr) arasýnda paylaþýlmasýna dayanan bir yönetime sahipti. Bu özellikleri Libya’daki isyaný diðer Arap ülkelerinden ayýrmakta ve zaten bu özgün yönleri nedeniyle Libya’da rejime karþý bütün ülkenin/halkýn birleþmesinden çok bölgelerin/aþiretlerin karþý karþýya geldiði bir bölünmenin, bir iç savaþýn ortaya çýkmasýna ortam saðlamýþtýr.
Bugün Libya diktatörünü durdurmak için harekete geçtiklerini söyleyen emperyalist koalisyonun baþýnda Tunus’ta (Fransa) ve Mýsýr’da (ABD) en sadýk uþaklarýný kaybeden ABD ve Fransa’nýn olmasý herhalde bir rastlantý deðildir. Koltuklarý sallantýda olan Arap Birliði üyesi ülkelerin bu saldýrýyý desteklemesinin rastlantý olmamasý gibi. Bu bakýmdan bu emperyalist saldýrganlýðýn hedefleri konusunda þunlarý söylemek mümkündür: Diðer ülkelerdeki ayaklanmalara müdahale etme þansý bulamayan bu emperyalist güçler, yaptýklarý müdahale ile hem ayaklananlardan yana olduklarýný göstererek aslýnda bütün Bölge ülkelerindeki ayaklanmalarý yedeklemek, hem de petrol bakýmýndan zengin bir ülkede Kaddafi gibi kendi çýkarlarý bakýmýndan dengesiz-istikrarsýz bir diktatörden kurtulmak istemektedirler.
Dolayýsýyla bu emperyalist saldýrganlýðýn hedeflerinden biri Libya’yý sorunsuz bir þekilde kendi egemenlik iliþkileri içine alarak yaðmalamaksa, bir diðeri de destekçilik görüntüsü üzerinden bütün Arap ülkelerindeki halk isyanlarýnýn önünü almak, olmazsa yine ayný kapýya çýkacak olan onlarý kendi yedeklerine düþürmektir. Ve nerede durulmasý/ne yapýlmasý gerektiðinin anlaþýlmasý bakýmýndan þu soru iþin özünü ortaya koymaktadýr: Tunus ve Mýsýr’da diktatörleri deviren ve diðer ülkelerde ayakta olan Araplar, eðer yeniden ABD, Fransa gibi emperyalistlerin uþaklarýnýn baþa geçmesine razý olacaklarsa, bu ülkelerin onlarca yýllýk iþbirlikçisi diktatörleri devirmek için niye ayaklandýlar?
Özetle bugün Libya’daki NATO þemsiyesi altýnda emperyalist saldýrganlýða karþý çýkmak, ayný zamanda iþ, ekmek, özgürlük talepleriyle emperyalizmin uþaklarýna karþý ayaða kalkan bütün Arap halklarýna destek olmaktýr. Kürtlerin ve bütün Ortadoðu halklarýný yeniden doðuþ, özgürlük mücadelesini yükseltmek, Libya halkýný desteklemek ayný zamanda bugün yeniden emperyalist iþtahý kabaran Ýtalya’ya karþý onurlu bir savaþ yürüten yeni Ömer Muhtarlarýn da ortaya çýkmasýna; bu mücadele üzerinden Bölge halklarýnýn ‘yeniden diriliþ’ine olanak saðlayacaktýr. BM Güvenlik Konseyi’nin Libya’ya askeri müdahale için karar almasýndan sonra, Fransa’nýn baþýný çektiði ABD, Kanada, Ýngiltere, Ýtalya’nýn da hemen Fransa’nýn yanýnda yer aldýðý emperyalist ülkeler bloðu, Libya’ya bombardýmaný baþlattýlar. Öyle ki daha önce bu türden askeri harekâtlarda pek adý geçemeyen “barýþ diyarý” Norveç ve Danimarka gibi ülkelerin bile Libya’ya saldýran kuvvetlere savaþ uçaðý ve savaþ gemisi verdiði belirtiliyor. Saldýrgan emperyalist güçlerin gerekçeleri ise traji-komik: Libya’da Kaddafi güçleriyle çatýþan “sivil” isyancýlarýn korunmasý! Bilinen bu yalan daha önceden Afganistan ve Irak iþgallerinde yinelenmiþti. Ama artýk emperyalist yalanlar tutmuyor. Libya’nýn meþru yönetimi emperyalistlerin istemleri doðrultusunda NATO’nun ölüm kusan silahlarýyla yýkýlmaya ve iþbirlikçi bir iktidar iþbaþýna getirilmeye çalýþýlmaktadýr. Halkýn katledildiði ve demokrasi ve özgürlüklerden uzak olduðu sözleri tümüyle iþgale geçirilmiþ emperyalist bir kýlýftýr.
ERGENEKON SAVCILARI VE ÖZEL YETKÝLÝLÝK
 Uzun bir zamandan bu yana tartýþmalý halde olan bazý Ergenekon savcý ve hakimlerin yerleri deðiþtirildi ve efsane savcý olarak öne sürülen Fetullah Gülenin askerlerinden Zekeriya Öz görevinden alýndý. Özel yetkileri donatýlmýþ ve kýlýcýnýn her tarafý keser hale getirilmiþ olan Öz ve tayfasý nihayetinden görevden alýndý. Zaten bir dizi anti-demokratik ve keyfi uygulamalar içinde olan Öz ve tayfasý hakkýnda soruþturma açýlmasý talepleri olmasýna raðmen, AKP hükümetini yakýn döneme kadar bu konuda her hangi bir önlem almamsý ve tepkilerin artan düzeyde sürmesi, hatta AKP’yi dahasý zor durumda býrakan kararlara imza atýlmasý bardaðý taþýran son damla oldu. Öz ve ekibi seçimlerin ön gününde görevden alýndý.
Ama AKP hükümeti görüntüyü kurtarma adýna olayý kamufle etmeye yöneldi. Nasýl Mübarek “yük” haline gelince, Mübareksiz devam etme yolu tutulduysa, Öz’süz devam kararý alýndý. Öz artýk “yük”tü çünkü! Çok ileri gitmiþti. “Ýleri demokrasi”nin militan bir avangardý olarak, üstlendikleri fazla “ileri”ydi. Tabii ki ilerici deðildi; “ileri demokrasi” kapsamýndaki “ileri” adýmlarýný geriye doðru atmýþtý. Kitap toplatmak neydi? Hele basýlmamýþýný? Basýn özgürlüðünün neresine sýðmýþtý? Bal gibi suçtu burjuva hukukuna göre. Bal gibi gericilikti! Kimsenin kitap yazmasýna, düþüncelerini açýklayýp yaymasýna karýþýlamaz, terör sayýlamazdý, düzmece raporlarla “terör örgütü üyeliði”ni delili olarak ileri sürülemezdi.
Çok ileri gitmiþti Öz, henüz sanal ortamdaki “Ýmamýn Ordusu”nun bulundurulmasýnýn “terör örgütüne yardým” suçu olduðuna karar vermiþ, olaðan burjuva hukukunda bulunmayan geleceðe matuf “tehdit” kararý çýkarmýþtý. Polisi seferber etmiþ, bilgisayar hard disklerinden kazýmaya giriþmiþti “Ýmamýn Ordusu”nu. Bu kadar imamcýlýk ya da imamcýlýðýn bunca göstere göstere yapýlmasý sorun oluþturmuþtu! Adalet duygularýný incitir þeydi. “Kaþ yapalým denirken göz çýkarýlýr” noktaya gelinmiþ, “vur denince öldürme” tutumuna atlanmýþtý. Fazlaydý. Öz yanlýþ hesap etmiþ, olur sanmýþtý. Olmamýþtý.
Sonra dendi ki, “Özel yetkili savcýlýðýný alýyoruz” ama “terfi ettiriyoruz” ! Bu kadar yalandý fazlaydý. Özel yetkileri sökülen Öz güya “Daha yüksek” mevkiye atanmýþmýþ ! Zaten arkadaþý bir baþka “özel yetkili savcý” bey, “özel yetkili mahkemeler”den, bu arada Ergenekon davasýndan sorumlu baþsavcý vekilliðine atanmýþmýþ ve sorun yokmuþ! Bu da gösteriyormuþ ki, Ergenekon davasýnda saðlam duruluyormuþ!
Elbette AKP Ergenekon soruþturmasýný yalnýzca Özle yürütmüyor. Özün yanýnda bir çok savcý ve hakimde bu iþin içinde. Ama Öz oldukça pervasýz davranýyor ve ABD-Fettullah’ýn direk talimatlarý doðrultusunda davranarak, bazen hükümeti bile zor durumda býrakabiliyordu. Ergenekon davasý bir yerde devleti temize çýkarma ve ayný zamanda AKP’ye muhalif olanlarý susturmaya davasýna dönüþmüþ ve son ÞIK-Þener olaylarý aslýnda bu davanýn niteliðini bir kez daha netçe açýða sermiþti. Öz, Ergenekon ve benzeri “derinliklerle ilgili” davalarýn sembol ismi haline getirilmiþ ve belirlenene sýnýrlarý aþmasý nedeniylede defteri dürülmüþtü.. Öz’ün yaptýklarýnýn siyasal sorumluluðu üstlenilememiþ, gözden çýkarýlmýþtýr. “Özel ekip”ten çýkarmak,bir yerde “kelle vermek”tir ! Ne ilgisi vardýr “yükseltme”yle. Sadrazamýnýn kellesini veren Genç Osman kendi kellesini nasýl koruyamadýysa, artýk ne kadar tersi ileri sürülürse sürülsün, “özel” ekip ve “özel” iþlerinin tartýþýlýrlýðý kabullenilmiþ olmaktadýr.
Ama zaten tartýþýlýr deðil miydi ki? Ergenekon Davasý bitmemiþ miydi? Ergenekon mu kalmýþtý ortada? Dönülüp artýk A. Þýk ve N. Þener’le uðraþýlma noktasýna gelinmiþ ve zaten paþalarla anlaþýlýp uzlaþýlmýþtý. Kaç faili meçhulün peþine düþülmüþtü ki? Hangi “mezar evler” soruþturulmuþtu? Ýmamýn Ordusu adlý kitapla uðraþýlýyordu. Ergenekon’u suçlayanlar gelinen durumda suçlanýr olmuþtu. Þýk’ýn kitabýný okuyanlar Ergenekon’a nasýl yüklendiðini görüp þaþkýnlýða düþmemelidir. Ya da Þener’in Ergenekon karþýtý TV sohbetleri hatýrlayanlar hayret etmemelidir. Çoktan hedef deðiþtirilmiþ, imam eleþtirmenlerine sýra gelmiþti.
Þimdi “özel yetki”siyle 12. Mahkeme’nin hukukilik iddiasýndaki kararý sadece tartýþmalý deðildir artýk, bu karar þahsýnda “özel hukuk” açýktan çiðnenmekte ve karar vericileri hukukun bu çiðneniþini seyretmek durumunda kalmaktadýrlar. Þýk’ýn kitabýný bilgisayarlarda bulundurmak “suç” deðil miydi “özel” hukuka göre? Z. Öz, kim bulundurursa “yakarým” dememiþ miydi? Alýn bakalým, bu hukuku koyanlar kendi hukuklarýný çiðnetiyorlar. Yüz bini aþkýn bilgisayarda var þimdi “Ýmamýn Ordusu” ve kimse de suç sayýp soruþturamýyor! Aldýnýz mý baþýnýza bela”yý?
Eskiden TCK’nýn komünizm örgüt ve propagandasýna dair 141 ve 142. maddeleri vardý. Üç-beþ kiþi olunca ihlal edeni, maddeler iþletiliyordu. Binlerce ihlalci çýkýnca ortaya çiðnenmesi yol oldu ve sonunda bu maddeler kaldýrýldý. Hem de ünlü anti-komünist Özal tarafýndan.
“Özel yetkiler” ve “özel hukuk”un halk düþmaný niteliði netçe açýða çýkmýþ ve yakýnda emekçilerin mücadelesiyle Özel yetkili mahkemelerinde sonu gelecektir. Ama seyirci kalarak deðil, sokaklara çýkýp mücadele ederek bu durum deðiþtirilecek ve demokratik haklarýn alanlarý geniþletilecektir.
Volkan Kaya
 SUSMAK ONAYLAMAKTIR
Bugün hükümeti oluþturan dinci muhafazakar kadrolar komünizme karþý mücadele ve ABD’nin ve TC devletinin devrime karþý koç baþý olarak kullanma sürecinde yetiþtiler. Devlet bu faþist dinci gerici güçleri devrim ve sosyalizme karþý her daima öne sürerek kullandý ve elinin altýnda hazýr tuttu. Devrim korkusunu savuþturmak için sivil faþist çeteler ve þeriatçýlar devletin hep maþasý rolünü oynadýlar. 12 Eylül sonrasýnda Generaller devrimci hareketi ezip daðýtýrken, devlete Türk Ýslam sentezi egemen kýlýndý. Ve böylece þeriatçýlarýn önü açýldý. Nede olsa þeriatçýlarýn devletle temelde bir sorunlarý yoktu. Adým adým okullarda, eðitim sisteminde, bürokraside örgütlendiler ve bugünlere hazýrlandýlar. Demirel'in, Özal'ýn tezgahýndan geçen bu dinci kadrolar ayný zamanda yeþil sermayelerini yaratmanýn da olanaklarýný yakaladýlar. Hükümetler eliyle devlet olanaklarýndan yararlanarak hýzla palazlandýlar.. Özetle, yaþamýnýzýn önemli bir bölümünde hep baþkalarýna biat ettiler, birilerine yanaþtýlar, amaca ulaþmak için her yol mubah dediler. Ve her dönemin adamý oldular. Bir gecede ABD-AB’ye biat etmekten ve iþbirlikçi tekelci sermayenin çýkarlarý için savaþmaktan geri durmayacaklarýný ilan ederek ne kadar halk düþmaný olduklarýný ortaya koydular. Adil düzen, hak, adalet vb. sözlerinin bütünüyle demagoji olduðunu hükümete geldiklerinde uyguladýklarý kirli savaþ politikalarýyla netçe ortaya koydular.
Þimdi ceylan derisinden yapýlmýþ turuncu koltuklarda oturuyor, kendinizi baðladýðýnýz o koltuklardan habire buyruklar yaðdýrýyorsunuz. Silik geleneðinizin bugünkü versiyonunun ise oldukça parlak olduðu görülüyoruz. Hem dýþ görünüþü, hem de geleceði parlak olan bir nesil türettiniz. Çocuklarýnýz, el etek öpenleriniz, bunlar birer birer parlak giriþimci oldular. Parlak sarý renkli Ýtalyan kravatlý ve jöle saçlý yalaka takýmý yazarlarýnýz ekranlarda her akþam size yað çekiyor, siz de onlarý makam uçaklarýnýzda aðýrlýyor ve daha çok yalan söylemesi için teþvik ediyorsunuz.
Yaþama ve insana bakýþ açýnýz tüp gaz patlamasýyla nükleer santral patlamasýný ayýramayacak kadar düþük olsa bile, diktatörlük yöntemlerini iyi öðrenip uyguladýðýnýzdan hiç kimsenin kuþkusu yok. Ýþçileri, öðrencileri, memurlarý coplatýyor, bunlarý yazan gazetecileri de hapse atýyorsunuz. Sesini çýkaraný bastýrýp susturmak istiyorsunuz, ama bilin ki demokrasi ve sosyalizme inanlar asla susmadý ve susmayacaklardýr. Ýþçiler, emekçiler, demokrasi ve özgürlükten yana olan bütün güçler faþist baský, saldýrý ve kuþatmaya karþý seslerini yükseltiyorlar ve hesap sormak için seslerini yükseltiyorlar.
Biliyoruz ki, AKP, kendi medyasýný, polisini, yargýsýný yaratarak herkesi dinleyen ve izleyen büyük bir gözaltý düzeni, kendisine biat eden bir korku toplumu yaratmaya çalýþýyor. AKP politikalarýna karþý çýkan herkes þimdi sýranýn ne zaman kendisine geleceðini düþünüyor. Evet, daha çok sokaklara çýkma zamanýndayýz. Þimdi ya ses çýkararak demokrasi ve özgürlükleri mizi savunacaðýz ya da sýranýn kendimize gelmesini bekleyerek suskunluk içinde boðulacaðýz.
AKP bir yandan yalan ve çarpýtma, Ergenekon adý altýnda çetelere karþý mücadele ediyor görüntüsü içinde hareket ederek emekçi yýðýnlarý aldatýp, yedeklemeye çalýþýrken, öte yandan, faþist baský ve saldýrýlarla, zindan ve özel yetkili mahkemelerle toplumu susku kýskacý içine çekerek politikalarýný pratiðe sürmeye çalýþýyor. Sözün bittiði yerde ses çýkarabilenlerin var olmasý ise, AKP’nin ölçemeyeceði kadar deðerlidir. Þunu iyi bilmek gerekiyor ki, toplumu cendereye alma ve faþizmi tahkim etme çabanýz devrimci ve demokrasi güçlerin birleþik devrimci mücadele ile boþa çýkarýlacak ve susmanýn onaylamak anlamýna geleceðini unutmadan hareket etmeliyiz.
KAPÝTALÝZMÝN ACIMASIZLIÐI BUDUR
 Japonya peþ peþe felaketler yaþadý. Ülkeyi önce þiddetli bir deprem vurdu, arkasýndan da tsunami kentleri yuttu. Bu felaketlerin ardýndan on binin üzerinde insanýn öldüðü tahmin ediliyor. Ancak felaket burada da kalmadý, nükleer santrallerdeki hasarlar radyoaktif sýzýntýlarý beraberinde getirdi. Þimdi milyonlarca insaný radyoaktif tehlike tehdit ediyor. Bütün bunlar Japonya ve tüm insanlýk için dramatik geliþmelerdir.
Böylesi yýkýcý bir felaket karþýsýnda insan ne düþünür? Bu felaket karþýsýnda yýkýma uðramýþ insanlarla dayanýþma duygusu, onlarýn acýlarýna ortak olma, yaralarýný sarmak için küçük de olsa bir katkýda bulunmak en doðal davranýþ biçimi deðil midir? Ýnsan soyunun ezici çoðunluðu için kuþkusuz durum böyledir. Ama bu durumdan çok farklý sonuçlar çýkaranlar da var. Onlar bugünlerde bu yýkýmýn Japon ekonomisini canlandýracaðý, müzminleþmiþ durgunluðun aþýlacaðý tespitleri yapýyorlar, bu yönde ciddi bir beklenti içine giriyorlar! Yani tekelci sermayenin temsilcileri felaketleri kara dönüþtürmenin çabasý içindeler.
Bütün bunlar abartýlý tespitler deðil. Uluslararasý basýna ve Türkiye’deki bazý gazetelere yansýyan haberlere bakýlýrsa bu yöndeki beklentiler bütünüyle gerçek ve bu tartýþmalarýn fitili de bir Japon tarafýndan ateþlenmiþ durumda. Financial Times’de yayýnlanan (aktaran Hürriyet) bir haber analizde þunlar yer alýyor; “ Birkaç yýl önce Japonya Maliye Bakanlýðýndan bir üst düzey yetkili, “ Japon ekonomisinin ihtiyacý olan þey büyük bir deprem” gibi oldukça kýþkýrtýcý bir açýklama sarf ederek, yurt dýþýndan gelen bir konuðunu adeta þok içinde býrakmýþtý.”
Bu satýrlarý okuyunca insanýn kapitalizmin nasýl acýmasýz bir sistem olduðunu bir kez daha anlar bir duruma geliyor. Analiz devam ediyor, “Ne kadar acý ki; þimdi bu þaka yoluyla yapýlan dilek gerçekleþti. Bu yetkilinin söylemeye çalýþtýðý þey aslýnda þu: Ülke önce deflasyon bataðýna saplandý. 1990’lý yýllarýn ortalarýndan beri fiyatlarda sürekli görülen düþüþ eðilimi tersine çevrilemedi. Bahsi geçen yetkili bunu düþüþ eðilimini sonlandýrmanýn yollarýndan birinin, ekonomiye yüklü miktarda para pompalamaktan geçtiðini savunuyordu.”
Ardýndan þu tespitler geliyor, “Paradoksal olarak doðal afetler neden olduklarý acýlara karþýn, yeniden yapýlanmaya gereksinim yarattýðý için ekonomi için önemli bir katalizör etkisi yaratabiliyor.... tüketim vergisi artýrýlabilir vb.. vb..” Ya TC Merkez Bankasý Baþkanýnýn da, Japonya için bu yöndeki açýklamalarýna ne demeli? Bütün bunlar þaþýrtýcý deðil mi? Aslýnda hiçte þaþýrtýcý deðil. Kapitalizmin krizlerle, savaþlarla, yýkýmlarla ilerlediði, hatta bu durumun “yaratýcý yýkýcýlýk” olarak kutsandýðý bir dünyada yaþýyoruz. Ýnsanlarýn kitlesel ölümü, yaþanan felaketler nasýl kara dönüþür, ekonominin efendileri nasýl keselerini doldurur, kapitalizm bizzat kendisinin neden olduðu krizleri nasýl aþar, fýrsata dönüþtürür, þimdi düþünülen bütün bunlardýr.
Bu dünyada artýk insanlýk, insaný düþünceler deðil, iþ adamýnýn katýksýz kar hýrsý, kapitalist ekonominin geniþleme güdüsü, kapitalist büyük tekellerin hizmetkarý olmuþ hükümetlerin halka saldýrmak için fýrsat kollamasý vardýr. Kapitalizm kelimenin gerçek anlamýnda da yýkarak, tahrip ederek, bunalýmlar yaratarak, savaþlar çýkararak ilerliyor. Kapitalizmin bugün geldiði bu yer, onun artýk insanlýk için, insan soyu için hiç bir olumlu gelecek, en küçük olumlu bir potansiyel taþýmadýðýnýn en somut göstergelerinden birisidir.
Ýnsanlýðýn felaketinin iþ adamýnýn ve onun kurulu kapitalist düzeninin kuralý ve mutluluðu olduðu bir sistem devam edebilir mi? Edemez. Bunun için iþçi sýnýfý ve emekçiler sermayeden, onun vahþi sömürü ve zulüm düzeninden kurtulmak için mücadele ediyor. Bunun için yeni bir dünya, uygarlýk kurmak için mücadele ediyor. Ayaklanmalar giriþiyor, kendi düzenini kuruyor, yeniliyor, kazandýðýný kaybediyor ama yeniden yola devam ediyor.
Kapitalizme ve sermayeye karþý mücadelelerinde daha güçlü olmak içindir iþçilerin ve emekçilerin daha örgütlü ve bilinçli bir savaþým içine girmeleri gerekiyor. Aksi halde yýkýmlarý ve zulümleri önlemenin mümkün olmayacaðýný unutmayalým.
Bu örgütlü devrimi mücadeledir ki, insanlýðýn kurtuluþuna giden yolun köþe taþlarýný döþüyor ve umudu büyütüyor. Aksi halde insanlýðýn geleceðinin ölümü kaçýnýlmaz olacaktýr.
EMPERYALÝSTLERÝN LÝBYAYA MÜDAHALESÝ SÖMÜRGECÝLÝÐÝ MEÞRULAÞTIRMA AMACI TAÞIYOR
 Son olarak Libya’da yaþananlar ve Libya’ya karþý giriþilen emperyalist saldýrý, her hangi yeni-sömürge baðýmlý veya sözüm ona tarafsýz olma iddiasýndaki ülkelerin emperyalist büyük güçler ve onlarla iþbirliði içinde olanlarla çeliþkiye düþtüðünde, nasýl bir tehditle yüz yüze kalacaðýný ve her türlü saldýrýya maruz kalacaklarýný göstermesi bakýmýndan ibret vericidir. Dünyayý emperyalist gereksinimleri doðrultusunda yeniden dizayn etmeye giriþen Amerikan ve Batý emperyalizminin ‘yeni sömürgeci’ yayýlmacýlýðýnda; topraklarýn ve zenginlik kaynaklarýnýn fethi için askeri saldýrý ve iþgallerin “haklý gösterilmesi” ve dünya halklarýnýn “baþka yol kalmamýþtý”(!) yanýlsamasý içine düþürülmeleri için baþlýca ki zehirli-imha edici araç kullanýlýyor. Ýlki ‘ iç çeliþkiler’in emperyalist çýkarlar için kullanýlmasýdýr.
Kapitalist sisteme baðlýlýklarýndan kuþku duyulmayan ve fakat artýk eskisi gibi hizmet etmekte yararlý olamayan ve halklarýna karþý politikalarýyla teþhir olmuþ yönetici burjuva-feodal kliklerle çeliþkiye düþmüþ yerel belirli kesimler himayeye alýnýyor; onlar üzerinden gerçekleþtirilen müdahale ve iþgaller, “halkýn taleplerinin karþýlanmasý” amaçlý gösterilerek; bu saldýrý ve iþgallerin “özgürlük ve demokrasi yanlýsý olduðu” propagandasýna inandýrýcýlýk kazandýrýlýyor, kazandýrýlmaya çalýþýlýyor. Ýkincisi, müdahale, saldýrý ve iþgallerin Birleþmiþ Milletler Güvenlik Konseyi “kararlarý” ve “NATO þemsiyesi” altýnda gerçekleþtirilmesiyle emperyalist hegemonya politikalarýnýn “uluslararasý örgütler” etiketiyle maskelenmesidir. Böylece, iþgal edilen ülke halký baþta olmak üzere halklarýn saldýrý oklarýný yöneltecekleri baþlýca hedef saptýrýlmak; düþmanýn kimliði belirsizleþtirilerek tepkilerin daðýlýp gitmesi saðlanmak isteniyor.
Amerikan emperyalizminin savaþ ve fetih politikalarýnýn stratejistleri, “Geniþletilmiþ Orta Doðu ve Kuzey Afrika Projesi”ni ilan ettiklerinde ve bu “sorunlu bölge”de “Sorunlarýn çözümü için sorumluluk”tan söz ettiklerinde, hemen yanýna ABD’nin çýkarlarýnýn “Bütün dünyayý kapsadýðýný” eklemeye özel bir önem vermiþlerdi. Fransýz, Ýngiliz, Alman ve diðerleri de “Dünyanýn artýk eski dünya olmadýðýný; güçler iliþkisinin deðiþmekte olduðunu; yeni bir döneme girildiðini” açýklayarak, eski sömürge topraklarý baþta olmak üzere dünya karalarý ve denizleri üzerine etki alaný kavgasýndaki kendi yerlerini iþaret etmiþlerdi. Orta Doðu ve Afrika ülkelerine(son olarak Libya’ya) emperyalist müdahale ve saldýrýya yön veren bu emperyalist sahip olma ve yaðma politikasýdýr. Bunu, ancak halklarýn özgürlük ve daha iyi bir yaþam için yürüttükleri mücadelenin kendilerine de yönelmesini önleyerek, yýkýlan diktatörlerin yerine iþbirlikçi yenilerinin getirilmesini saðlayarak baþarabileceklerini biliyor ve buna göre hareket ediyorlar. Libya’da Fransýz ve Amerikan bayraklarý sallayarak özgürlük kazanabileceklerini sanan ve ülkelerinin emperyalist bombardýmanla yýkýlmasýna katýlanlar, çok geçmez, emperyalist ordularýn baþlarýna dikeceði kahyalarýn kýrbacýný yemeye baþlayacaklardýr.
Bunun en somut ve yakýcý örnekleri Afganistan ve Irak iþgalleri karþýmýzda duruyor. Emperyalist iþgalciler Afganistan’a ve Irak’a demokrasi ve özgürlük getirecek ve halklar baský ve zulümden kurtulacaktý. Ne ki deðil demokrasi ve özgürlüðün desi, bu ülkelerde halklar açlýk, yoksulluk, savaþ ve kýrýmýn içine çekildiler. Bugün emperyalistler buralarda yarattýklarý bataklýktan en geliþmiþ silahlarýyla dahi çýkýþ yolu bulamýyorlar. Emperyalistleri enerji kaynaklarýnýn denetimi ilgilendiriyor, gerisi yalan olmaktan öteye gitmiyor.
Bölgeye emperyalist müdahalenin denilebilir ki daha kesin olarak belirginleþtirdiði bir diðer ‘þey’, Türkiye faþist gericiliðinin Amerikan ve Batýlý emperyalistlerin yayýlmacý politikalarýndaki oynadýðý aktif rolüdür. Türkiye faþist gericiliði, bölge halklarýyla “tarihsel-kültürel iliþkileri’ni ‘yeni Osmanlýcý yayýlma’ hevesiyle istismara yönelirken esas olarak ABD-Ýngiliz emperyalistlerinin bölge ülkelerine saldýrý ve iþgallerinin “uçak gemisi” ve saldýrý üssü olmaktadýr. Bir ABD’nin uþak partisi olarak örgütlenen AKP ve onun hükümeti, “Ýslam”ý, Arap ve bölge halklarýna karþý, Amerikan çýkarlarýnýn Truva Atý olarak kullanmakta; Fethullahçý yayýlmacýlýk ideolojisinin zehirli etkisiyle birlikte, “Halklarýn taleplerinin dikkate alýnmasý” gibi masumane bir maske altýnda bölge ülkelerinde Amerikancýlýðýn etkili olmasý için diplomatik, askeri ve politik manevralar yürütmektedir. AKP hükümeti ve devlet Irak’ýn iþgali için gerekenlerin yüzde 70’inin Türkiye’den gerçekleþtirilmesini saðlamýþtý. Þimdi Libya’nýn vurulmasýna doðrudan katýlarak daha fazlasýný yapýyor. Suriye’ye “ilgisiz kalmayacaðý” açýklamasýný olumlu deðerlendirmek için hiçbir neden yoktur. Yani emperyalist sömürgeci koalisyona jandarmalýk yapmakta; Türkiye topraklarýný emperyalist saldýrý üssü haline getirmesine ve Libya’ya yaptýðý türden iþgallerde dolaysýz rol oynamasýna raðmen, giriþimlerini onlarýn yararýna gösterme ikiyüzlülüðünü sürdürmekten de geri durmuyor.
Bu iþgalci gerici politikanýn, içerde halka karþý þiddet dozu ve kapsamý giderek artan bir zorba yönetim politikasýyla birleþtiðini, ‘AKP ve Amerikan muhipleri’ dýþýnda görmeyen-dile getirmeyen neredeyse kalmamýþtýr. Emperyalistlerin ve iþbirlikçi tekelci sermaye yararýna politikalarýn savaþ ve iþgal koþullarýnda baþka tür sonuçlar vermesi oldukça zordur. Zorbalýk ve þiddet daha da artacaktýr. AKP hükümetin “Kanun hükmünde kararname” yetkisiyle donanmak istemesi bu yönde atýlmýþ bir diðer adýmdýr.
2007-2008 kriziyle son yüzyýlýn en büyük ikinci krizinin yarattýðý devasa sorunlarýn altýndan kalkmak üzere savaþ sanayini güçlendirme ve “sorunlu ülkeler”(!)e “yardým” adý altýnda krizin ve savaþlarýn yol açtýðý yýkýmý baþlýca bu ülkelerin (ve diðerleri) halklarýnýn sýrtýna yýkarak güçler iliþkisinde önü çekme; birbirleriyle de güç savaþý içindeki Batýlý emperyalistlerin aktüel politikasý ve taktiðinin özelliðidir. Türkiye faþist gericiliði ve onun AKP eliyle din istismarcýlýðý üzerinden daha da geliþtirilen siyasal faþist gerici karakteri bu emperyalist politikalarla birleþerek iþçi sýnýfý, Kürt-Türk ulusu ve çeþitli milliyetlerden emekçiler için daha da tehlikeli boyutlar kazanmaktadýr. Üslenilen rolle bu tehdit bölge ülkeleri halklarý açýsýndan da geçerlidir.
Bütün bunlar, Türkiye’nin emperyalist saldýrý üssü olarak kullanýlmasýna ve bunu saðlamakla kalmayýp kendisi de etki alanlarý kavgasýna katýlan iþbirlikçi faþist gericilik ve onun AKP eliyle sürdürülen politikalarýna karþý kitlesel-etkili ve yaygýn bir mücadeleyi gerekli kýlýyor. Bu salt olanaklý deðil, zorunludur da. Kürtlerin özgürlük ve tam hak eþitliði için direniþi, saptýrýcý-oyalamacý taktiklere karþýn güçlenerek sürüyor. Ýþçilerin, kamu emekçilerinin, kent yoksullarýnýn saflarýnda grev ve direniþ eðilimi giderek güç kazanýyor. Ýç ve dýþ politik ve askeri tehditlerin giderek büyümesi halkýn geniþ kesimleri içinde endiþeyi artýrmakla kalmayýp tepkileri de artýrýyor. Tüm bu tepki, direniþ ve protestolarýn talepler etrafýnda birleþtirilmesi için daha kararlý bir tutum içine girerek, seçimlerde güç ve eylem birliði içinde ortak hareket ederek emekçilerin devrimci seçeneðini yükseltmeyi dayatýyor.
DEMOKRASÝ DEVRÝMLE GELECEKTÝR..!

Bilindiði gibi burjuvazi ile demokrasinin klasik bileþimi burjuva demokrasisidir. Burjuvazinin yükseliþi ve feodalizmin tasfiyesi döneminde, burjuvazi “tüm halkýn çýkarlarýnýn temsilcisi” olarak kendisini pazarlamasýný baþarmýþ, geniþ emekçi kitlelerinin desteði ve mücadelesi ile kendi sýnýf iktidarýný kurmuþ, politik yönetimine de burjuva demokrasisi adý vermiþtir. Bu dönem burjuvazinin serbest rekabetçi dönemidir ve henüz tekelleþme gündemde deðildir.
Ýþçi sýnýfý ve emekçi kitleler, burjuvazinin iktidara yürüdüðü dönemde elinde taþýdýðý bayraklarýn birinde yazan özgürlük þiarýnýn ekonomik içeriðinin, emekçi kitleler için ancak emek güçlerini satma özgürlüðü, açlýktan ölme özgürlüðü olduðunu, diðer bayrakta yazan eþitlik sloganýnýn ise burjuva hukuku önünde sadece biçimsel ve yasal bir hakký ifade ettiðini, adalete ulaþmanýn pahalý ve emekçi sýnýflar için ulaþýlamaz bir hak olduðunu kendi acý tecrübeleri ile öðrendiler. Burjuvazi ile iþçi sýnýfý eþit olamazdý ve burjuva demokrasi’si, burjuvazinin sýnýf egemenliðinin en geliþmiþ biçimini ifade ediyordu. Açýkçasý sýnýflar üstü bir demokrasi yoktu. O zaman iþçi ve emekçilerin kurtuluþu için mücadeleye devam etmeleri gerekiyordu.
Bu nedenle, ayaklanmalar ve devrimler, nasýl ki o dönemde burjuva sýnýfý açýsýndan feodal aristokrasinin sýnýf egemenliðini devirmek için tarihsel ve meþru bir hakký ifade ediyorsa, emperyalizm ve proleter devrimler çaðýnda da iþçi sýnýfý içinde burjuvazinin sýnýf egemenliðinden kurtulmak için tarihsel ve meþru bir hakký ifade eder oldu. Sermayenin merkezileþmesi ve yoðunlaþmasý ile ortaya çýkan tekellerin egemenliði döneminde, burjuva demokrasisi iyice güdükleþti, gericileþti ve göstermelik bir hale geldi. Tekeller her þeye egemen olduklarý gibi demokrasiye de egemen oldular ve adeta bir “tekelci sermaye demokrasisi” dönemi baþladý. Artýk burjuvazinin bayraðýnda “Azami karý garanti”leme sloganý yazýyor.
Türkiye burjuvazisi önce devlet iktidarýnýn kanatlarý altýnda ve ayný zaman da, emperyalizmin gölgesinde iþbirlikçi bir sýnýf olarak büyüdü, serpildi. Türkiye iþçi ve emekçileri, ezilen ulus ve mezhepleri hep demokrasi ve özgürlükler için mücadele etti ama burjuvazi daha baþýndan itibaren gericiydi ve emperyalizmin iþbirlikçisi konumundaydý ve burjuvazi generalleri kapý kullarý olarak besledi ve kullandý. Bir yandan halkýn özgürlük ve demokrasi taleplerine, diðer taraftan anti-emperyalist mücadelesine saldýrdý, bu mücadeleleri ezmeye çalýþtý. Faþist darbeler, sýkýyönetimler, olaðanüstü haller, provokasyon ve katliamlar Türkiye iþbirlikçi tekelci burjuvazisinin bir özelliði haline geldi.
Uluslararasý küresel sermayenin ihtiyaçlarýna baðlý olarak son onbeþ-yirmi yýlda ülkede iþbirlikçi tekelci kapitalist geliþme hýzlandý, burjuva sýnýfý daha da geliþti ve güçlendi. Büyük burjuvazi halkýn özgürlük ve demokrasi talepleri karþýsýnda daha fazla ilgisiz kalamazdý ve bu ilgisini göstermek için arada bir raporlar yayýnlamaktan geri kalmadý. Ama bu raporlara karþý her saldýrýda söylediklerini yalayýp yutarak çark ettiler. Çünkü, burjuvazi kendisi için demokrasi istiyor ve bundan ötesi can saðlýðý diyordu.. Burjuvazinin bu dönemdeki sloganý bir adým yerinde say, iki adým geri git olarak belirlenmiþ durumda. Ama iþçi ve emekçi halkýn, ezilen ulus ve mezheplerin mücadelesi büyüyüp geliþtikçe, halkýn yedeklemek ve taleplerini köreltmek için, büyük burjuvazinin “ raporlar ataðýnýn ” devam edeceðini, bu “kahramanca mücadelenin” sürdürüleceðini de görmek gerekiyor.
Bu aralar bazý liberal dönek takýmý demokrasinin “ Anadolu burjuvazisi” tarafýndan AKP’nin öncülüðünde kurulacaðýný savunuyor. Biliyoruz ki, “Anadolu burjuvazisi” iþbirlikçi tekelci burjuvazinin çömezi olarak geliþti ve güçlendi. Uluslararasý emperyalist kapitalizmin ilerlemesi ve teknolojik geliþmeler “Anadolu burjuvazisinin” bazý kesimlerine, emperyalist tekeller ile doðrudan baðlantýlar kurma olanaðý tanýdý. Bu durum onlarýn daha da geliþmesine yol açtý. Artýk onlar Ýstanbul’a yerleþmiþ büyük burjuvazinin aracýlýðý olmadan da emperyalizme uþaklýk yapabiliyorlar. Bu durum yeni bazý çeliþmeleri ve çýkar kavgalarýný da körüklüyor.
Peki “ Anadolu burjuvazisi ” yada Ýslam sermayesinin demokrasiye ilgisi ne kadar? “Ýslam burjuvazisi” eðer söylendiði gibi demokrasi bayraðýný elinde taþýsaydý, hiç kuþku yok Anadolu kentleri demokrasi ve özgürlük havasýný en ileriden solunduðu yerler haline gelirdi. Ama gerçekler bu burjuvazinin yerel olarak halkýn tepesinde anti-demokratizmi ve hoþgörüsüzlüðü sürdürdüðünü, muhafazakarlýðý ve dinci gericiliði koruduðunu gösteriyor. Onlar Ankara’nýn ve Ýstanbul’un siyasi ve ekonomik temsilcileri olarak iþçi ve emekçi, halka kan kusturuyorlar. Geliþmeleri ve serpilmeleri, halkýn tepesindeki baskýyý daha da artýrýyor ve güçlendiriyor.
Bütün bu söylenilenlerin özeti ise þu: bir bütün olarak iþbirlikçi tekelci burjuvazi ve onun uzantýlarý, iþçi ve emekçi halkýn demokrasi ve özgürlük ve sosyalizm taleplerinin tam karþýsýnda yer alýyor. Bu burjuvazi þimdilerde halkýn mücadelesi karþýsýnda dökülen ve iflas eden eski devlet sistemini, ABD’nin kanatlarý altýnda Gülen ve AKP hükümeti’nin desteði ile yeniden tamir ediyor ve onarýyor. Ama iþçi ve emekçi halkýn demokrasi mücadelesinin uluslararasý tecrübesi, demokrasiye ancak devrimci ve komünistlerin önderliði etrafýnda birleþen iþçi ve emekçi halklarýn devrimci mücadelesiyle burjuvazinin her türlü sahte demokrasi güldürüsü boþa çýkarýlarak, demokrasinin devrimle kazanýlmasýnýn yolu açýlacaktýr. Baþka bir yoldan iþçi ve emekçilerin özgürleþmesi ve iktidar olmasý saðlanamaz.
ÇOCUKLARA HER SABAH DAYATILAN IRKÇI VE ÝNKARCI ANT KALDIRILMADIR…..!
 Yýlardan buyana ilkokullarda her sabah çocuklarýn Türk olduklarýný tekrarlayan ve beyinlerini yýkayan, yalnýzca Türklerin varlýðýný kabul eden ve diðer halklarý inkar eden sabah andýnýn kaldýrýlmasý yada Türk olmayan çocuklarýn bu ant’ta muaf tutulmasý için baþvurular reddedildi. Daha önceden ilköðretim okullarýnda her sabah okutulan öðrenci andýnýn iptali istemiyle açýlan davayý Danýþtay 8. Dairesi, reddetti ve böylece ilkokullarda her sabah okutulan ýrkçý ve ayrýmcý ant’týn kaldýrýlmasý isteminin önün alýnmýþ oldu.
Danýþtay 8. Dairesinin kararýnda, andýn, Anayasa’ya herhangi bir aykýrýlýðý olmadýðý, davacýnýn, ‘‘öðrenci andýnýn bir ýrký esas aldýðý, zorla okutulduðu” iddialarýna karþý, söz konusu metindeki ‘Türk’ ibaresinin bir ýrký temsil etmediði öne sürülüyor. Andýn amacýnýn ise “yeni nesillere Türk Devletinin ve milletinin bir ferdi olma onurunu duymaya ve hazzýný yaþatmaya yönelik…” olduðu vurgulanýyor.
Yani? Devletin, her sabah milyonlarca çocuða “onur” ve “haz” bahþetme zorunluluðu devam edecek! Ama ne yazýk ki bu hep Türk egemen ulusun egemenliðine göre düzenlenir. Örneðin bu antta Kürt ibaresinin tüm Türkiye’nin diðer halklarýný kucaklamasý olarak algýlanmaz.
“Rahat, hazýr ol, dikkat!” komutlarý sonrasý, “ Türküm, doðruyum, çalýþkanýmla ” baþlayýp, “Varlýðým Türk varlýðýna armaðan olsun” diye ajite eden ve nihayet “Ne mutlu Türküm diyene” þeklinde biten bir anttýr bu.
Hemen herkes ilkokula baþladýðýnda bu antla tanýþýr ve her sabah tekrarlayarak ezberlemek zorunda kalýr. “ Bilinmeyen dillerde ” konuþmaya baþlayan çocuklarýn, “meðer Türk olduklarýný “ ilk öðrendikleri bu asimile etme ayinleri ile baþlar ve asla unutulmaz.
Bu daha küçücük çocuklara yaþama “varlýklarýn”, kendilerini, o “ezeli ve ebediliði” þüphe götürmez “ Türk varlýðýna ” armaðan ettiklerinde ancak var olabileceklerini öðrenerek baþlamalarý aslýnda daha ilkokullarda baþlayan bir ayrýmcýlýðýn ve asimilasyonun nasýl pratiðe sürüldüðünü gösteriyor.
Sefaletin ve acýnýn bin bir türüyle haþýr, neþir yaþamak zorunda kalan hayatlarýn inim inim inleten acýlarýný bir “kutlu ve mutlu” aidiyet baðý üzerinden tersine çeviren, onlara, her sabah “Türksün iþte, mutluluðunun kýymetini bil” þeklinde, sistemle barýþýklýk formülü öneren bu devlet reçetesi aslýnda inkarýn baþladýðý yerin somut göstergesidir. Kürt, Laz,Çerkez, Arap ve diðer milliyetten’den emekçi halk çocuklarý,ilk okula baþladýklarýndan itibaren anadillerini unutturmaya zorlanarak kimlik ve kiþilikleri unutturulmaya çalýþýlýr ve annesi ve çevresinde öðrendikleri unutturulmaya ve Türk olduklarý dikte edilmeye çalýþýlýr.
Evet, ilkokullarda “Andýmýz” baþlýðýyla ezberlettirilen bu metnin ve herkesin tezgahýndan geçtiði bu metne dair ritüellerin, devletin, topluma ve toplumsallaþtýrma sürecine dair resmi yaklaþýmýný sergilediði o kadar açýk ki.
Bu yaklaþým, çok boyutlu bir büyük yalan üzerinden kurgulanmýþtýr. Devlet yalanýdýr; ve sözünü ettiðimiz, bu yalanýn esaslý belgelerinden biridir. “Andýmýz” denilen, kimin, hangi sýnýfýn andýdýr?
Danýþtay’ýn kararýna dayanak aldýðý faþist 12 Eylül Anayasa’sýna raðmen, artýk ‘Türk’ olduðunu kabul etmeyen milyonlarca Kürt, o “ hepimizin Türk’üz ” yalanýnýn içine sýkýþtýrýlamýyor artýk.
Yani artýk Türkiye bayraðý altýnda ve sýnýrlarý içinde yaþayan herkes Türk’tür yalaný tuzla buz oldu ve artýk kimse bu yalanlara yutmuyor.
Açýktýr ki, artýk Kürtler güne “Türküm, doðruyum” ile baþlamaktan yana deðiller. “Türk varlýðýna feda olma” zorunluluðu hissetmiyorlar, tersine, varlýklarýný ispat ve inþa etme yolundalar. Kürt ulusuna ait olduklarýný ve Türk ulusundan farklý olduklarýný yüksek sesle dillendiriyorlar.
Peki Türk iþçi ve emekçileri, her gün, her saat, her an vatan, millet ve Sakarya edebiyatý ile öðütüldükleri mutsuzluk çarký içerisinde, “demek ki yeterince Türk deðiliz, o yüzden mutsuzluðumuz” gibisinden bir akýl fikir fukaralýðýndan çare aradýklarý söylenemez herhalde.
O halde, bu mutsuz çoðunluk, nasýl olur da o “ Türksünüz, mutlusunuz ” diye tarif edilen “bir avuç mutlu burjuva sýnýfýn içine sokulabilir.
Evet, görülüyor ki, 88 yýldan bu yana dayatýlan homojen ‘biriz” yalanýnýn artýk dikiþleri tutmuyor artýk. Çünkü inkarcý ve imhacý resmi devlet politikasý iflas etmiþtir.
Burjuvazinin yasalarý, Anayasa’sýna uygun olan ama gerçek yaþamla örtüþmeyen egemen kurgunun “hepimizin Türk’üz, tekiz, biriz” vb. yalaný ve yalancýlýðý meþrulaþtýrýp teþvik eden hiç bir günlük talim-terbiye andý geçerlilik saðlayamaz ve çeþitli milliyetlerden emekçileri aldatmaya yetmez.
Öyle görülüyor ki, dayatýlmýþ ‘homojen tek’e toplumsal koþullanmýþlýk saðlamak için yýllardýr yaptýrýlan bu antlarýn sürdürülmesini de hiçbir mahkeme kararý garanti edemez.
Çünkü toplumsal yaþam kendi yolunda ilerliyor. Demokrasi ve özgürlük istemleri pratikte yol açmaya devam ediyor. Yasalarla pratikte yaþananlar çarpýþarak ilerliyor. Demokrasi ve özgürlük mücadelesinin açtýðý yoldan, bir baþka yaþam, kurulmakta ve ilerlemektedir. Bunu ne faþist baský ve yasaklar ve nede egemen sýnýflarýn fiiliyatta aþýlmýþ yasalarý engel olacaktýr. Yaþamýn akýþýný ne mahkemeler ve nede polis-jandarma zulmü engelleyebilir. Toplumsal mücadele kendi yolunda ilerleyerek, barikatlarý yýka yýka ilerleyecektir ve artýk geride kalmýþ dayatma ve yok sayma saldýrýlarý kitle mücadelesi karþýsýnda yerle yeknesak olmaktan kurtulamayacaktýr.
AKPNÝN ALEVÝLERÝ ALDATMA PLANI SÜRÜYOR
 Büyük gösteriþ içinde 7 kez yapýlan Alevi Çalýþtay’ýnýn ardýndan AKP’nin Alevilere iliþkin aldatma ve yedekleme raporu yayýnlandý. Raporda Alevileri seçim sürecinden sürece yayarak aldatmanýn dýþýnda her hangi bir sonuç çýkmadý. AKP’de beklenti içinde olan bir kýsým gerici Alevi tayfasý için bile sonuç sürpriz oldu. Yýllardan buyana kimlikleri yok sayýlmýþ, itilmiþ, kakýlmýþ ve sýklýkla katliamlara uðramýþ olan Aleviler devlet tarafýndan büyük hep yok sayýldýlar ve suni mezhebin baský ve zulmü altýnda tutuldular.
Türkiye’nin dört bir yanýnda yaþayan, Türk, Kürt, Arap hemen her, ulus ve ulusal azýnlýktan Aleviler ya da bu inanç ve kültürle yoðrulmuþ milyonlarca Aleviler var.
Osmanlýdan günümüze kadar uzanan Aleviler üzerindeki baský, ayrýmcýlýkla devam ediyor. Resmi olarak yok sayýlarak hakarete uðrayan, ikinci sýnýf yurttaþ muamelesi görmekten kurtulamayan milyonlarca Alevi, önce AKP’ce kabul ediliyor havasý yaratýldý, ama, AKP hükümeti, Alevileri enayi sanýp ya da enayi yerine koyarak, Alevileri yok saymanýn yeni yol ve yöntemleri için kendini paralamaktan öteye hiç bir þey yapmadý. Aslýnda AKP Hükümeti aylarca Alevi Açýlýmýndan dem vurdu. Ne ki, seçim öncesi oy avcýlýðý yaparken bile, Alevilere iliþkin gerçeði kabul etmekten uzak durdu ve bilinen sürece yayma, unutturarak yedekleme taktiði ile sonuç almayý hedefledi..
Yavuz Sultan Selim’den bu yana baský ve zulmün her türlüsüne maruz kalmýþ, yok sayýlmýþ olan Alevi emekçiler, ne yazýk ki Cumhuriyetin kuruluþundan sonra da rahat yüzü görmediler. Yavuz’un ordularýnýn kýlýçtan geçirdiði Aleviler, Cumhuriyetten sonra da defalarca gerici ve faþist katliamlara maruz kaldýlar, yok sayýldýlar, devlet mezhebi haline getirilmiþ Sünniliðe teslim olmalarý için her türlü baskýyla karþý karþýya kaldýlar. Dahasý baþlarýna gelmeyen ayrýmcýlýk ve zulüm kalmadý.
Hemen her il ve ilçede, köy ve kasabada Alevilere yönelik haksýzlýklardan, faþist baskýdan ve ayrýmcýlýktan söz etmek mümkündür. Katliamla ve katliam giriþlerinin dýþýnda kalan baský, hakaret ve diðer haksýz uygulamalarý olaðan sayan bir faþist gerici ayrýmcý devlet zihniyetin varlýðýndan dolayý, yaþanmýþ olan ve devam edenlerin sözü bile edilmemektedir. Ancak hafýzalara kazýnmýþ onca katliam bile durumun vahametini göstermeye yetmektedir.
Ünlü Maraþ katliamý, Malatya, Erzincan, Çorum, Sivas katliamlarý nasýl unutulabilir. Devlet destekli, ýrkçý ve þoven parti ve faþist örgütler tarafýndan organize edilmiþ onca tertip unutulabilir mi? Bunlarý unutmak ancak insanlýktan çýkmakla mümkün olabilir! Gazi, Ümraniye katliamlarý, Elbistan olaylarý daha bir çok katliam ve katliam provasý var. Peki 9 yýllýk AKP Hükümeti bu tarihsel gerçekler karþýsýnda demokrasi ve özgürlükler adýna hangi adýmý attý? Aradan geçen bunca zamana raðmen bu faþist katliamlarýn, yaþanan acý olaylarýn sorumlularý ortaya çýkarýldý mý? Kocaman bir hayýr . Katliamlarýn açýða çýkarýlmasý için verilen önergelerin en baþýnda karþýsýna dikilen ve engel olan AKP hükümetinin kendisi oldu. Çünkü, katliamlarýn araþtýrýlýp, ortaya çýkarýlmasýnýn ardýnda devletin olduðu ve AKP hükümetinin suç ortaklýðý yaptýðý açýða çýkacaktý. Onun içindir ki AKP hükümeti hem faþist katliamlarýn ve hem de
M. Kemalden, Ýnönü’ye, Menderes’ten, Demirel’e, Özal’dan Türkeþ’e, Erbakan’dan Ecevit’e, diðer baþbakanlara, liderlere, devlet yöneticilerine ve 9 yýllýk baþbakana ve devletin kurumlarýnda önemli mevziler elde etmiþ olan AKP Hükümeti ve Cumhurbaþkaný Gül’e kadar yanýp, yakýlan Alevilerin sesini duyan ve demokratik istemleri için bir adým atan olmadý.
Dünden bugüne devletin derin zihni ve onun þekillendirerek derin olmakla da kalmayarak yüzeyine kadar kin ve nefretle beslediði tutumun sorgulanmasý adýna her hangi bir geliþme olmadý.
Osmanlý Padiþahlarýndan devraldýðý geleneksel tutumu sürdüren AKP, Cumhuriyet tarihi boyunca uygulananlarý da sahiplenmiþ olarak hareket etmeyi sürdürüyor. AKP, Alevilerden, süre gelen devlet ve hüküm tutumlarýný kabul etmesini, Sünni yurttaþlarýmýzý da yanlýþ içimde þekillendirmeyi amaç edinmiþ olan devletin resmi dini haline getirilmiþ bulunan devlet Sünniliðine biat etmesini istiyor.
Nitekim Devlet Bakaný Faruk Çelik tarafýndan açýklanan “Alevi Çalýþtay Nihai Raporu” da bu mantýðýn tescilinden baþka bir þey olmadý ve dað fareden öte bir þey doðurdu. Alevilerin eþit yurttaþlýk haklarý kabul edilmediði gibi, Madýmak Oteli’nin müze yapýlmasý bile kabul edilmedi.
Alevilerin hiçbir talebinin karþýlýk bulmadýðý, yapýlan 7 Alevi Çalýþtay’ýnýn, Alevileri oyalamak, kandýrmak ve AKP’ye baðlamak amacý taþýdýðý bir kez daha açýða çýktý. Aylardýr süren ve beklenti içine sokulan Alevilerin sorunlarýnýn çözümü için hiç bir geliþme olmadý ve hiç bir talep karþýlýk bulmadý. Yeniden bir beklenti yaratýlmak isteniyor. “ Seçimde AKP desteklenirse talepler karþýlanacak” havasý yaratýlmaya çalýþýlýyor. Bu gerçeðe raðmen, AKP övgücülüðü yapanlar da amaçlarýna ulaþamayacaklardýr. Fermani Altun vb. gibi Aleviler içinde sunilerin Truva atý rolünü oynayan bazý kesimler bu geliþmeyi AKP’ye methiyeler dizme vesilesi etse de “ Padiþahým çok yaþa” türü yandaþlýk içerikli övgülere Alevilerin itibar etmesini elbette boþ bir çaba olmaktan öteye geçmeyecektir.
AKP öyle de ana muhalefet partisi CHP’de ondan farklý bir konumda durduðu söylenemez. CHP þeriatçýlardan oy almak için Alevilerin demokratik taleplerine sýrtýný döndüðü gibi, suni dininin egemenliðini sürdüren ve laikliði göstermelik hale getiren diyanet iþleri baþkanlýðý ve zorunlu din derslerinin kaldýrýlmasýný bile savunamýyor. Tutarlý bir kiþilik ve en azýndan tutarlý bir demokrat olmanýn gereði olarak din ve vicdan özgürlüðünü bile dillendirmiyor.
Milyonlarca Alevi yurttaþýn taleplerini dinlemek, Alevi yurttaþlarýn etrafýnda birleþtiði kurumlarýn sözcülerini muhatap almak ve Alevilerin eþit yurttaþlýk hakký için ortaya koyduklarý demokratik istekleri dinlemek ve bunlarýn gereði için hareket etmek, Alevi olmayý gerekmiyor. Tüm din ve inançlara ayný mesafede olmak, devlet ve din iþlerinin bir birinden ayrý tutulmasýný tutarlý olarak savunmak gerekiyor!
Ancak Diyanet iþleri Baþkanýndan Kuran-ý Kerim ve Bektaþi ansiklopedileri alarak bu konuya iliþkin tek bir söz bile söylemeyen CHP’den bunu beklemek, ölmüþ atý kýrbaçlamak anlamýna gelecektir.
Alevi emekçilerinin demokratik talepleri ve eþit yurttaþlýk istemleri demokrasi ve özgürlük mücadelesinin bir parçasýdýr. Onun içindir ki, Alevi emekçilerin; diyanetin kaldýrýlmasý, zorunlu din derslerine son verilmesi, Cemevleri’nin ibadet yerleri olarak kabul edilmesi, Madýmak Otelinin Müze yapýlmasý vb. gibi demokratik haklarýnýn kabul edilmesi ve sünnileþtirme planlarýnýn boþa çýkarýlmasý için, devletin faþist gerici politikalarýna karþý çýkarak, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin geliþtirip, yaygýnlaþtýrýlmasý gerekiyor.
|