“ESTAMOS HASTA LA MADRE / GINA GELDİ!”[*]
SİBEL ÖZBUDUN
“Hava su ve toprak kirlendi artık
Tuz ve ekmeğe karışıyor yüksek gerilim
Yeryüzünün bütün koordinatları
Barınacak bir yer arıyor
Haritadan silindi yüreğimin meskûn yerleri.”[1]
“Siz politikacılardan gına geldi - politikacı derken özel bir kişiyi değil, partileri oluşturanlar dahil pek çoğunuzu kast ediyorum- çünkü iktidar kavgalarınızla ülkenin dokusunu bozdunuz, çünkü ülkeyi acil duruma yönelten bu kötü tasarlanmış, kötü yürütülen, kötü yönetilen savaşta açgözlülüğünüz, kavgalarınız, acınası beceriksizliğiniz sayesinde bu ulusun tek çıkış yolu olan uzlaşıyı sağlayamadınız; gına geldi çünkü yargı kurumlarının çürümüşlüğü canilerle işbirliğine ve suçlarının yanlarına kalmasına yol açıyor; çünkü devletin iflasını açığa çıkartan bu çürümüşlük nedeniyledir ki, bu ülkenin her bir yurttaşı filozof Giorgio Agamben’in, Grekçe bir sözcükle betimlediği şeye indirgendi: zoe: koruma altında olmayan yaşam, hayvan yaşamı, her an tecavüze uğrayabilecek, kaçırılabilecek, aşağılanabilecek ve cezasızca katledilebilecek bir varlığın yaşamı; gına geldi çünkü imgeleminiz yalnızca şiddete, silaha, hakarete yönelik ve buna karşılık, iyi ulusları biçimlendiren eğitime, kültüre, onurlu ve iyi bir istihdama metelik vermiyorsunuz; gına geldi çünkü bu dar ufkunuz çocuklarımızın, oğullarımızın yalnızca katledilmesine değil, imgeleminizin ruhunu tatmin edebilmek için suçlu ilan edilmesine neden oluyor; gına geldi çünkü iyi bir yönetimden yoksun olduğumuz içindir ki eğitim fırsatından, saygın bir iş bulma olanağından yoksun kalan ve çeperlere itilen evlatlarımız, örgütlü suç ve şiddetin hedef alanına dahil oluyor, onlar tarafından devşiriliyor; gına geldi, çünkü bu nedenlerle yurttaşlar yöneticilerine, polislerine, ordularına tüm güvenlerini yitirdiler, korkuyor ve acı çekiyorlar; gına geldi çünkü rezilliği yönetmeden başka bir işe yaramayan iktidarsız kudretin yanısıra sizler için önemli tek şey, yarışmanın, lanet olası “rekabetçiliğinizin” ve sınırsız tüketimin -ki bunlar şiddetin öteki adlarıdır- itici gücü, para.
Siz canilerden de gına geldi, şiddetinizden, yitirilmiş onurunuzdan, acımasızlığınızdan, duyarsızlığınızdan...
Bir zamanlar, onur kurallarınız vardı. Hesaplaşmalarınızda bu denli acımasız değildiniz ve ne yurttaşlara ne de ailelerine dokunurdunuz. Şimdiyse ayrım gözetmiyorsunuz. Şiddetinizi dile getirmesi zor, oysa neden olduğu acılar kadar bir ad ve anlamları var. Öldürmedeki saygınlığınızı dahi yitirdiniz. Hiçbir insanî duygu hissetmeden çocukları, delikanlıları, genç kızları, kadınları, erkekleri, ihtiyarları, yani masum insanları katleden sefil Nazi komandoları gibi korkaklara dönüştünüz. Gına geldi, çünkü şiddetiniz gayrıinsanîleşti -hayvanîleşti diyemeyeceğim, çünkü sizin yaptığınızı hayvanlar yapmıyor- insanaltı, şeytanî, budalaca bir hâl aldı. Gına geldi, çünkü sınır tanımayan iktidar ve servet hırsınızla oğullarımızı aşağılıyor, onları yok ediyor, korku ve dehşet saçıyorsunuz.
Sizler “bay” politikacılar ve sizler “bay” caniler -tırnak içine alıyorum çünkü bu hitap şekli yalnızca onurlu insanlar içindir- ihmalleriniz, tehditleriniz ve eylemlerinizle ulusu aşağılıyorsunuz. Oğlum Juan Francisco’nun katledilmesi yurttaşlarda ve medyada öfke ve dayanışmaya yol açtı -ben ve ailem buna bütün yüreğimizle teşekkür ediyoruz. Bu öfke Martí’nin yöneticilere yönelttiği o son derece haklı cümleyi bir kez daha kulaklarımızda çınlatıyor: “Yapamıyorsanız, istifa edin.” -Omuzlarımızda taşıdığımız binlerce anonim ya da anonim olmayan cesede, yani aşağılanan ve katledilen onca masuma karşın- bir kez daha kulaklarımızda çınlayan bu cümleye bu ulusal olağanüstü durumda ulusu birleştirmek ve gerçek bir yönetilebilirlik durumu oluşturmak üzere onları bir araya gelmeye zorlayan büyük yurttaş seferberlikleri eşlik etmeli. (...) Eğer biz yurttaşlar bütün kentlerde, bütün belediyelerde birleşemezsek ve böylelikle siz “bay” politikacıları adalet ve saygınlıkla yönetmeye, ve siz “bay” canileri yasalarınıza dönüp vahşetinizi sınırlandırmaya zorlayamazsak yol açtığınız şiddet helezonu hepimizi dönüşsüz bir dehşet yoluna yöneltecek. Eğer siz “bay” politikacılar iyi yönetemez ve birliğinizi gerektiren olağanüstü bir durumda yaşadığımız gerçeğini ciddiye almazsanız, ve eğer siz “bay” caniler, eylemlerinizi sınırlandırmazsanız, belki iktidarı ele geçireceksiniz ama bir kemik yığını ve dehşete düşmüş, ruhunu yitirmiş varlıklar üzerinde süreceksiniz hükmünüzü. Hiçbirimizin heves etmeyeceği bir düş bu...”[2]
Böyle diyordu ozan Javier Sicilia, 28 Mart günü Meksika’nın Guernevaca kentinde altı arkadaşıyla birlikte işkence edilmiş cesedi bir otomobilin içinde bulunan 24 yaşındaki oğlu Juan Francisco’nun ardından Meksika’nın politikacılarına ve Mafya’cılarına yazdığı mektupta…
Meksikalıların çoğunun iktidara sandık hileleriyle geldiğini düşündüğü Devlet Başkanı Felipe Calderon’un, yerlerde sürünen prestijini doğrultabilmek üzere ülkeyi saran suç çetelerine, özellikle de uyuşturucu baronlarına savaş ilan ettiği 2006 yılından bu yana ülkede çoğu gençler olmak üzere 40 000’e yakın kişi yaşamını yitirdi. Özellikle ABD’yle sınırdaş Kuzey eyaletlerinden, ama Morelos gibi yakın zaman öncesine dek bir huzurevini andıran dinginlikteki iç bölgelerden de, cesetler fışkırıyor artık: işkenceyle parçalanmış, başları kesilmiş, elleri kopartılmış genç erkek bedenleri…
Üstelik failler yalnızca “mafya çeteleri” değil… Calderon’un mafyalaşmış polisleri de kontrolden çıkmış durumda. Polis terörüne kurban giden gençlerin bir kısmı, “ayakçı”, “torbacı”, “kurye” gibi küçük suçlular. Çoğu ise, sadece yanlış bir anda yanlış bir yerde bulundukları için yitirmişler yaşamlarını.
Muhalif duruşlu bir ozanın (Javier Sicilia, muhalif Proceso dergisi yazarlarından; Zapatistalara oldukça sıcak bakıyor) oğlunun -tanık ifadelerine göre polis tarafından- katledilmesi, acılı siyasal deneyimlerle yüklü bir ülkenin çocuğu olarak aklıma ilk elde “devlet terörü” olasılığını getiriyor elbet. Soruyorum. “Hayır,” diyor, “Juan’ın öldürülmesi bir rastlantı. Birlikte öldürüldüğü arkadaşlarından biri birkaç hafta önce gözaltına alınıp işkence görmüş. Çocuk şikâyette bulunmuş. Polisler şikâyetini geri çekmesi için tehdit etmişler. Çekmeyince de…”
“Yanlış bir zamanda yanlış bir yerde” bulunan onbinlerce Meksikalı gibi…
“Gına geldi…” Çağrı tutmuş. Zapatistaların başkenti San Cristobal de las Casas’a vardığımızda (11 Mayıs 2011) kucaklaştığımız herkes, üç gün önceki, Zapatistaların, bir ucu Katedral meydanındayken, bir ucu da kente 5-6 kilometre uzaklıktaki Universidad de la Tierra’ya (Yeryüzü Üniversitesi) uzanan protesto gösterisinin heyecanındaydı. “San Cristobal tarihinin en büyük yürüyüşüydü,” diyorlardı; “2000’deki Mexico City yürüyüşü dâhil.” Yüzleri maskeli, sessiz onbinlerce Zapatista köylü, Sicilia’nın çağrısıyla başkente düzenlenen dev yürüyüşe destek vermek için dökülmüşlerdi sokağa. Aynı gün, Mexico City’nin tarihî merkezindeki bir milyon kişilik Zocalo Meydanı ise, hıncahınç dolmuştu… “Estamos hasta la madre/Gına geldi!”
15 Mayıs’ta vardığımız Mexico City’de de bu slogan karşıladı bizi. Dev gösterinin ardından Felipe Calderon’un reform tasarısına karşı meydana çadırlar kurup süresiz direnişe geçen öğretmenler, elektrik sektörü emekçileri, köylerinden edilmiş yerliler, uluslar arası AVM’lere karşı sokağa dökülen pazarcılar ve küçük esnaf… “Estamos hasta la madre” her yerdeydi. Meksika’nın madunlara “gına gelmişti” besbelli…
Apansız yükselen bu dev protesto dalgasının en önlere sürüklediği bu mütevazı, hüzünlü bakışlı adamı güvenlik gerekçeleriyle taşındığı Mexico City’nin uzak bir mahallesinde bulduk. Son derece sakin, yumuşak başlı, çelebi hâlli biri. Orta yaşların sonlarında. Omuzları belli ki 24 yaşındaki sevgili ölüsünün ağırlığına dayanamamış. Çökkün. [Son şiirini oğlunun haberini aldıktan sonra yazmış. “Şiir mi? diyor BBC News’a. “İçimde hiç şiir kalmadı ki…”[3]] Ama en çok, öfkesizliği etkiliyor beni… Bir bardak su kadar sakin ve saydam…
“Bu eski bir sorun,” diyor. “Meksika zaten Mafya modelinde örgütlenmiş bir devlet. PRI[4] döneminde ülke Mafyavarî taktiklerle yönetildi. Cumhurbaşkanı ülke tarihi boyunca bir mafya şefi gibi hareket edegelmiştir. Birilerine ödül, başkalarına ise ceza dağıtır…”
Sicilia’ya göre devlet başkanının bir işaretiyle insanların öldürülebileceği bir ülkedir Meksika.
“Demokrasiye geçiş olarak adlandırdıkları süreçte (2000’li yıllardan söz ediyor) bu tip bir devleti sürdürmek imkânsızlaşmıştı. Vicente Fox, ulusal bir uzlaşıyla iktidara geldi; ama yapması gerekeni yapmadı. Yani köklü bir devlet reformundan yan çizdi. Suç grupları da bu durumdan yararlanmazlık etmediler…”
Peki ya Calderon?
“Calderon iktidara geçtiğinde bu durumdan yararlandı. Zaten iktidara nasıl geçtiği de şaibeli bir durum. Meşruiyetini sağlayabilmek için en kolay olduğunu sandığı yolu seçti: uyuşturucuya karşı savaş ilan etti. Oysa sorun bambaşka bir yerde, çürüyen kurumlardaydı…”
Javier Sicilia’ya göre Calderon’un “savaş”ı, ülkedeki köklü karteller arasındaki dengeyi bozmuştu. Dengesi bozulan “yer altı piyasası”nın tepkisi, “paylarını korumak ve rakip kartelin pazarını ele geçirmek” yönünde olacaktı. Sonuç, 40 bine yakın ölü, 10 bini aşkın kayıp... Polis şiddetiyle katlanan Mafya cinayetlerinin çoğunun soruşturmasız örtbas edilişi Meksika “devleti”nin Mafya’yla savaşımının doğası hakkında iyi bir fikir veriyordu aslında. Örneğin Karteller arası savaşa yüzlerce kurban veren Guernavaca’da Kasım 2010’dan beri bu konuda açılmış tek bir soruşturma yoktu!“Mafya gibi örgütlenmiş bir devlet, mafyalara karşı mücadele edemez…”
Üç-dört yıl içinde kırk bine yakın genç insanını bu kan banyosunda yitirirken suskun kalmış milyonlarca Meksikalı nasıl olmuşta bir gecede harekete geçmişti peki?
“Düşünün ki yalnızca Morelos eyaletinde, yalnızca Cuernevaca kentinde günde ortalama bir genç öldürülüyor. Aslına bakarsanız sorun bireyselleşmişti: Susmazsan başına bir şey gelebilir… İnsanlar seslerini çıkartmaya korkuyorlardı.
Şair-yazar birinin oğlunun öldürülmesi ve babasının sesini yükseltmesi, insanlara cesaret verdi. Bir bakıma korku duvarlarının yıkılışını yaşadık. Hareket bir bakıma kendiliğinden gelişti. Ben üzüntümü ve tepkimi dile getirdikçe (intikamdan söz etmeksizin) bu anonim ölülerin sahipleri de konuşmaya başladı. Ve bu ölüler kişilik ve bir yüz edindi. Guernavaca’daki ilk eylemde bu yıl öldürülenlerin isimleri anıldı: yılbaşından bu yana tam 140 kişi… Her bir ölü için bir plaka yaptırıp Morelos Eyalet merkezinin duvarlarına yapıştırdık.”
Öldürülenlerin isimsiz kalmaması çok önemliydi onun için. Bu isimleri yaşatacak bir vakıf kurmayı düşündüğünü söylüyor bize… Öncülüğünde biçimlenmekte olan hareketin başlıca taleplerinden biri, öldürülen gençlerin isimlerinin yayınlanması; suçsuzluklarının saptanması durumunda ailelerine tazminat ödenmesi, suçlu iseler hangi koşullarda suça itildiklerinin araştırılması…
Ya gelecek konusunda ne düşünüyordu Javier?
“İki yol var: Sivil toplum örgütlenmesi bir sosyal paktı dayatabilirse ve bir sivil direniş olarak konsolide olursa, belki devlet yapılarında bir değişim yaşanabilir. Yoksa korkarım militarize bir polis devletine doğru gidiyoruz…”
* * *
Evet, Meksika’da egemenlerin politikası iflas etmiş gözüküyor. Ülke, sıradan insanların, öğretmenlerin, köylülerin, işçilerin, esnafın, pazarcıların, yerli cemaatlerinin, ev kadınlarının, çırakların, işsizlerin, üniversite hocalarının… sokağa inip yazgılarını ele almaları ya da devletleşen mafya ile mafyalaşan devlet arasında giderek muğlaklaşan kör sınırlarda boğulma seçenekleriyle karşı karşıya.
Bu acılı coğrafyadan yükselen sessiz “Estamos hasta la madre!” çığlığı da, onların üzerlerine düşen görevin bilincinde olduklarının kanıtı…
23 Mayıs 2011 14:40:56, Ankara.
N O T L A R
[*] Kaldıraç, No:122, Haziran 2011…
[1] A. Hicri İzgören.
[2] Javier Sicilia, “Carta abierta a políticos y criminales”, Proceso. http://www.proceso.com.mx/rv/modHome/detalle Exclusiva/89858.
[3] Julian Miglierini, “Mexico Poet Javier Sicilia leads anger at drug violence”, BBC News, Latin America and Carribean, http://www.bbc.co.uk/news/world-latin-america-13141263.
[4] Partido Revolucionario Institutional = Kurumsal Devrim Partisi. Ülkeyi çeşitli adlar altında 70 yılı aşkın bir süre yönettikten sonra iktidarı 2000 yılında rakibi PAN’a kaptıran devlet kurucu parti…
|