Devrimci Halkýn Birliði
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

   ANA SAYFA
   HABER - YAZI

D. Halkın Birliği
   Kapak
   Baş Yazı
   Haberler
   İnşamız
   Politika-Haber
   İşçi-Memur
   Kürdistan
   Gençlik Yıldızı
   Özgür Kadın
   Dış Politika
   Kültür-Sanat
   Onlardan Bize
   Temel Kavramlar
   Analiz-Polemik
   Devrimci Teori
   Özgür Kürsü
   Dünden Bugüne
   Mektuplar

xxxxx
   Arşiv-7.2005/4.2010
   DHB Galeri
   Sitede Ara
   Bağlantılar
   Ziyaretçi Defteri
   İletişim

xxxxx
   RADYO BİRLİK
   
VİDEO İZLE

D. Halkın Birliği

ADRESLER

Merkez Büro
AL-AK Basın Yayıncılık

Merkez Mahallesi
Çukur Çeşme Caddesi
No: 27 Kat: 3 Gaziosmanpaşa- İstanbul

Tel: 0212 5782269

Yurtdışı:
Avrupa Temsilcisi
Özgür Kızılay

Nancy FRANSA
Tel: 0033 674102905

Altenbraker str. 16
12053 Berlin Almanya

E-Posta İletişim:
halkinbirligi@yahoo.com





BELLEK


18 Mayıs ve Kaypakkaya'nın

DİRENİŞ YOLUNDA İLERİ!


AKP KADINLAR GÜVENCESİZ ÇALIŞMAYI DAYATIYOR…!
Özgür Kadın

Kadın düşmanı politikalarıyla bilinen, 13 yıllık iktidarı döneminde kadınları daha çok doğur ve evde otur yaklaşımı içinde eve kaptamaya çalışan AKP iktidarı, kadınlara güvencesiz çalışmayı dayatıyor.

Hatırlanacağı üzere 31 Aralık 2008’de yürürlüğe giren Türkiye İş Kurumu İşgücü Uyum Hizmetleri Yönetmeliği ile “yasal” bir çerçeveye kavuşturulan Toplum Yararına Çalışma Programı, “işsizlikle ve yoksullukla mücadelede etkili bir mücadele aracı”  olarak sunuldu. Bugün, Türkiye’de özellikle yoksulluk ve işsizlikle mücadelede bir çözüm olarak yeniden gündeme getiriliyor.

Programın adını son olarak hükümetin nisan başında açıkladığı “Üretim ve İstihdama Destek Paketi” içinde “dev adım”  olarak duyuruldu.. Paket, sermayeye vergi indirimlerinden, patrona mesleki eğitim ve prim desteğine dek bir dizi destek içerirken, işsizlere verilen en büyük vaat ise “Toplum yararına çalışan sayısının artırılarak 120 bin yeni istihdam sağlanması” oldu.

“Toplum Yararına Çalışma Programı” adıyla yaptırılan işlerin büyük kısmının “geleneksel kadın işi” olarak görülen güvencesiz, geleceksiz işler olduğunu, üstelik bu işlerde büyük oranda sosyal yardımlardan faydalanmak için sıraya girmek zorunda bırakılan yoksul kadınların çalıştığı düşünüldüğünde, bu programın kadınların işsizlik ve yoksulluk sorununa her hangi bir çare olmasıda mümkün değildi. . Bu program kapsamında çalışan kadınların bile içeriğini bilmeden, “Okulda temizlik işçisi olarak çalışıyorum, belediyede park bahçe işlerine bakıyorum, kara yollarında ekici olarak çalışıyorum” vb.diye kendilerini tanımlasalar da onlar aslında birer “kursiyer”. En fazla 9 ay, güvencesiz ve ağır koşullarda çalışan kadınlara hükümetin toplum yararına çalışmayı bir “müjde” olarak sunmasının arkasında ise sadece kadınlar için de tüm emekçiler için etkisi kısa zamanda kendisini gösterecek bir sermaye planı var. Bir yandan sosyal yardımları istihdamla ilişkilendirerek “yoksul çalışsın, yardımı hak etsin” mantığı yaratılıyor, öte yandan ise bugün güvenceli ve geleceği olan bir iş imkanı tümden ortadan kaldırılıyor. Ve yine kadınların iş ve ekmek talebi bu sermaye hayali için kullanılmaya çalışılıyor.

Toplum Yararına Çalışma Programı kapsamında çalışanların çok büyük bir kısmını kadınlar oluşturuyor. Hükümetin yeni istihdam paketiyle attığı adımlarla da bu sayının daha da artacağı öngörülüyor. Çünkü program kapsamındaki iş alanları ağırlıklı olarak “geleneksel kadın işi” olarak görülen işler. Zaten kurum ve kuruluşlar da yapılacak işin niteliğini gerekçe göstererek

İş Kur’dan özellikle kadın eleman gönderilmesini talep ediyorlar. Peki bu türden bir çalışma kadınlara bir fayda sağlıyor mu? Elbette hayır? Bu türden çalışma biçimi kadınların aileye ve çevreye bağımlılık ilişkilerini katmerlendirirken bir yandan da kadınların güvenceli çalışmasının alternatifi olarak sunuluyor. Fakat bu alternatif süreç içinde güvenceli çalışan kadınlar açısından bir tehdit haline geliyor.

Dahası bu çalışma biçimiyle ‘standart iş’ ya da ‘iyi iş’ diye düşünülmeyecek işleri kadınlara dayatmış oluyorlar. Özellikle evdeki toplumsal yüklerden ve ataerkil pazarlıktan dolayı kadınların bu programla edindikleri ‘işleri’ ciddi sorgulamadan geçirmek gerekiyor. Kadınlar evden ancak ‘ev işlerini mükemmel yaptığı’ takdirde dışarı çıkabiliyor. Dışarı çıkabildiğinde ise ancak bu tür işler bulabiliyor. Kadınlar açısından maddi bir kazanç elde edilmiş gibi görünse de çalışmanın niteliği dolayısıyla kadınların bağımlılık ilişkilerini artıran bir durum yaratılıyor. Bu çalışma biçiminde profesyonel bir iş anlaşması yapılmadığından dolayı, kadınlarını haklarınızı sorması güçleşiyor  Bir sorunla karşılaştığınızda, burs alan çocukları, bir sonraki sefere işe alınıp alınmayacağınızı, ailenizin itibarını, size iş ‘bahşetmiş’ olanların yardımını düşünmek zorunda bırakılır. Haliyle buda, kadınları iktidara bağlamanın bir yöntemi olarak da karşımıza çıkacaktır.

Kadınların çalışmasının niteliği taşeronda, toplum yararına, fason, geçici çalışma olduğu sürece kadınların dışarı çıkması da giderek imkansız hale gelebiliyor. Hem kadınlar hem de aileleri ‘evden dışarı çıktım ama ne oldu? Evde daha rahattım’ noktasına getirileliyor. İktidar da burada bir pazarlığa girişiyor. ‘Dışarıda koşullar kötü, sen evinde otur, hastaya bak, yaşlıya bak’ diyerek yükü kadınların üzerine yıkarken bir yandan da sosyal yardımları bir sosyal sorumluluk projesi haline getirebiliyor.

Güvencesizleştirme süreçleri böyle devam ettiği sürece kadınlar açısından esnek çalışma ve güvencesizlik çok daha ağır şekillerde yaşanmaya devam edecek. Güvencesizliğin yazgıyı çizmesine izin vermeden, bütün yeni istihdam formlarına hayır diyerek, dayanışmayı örecek bir mücadele hatta çizmek zorunlu kadınlar olarak. Aksi takdirde hem çalışma yaşamındaki hem de gündelik yaşamdaki şiddetle baş etmek giderek daha da zorlaşacak.

2008’de yürürlüğe giren Türkiye İş Kurumu İş Gücü Uyum Hizmetleri Yönetmeliği ile hukuki bir zemine oturan Toplum Yararına Çalışma Programı, İş-Kur’a kayıtlı işsizleri Milli Eğitim Bakanlığına bağlı eğitim ve öğretim kurumlarında, üniversitelerde, özel eğitim işletmelerinde, meslek kuruluşlarında, dernek ve vakıflar bünyesinde bir yıl içerisinde dokuz ayı geçmemek üzere “İstihdamın korunması, artırılması, işsizlerin mesleki niteliklerinin geliştirilmesi ile işsizliğin azaltılmasına yardımcı olmak” adına istihdam etmek üzere  geliştirildi.

Toplum Yararına Çalışma Programı, hukuki açıdan “kurs” olarak tanımlanıyor. Bu “kurs” süresince asgari ücret üzerinden ödenecek ücretler, sigorta primleri, vergiler ve diğer yasal kesintiler de İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanıyor. Yasal olarak İşsizlik Sigortası Fonu’nda biriken paralar işsizlerin eğitimi için ve istihdam edilebilirliklerini artırabilmek amacıyla kullanılabilir. TYÇP’nin “kurs” olarak adlandırılma gerekçesi de tam da bu. İktidar, sermayenin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için bu programda çalıştırılan işçilere yine işçilerin ücretlerinden kesintilerle oluşturulan İşsizlik Fonu’ndan para veriyor.

TYÇP kapsamındaki “kurs” listeleri incelendiğinde meslek edindirme faaliyetiyle ilgili herhangi bir ize rastlanmıyor, insanlar “Beden işçisi” statüsünde istihdam ediliyor ama adları “kursiyer” oluyor.

Çalışma süresinin dokuz ayla sınırlandırılmış olması, TYÇP’ye bağlı çalışmayı “güvencesiz işler” kategorisine sokuyor. Her ne kadar bir kişi dokuz ayın bitiminden sonra üç aylık bekleme süresinin ardından tekrar işe girebilse de, kişinin tekrar işe alınabilmesinin tek “güvencesi”, çalışılan kurumun veya kuruluşun “olumlu görüşü” ve “İşkur il müdürlüğünün onayı”. Yani bu düzenleme, taşeron uygulamalarından hatırlanan “bilindik iki hileye” zemin hazırlıyor. Bunlardan ilki, kıdem tazminatından yoksun bırakma; ikincisi ise sendikasızlaştırma.

Yasal olarak kıdem tazminatından yararlanmak için en az 1 yıl çalışma koşulu var. Toplum Yararına Çalışma Programı kapsamında çalışıp da kıdem tazminatından yararlanmak mümkün değil.

Tekrar çalışma olanağı kurum veya kuruluşun olumlu görüşü ile İşKur il müdürlüğünün onayına bağlı olduğu için, ayrıca bu programa bağlı olarak çalışanların büyük çoğunluğu uzun süre işsiz kalmış ve herhangi bir sosyal güvenliğe tabi olmayanlardan seçildiği için yeniden çalışmak isteyenler açısından “sendika” bir tehlike unsuru olarak algılanabiliyor.

Toplum Yararına Çalışma Rejimi, kamuoyuna yansıtıldığı gibi ne işsizlikle ne de yoksullukla mücadelede etkili bir politika değil.

AKP tarafından  işsizlikle mücadele söylemiyle gündeme getirilen Toplum Yararına Çalışma Programı uygulamada hem kadrolu hem de taşerona bağlı işçilerin yerini doldurmak üzere kullanılıyor. Örneğin, Toplum Yararına Çalışma Programı yaygınlaşmadan önce Dersim’de bir ilköğretim okulunda taşerona bağlı olarak aralıksız beş yıl çalıştırılan kadın işçiye okul yönetimi, “Artık sen İş-Kur’a git ve onlar seni bize göndersin” diyor. Kadın, altı ay da İşkur aracılığıyla çalıştırıldıktan sonra okul yönetimi programın süre sınırlamasını gerekçe göstererek işine son veriyor.

Kısacası, işsizlikle mücadele söylemiyle gündeme getirilen bu yeni emek rejimi, önümüzdeki dönemde taşeron çalışma rejimini dahi aratacak bir biçimde, güvenceli işleri hatta taşeronu bile tehdit eder hale geldi. Ve yine kadınların emeği, ihtiyaçları, sosyal destek talepleri ve iş istekleri kullanılarak…

Toplum Yararına Çalışma Programı üzerine yaptığı çalışmada programın temel felsefesinin dört asır öncesinde uygulanan İngiliz Yoksul Yasaları’na kadar geriye gittiğini aktarıyor.

Mevcut halde Avrupa ülkelerinde yoksullar da “ Aldıkları yardımları hak etsinler” mantığına bağlı olarak “toplum yararına” çalıştırılıyorlar. Bir bakıma, yoksulların aldıkları yardımlar toplum yararına yaptıkları işlere bağlanmıştı. Avrupa da sokak, yol, cadde ve kanalizasyon temizleme karşılığında verilen yoksul yardımları, bugün Türkiye’de de benzer işler yaptırılarak veriliyor.

Avrupa da Yoksul Yasaları ile Toplum Yararına Çalışma Programı’nın her ikisi de yoksullara yapılacak yardımları çalışma koşuluna bağlıyor, yani her iki uygulama da, son tahlilde “Çalışmayana ekmek yok” anlayışına yaslanıyor.

İki uygulamanın diğer bir ortak özelliği yoksulları, yoksul oldukları için suçlayan bir anlayışla işe koşması. Her iki uygulama da, düzensiz, güvencesiz ve düşük gelirli birtakım işlerin toplum yararına yapıldığını, bir bakıma normal bir çalıştırma olmadığını ima ediyor.

Sonuçta, her iki uygulama da “yoksulluk döngüsüne” hizmet ediyor, yoksullara mesleki beceri kazandırmadığı, onları vasıfsız işlerde ve nihayet düşük ücretlerle çalıştırdığı için yoksulluğu dindirme şansını da ellerinden alıyor.

Oku-Okut




Dayanışalım

En Yeni Köşe Yazıları
BİR DEVRİMCİ HER ALA... [2304]
DÜNYANIN MADDİLİĞİ V... [4993]
SANAT: HAYAT, İNSAN ... [5086]
DİK DURAN AYKIRI İNS... [11719]
TÜRK REALİTESİ Mİ? [4920]
ESTAMOS HASTA LA MAD... [4795]
KUZEY AFRİKADAN ORTA... [4487]
Popüler Köşe Yazıları
DİK DURAN AYKIRI İNS... [11719]
SANAT: HAYAT, İNSAN ... [5086]
DÜNYANIN MADDİLİĞİ V... [4993]
TÜRK REALİTESİ Mİ? [4920]
ESTAMOS HASTA LA MAD... [4795]
KUZEY AFRİKADAN ORTA... [4487]
BİR DEVRİMCİ HER ALA... [2304]
Şiirler
dhb
» Yeryüzü Aşkın Yüz...
son videolar
video

video