Devrimci Halkýn Birliði
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

   ANA SAYFA
   HABER - YAZI

D. Halkın Birliği
   Kapak
   Baş Yazı
   Haberler
   İnşamız
   Politika-Haber
   İşçi-Memur
   Kürdistan
   Gençlik Yıldızı
   Özgür Kadın
   Dış Politika
   Kültür-Sanat
   Onlardan Bize
   Temel Kavramlar
   Analiz-Polemik
   Devrimci Teori
   Özgür Kürsü
   Dünden Bugüne
   Mektuplar

xxxxx
   Arşiv-7.2005/4.2010
   DHB Galeri
   Sitede Ara
   Bağlantılar
   Ziyaretçi Defteri
   İletişim

xxxxx
   RADYO BİRLİK
   
VİDEO İZLE

D. Halkın Birliği

ADRESLER

Merkez Büro
AL-AK Basın Yayıncılık

Merkez Mahallesi
Çukur Çeşme Caddesi
No: 27 Kat: 3 Gaziosmanpaşa- İstanbul

Tel: 0212 5782269

Yurtdışı:
Avrupa Temsilcisi
Özgür Kızılay

Nancy FRANSA
Tel: 0033 674102905

Altenbraker str. 16
12053 Berlin Almanya

E-Posta İletişim:
halkinbirligi@yahoo.com





BELLEK


18 Mayıs ve Kaypakkaya'nın

DİRENİŞ YOLUNDA İLERİ!


TASFİYECİ OPORTÜNİZMİN YENİ HALİ YASALLIK VE LEGALİZM

Devrimci hareket uzun yıllardan bu yana tasfiyeciliğin yeni biçimi olan yasallık ve legalizm çukurunda patinaj yapıyor. 12 eylül darbesinin ağır yenilginsin ardından ortaya çıkan ve yaygınlaşarak devrimci hareketi etkisi altına alan, bölünme ve parçalanmaları koşullayan, ahlaksızlığı ve ilkesizliği ilke haline getiren tasfiyeci oportünizm kitle mücadelenin canlandığı ve ileriye doğru hamle yapmaya çalıştığı 87-94 yılları arasında önemli darbe yiyip geriye düşmesine karşın, bir yandan Sovyet revizyonizminin batı kapitalizmine teslim olması, öte yandan faşist karşı devrimin dolu dizgin saldırısı ve kitle mücadelesinin tavsaması, devrimci harekette yeni bir tasfiyeci dalganın doğup gelişmesini ve gelişemem, kitleselleşememenin çıkışı olarak legalizm ve yasallığın kapıyı çalmasını sağlayan yeni bir dönemin önü aralandı. 1994’ten itibaren adım adım devrimci hareketi içe kapatan, kendi kendisiyle uğraşır bir konuma iten ve kendisini tekrarlamaktan öteye gitmeyen, süreç ve gelişmelerin özgürlüğünü anlama ve buna uygun düşen taktik politikalar ve örgütsel araçların devreye sokulamaması ve AKP hükümetinin sahte demokrasi oyunlarının arkasındaki gerçekleri görememe olgusu, devrimci harekette hem ideolojik-teorik çözülmeleri ve hem de örgütsel pratik alanda düzen sınırları içinde dönüp duruna bir yasallığı ve legalizmi öne çıkaran eğilimleri körükledi. Öndeliğini TKP ve ardından ÖDP ve EMEP’in yaptığı bu yeni tasfiyeci legalizm ve yasalığı temel alan mücadele ve örgüt anlayışı, adım adım diğer devrimci hareketleri de etkisi altına aldı.

Gelinen durumda adı illegal ve çalışmalı yasadışı ama gerçekten yasallık ve legalizm’in batağına batmış olan devrimci akımları, bu durumu sürece yanıt vermek ve kitlelerle kucaklaşmak olarak ifade ederek, kendilerini rahatlatmaya çalışıyorlar. Elbette yasal ve legal çalışmayı hiçbir devrimci reddetmez. Burada tartışılan yasal ve legal çalışama hangi çalışmanın uzantısı olarak pratiğe sürülmektedir. Sorun gelip buraya dayanıyor. Hem faşist diktatörlük koşullarında mücadele yürütüldüğü iddiası var hem de göstermelik gizli ve yasadığı çalışma dışında tüm çalışmaların legal ve yasal zeminde yapılması, devrimi hangi temelde örgütlenen bir öncü örgütle gerçekleştirileceği sorusunu sormayı gerekli ve zorunlu kılıyor. Yani teori ayrı pratik ayrı kulvarda yürüyor ve buda haliyle devrimci hareketin iddialarını ve hedeflerini boşa düşürücü oluyor.

Yakın döneme kadar gizli çalışma ve yasadığı mücadele ve örgütlenmeyi merkezde tutanlar ve bunun tersini savunanları doğru olarak yasal tasfiyeci olarak eleştirenler ne gibi değişim yaşandı da bu söylemler bir yan bırakılarak, legalizme ve yasallığa kapaklanıldı. Devrimci hareketin en gizli temelde örgütlenmeyi savunanlardan tutalım, en sağcılarına kadar, açıktan legalizmi kutsayanlara kadar hemen herkes aynı düzlemde buluşmuş haldeler. Atılım çevresinde Özgür Geleceğe, Halkın Günlüğünden Alınteri’ne, Kızıl Bayrak’tan Yürüyüş çevresine kadar hemen herkes legalizm ve yasallıktan bir biriyle adeta yarış halindeler. Böylece devrimci hareket utangaç bir halde yasallığa kapaklanmış ve bir birini kopye etmekle uğraşıyor. Kimin daha çok açık derneği, kültür evi ve kimin daha çok mitinglerde insan yürüttükleri vb. üzerine yarış yapılıyor. Yani illegal ve yasadığı çalışma, örgütlenme riskli ve zor olması nedeniyle bir yana bırakılmış, büyüme ve kitleselleşme adına örgütler legalize edilmiş ve yasal mücadele esas hale getirilmiştir. Ayıp olmasın diye bazı akımların aradan bir illegal bildiri yada duvarlara yazılar yazmaları bunların yasadığı örgütlenme ve çalışmayı esas aldıkları anlamına gelmiyor. Deve kuşu misali kafalar kuma gömülmüş, ama gövde dışarıda ve düşmanın kolayca ulaşacağı ve erkence etkisiz hale getirebileceği biçimde hareket ediliyor. Nitekim, her bir kaç yada bir yapılan tırpanlama sanırız devrimci hareketler için bir türlü yeterli ders olmuyor.

Biliyoruz ki legal-yasal çalışma illegal yasadışı çalışmanın bir uzantısı olduğu durumda, devrimci rolünü oynar ve iktidar mücadelesinin ileriye taşınmasına hizmet eder. Aksi halde düzen içi mücadelenin değirmenine su taşır ve burjuvazinin kolayca elini uzatıp etkisi haline getirmesinin yolunu aralamış ve reformizme kan-can katmış olur.

Mevcut halde devrimci hareketin kapaklandığı utangaç tasfiyeci oportünizm, aslında yenilgi koşullarının ortaya çıkartmış olduğu tasfiyecilikten hiçte farklı değildir. Yeni tasfiyeci oportünizm ayırt edici özelliği hala devrimci ilkelere, şiarlara bağlı olduğunu ilan etmesi ve süreç, dönem vb. adı altında gerçekçi olmayan politik değerlendirmeleri öne çıkararak, tasfiyeci özünü devrimci şiarlarla gizlemeye çalışmasıdır. En sağından en soluna kadar tüm tasfiyeci akımlar, devrimden ve sosyalizmden dem vuruyorlar. Ama buraya nasıl bir öncü örgüt ve nasıl bir mücadele tarzıyla ulaşılacağı söz konusu olduğunda, farklı sözlemlere rağmen sonuçta yasalcılık ve legalizm aynı noktada buluşmuş oluyorlar. EMEP, ÖDP ile Atılım, Alınteri, Halkın günlüğü ve diğer akımların patrikte yaptıklarının pek de farklı olmadığı görülüyor. Hatta EMEP, ÖDP gibi akımlar bu işi daha iyi yapar haldeler.

Eğer iddia edildiği gibi legal çalışmayla hızla yığınlar kucaklanacak olmuş olsaydı EMEP, ÖDP bu işi çoktan başlamışlardı, şimdi milyonları kucaklar hale gelmiş olurlardı. Ama durum hiçte iddia edildiği gibi legal- yasal çalışmalar bağlı değildir. Temel sorun yığınların içinde bulunmuş olduğu gereksinimlere çözümler üretmek ve bunun gerekleri doğrultusunda sistemlilik ve süreklilik arz eden sabırlı bir devrimci çalışmanın yapılıp yapılmamasıdır.

Bugün devrimci hareket devrimciliğini bu bakımdan tartışmalı hale getirmiştir. Devrimciliğin özü kurulu düzeni yıkmak için devrimci illegal temelde örgütlenmek ve çalışma tarzını buna göre düzenlemektir. Legalizmi ve yasallığı temel alarak kurulu düzene karşı ihtilalci temelde iktidar savaşımı örgütlemek, yürütmek laftan öteye fazla bir anlam ifade etmeyecektir.

Buradan hareket ettiğimizde uzun dönemden buyana tasfiyeci teori ve pratikler ortaklığı kaplamış durumda. Yeni tasfiyeciler devrimci kadrolara, proletarya ve yığınlara teorik-pratik oportünizmlerini bilimsel sosyalizm olarak yutturmaya çalışıyorlar. Hem de bunu 12 Eylül yenilgisinin bir karabasan gibi devrimci hareketi etkisi altına aldığı dönemde ders aldıkları, adına yapıyorlar. Gelişememe ve süreçlere uygun düşen devrimci politikaların belirlenip inatla ve ısrarla kitlelerin içine dalınmamsı, bürokratik- elit devrimciliğin kutsanması, devrimci hareketi yanlış ve hatalı arayışlar içine itti. Sanki 12 eylül darbesini hiç yaşamamış gibi 94lerden sonrası aynı şeyler tekrarlanmaya yönelindi.

Aslında bu dönemde sağ ve sol tasfiyecilik bir birini besleyerek ilerledi ve süreç içinde aynı kulvarda buluşmaları kaçınılmaz oldu. Legalizm ve yasallık. Doğru düzgün yer altı çalışması olmayan, örgütler yaratmayan devrimci hareket, var olanları legalize ederek büyüme kitleselleşme hayali taşıdı, ama maalesef beklentiler olmadı ve dimyata giderken evdeki bulgurdan olundu. Reformist akımlarla var olan farklılıklar tümden silikleşti ve ayrım çizgileri laftan öte bir anlam ifade etmez hale geldi.

Yeni tasfiyeci dalga hem devrimci kadrolarda ve hem de devrim sempatizanları ciddi düş kırlığı ve inanç çözülmesi yarattı, güven ilişkileri darbeledi. Ağır politik koşulların sürüyor olması, devrimci hareketin bir türlü toparlanarak yüzünü sınıf savaşımına döndürememesi, bugün tasfiyeciliği devrimci ve sosyalist hareketi derin etkisi altına alarak, devrim ve sosyalizm mücadelesine zarar verdiği gibi aynı zamanda burjuva ideolojinse taze kan taşımaya devam etmesini sağlıyor. Yeni tasfiyeci oportünizm örgütlü ve örgütsüz yığınlar üzerinde olumsuzu etki yaptığı gibi yığınların ve ilerici güçlerin devrimci harekete katılmasını da olumsuz yönde etkiliyor.

Elbette tasfiyecilik oportünizmdir. Ama sıradan bir oportünizm değil, çok daha derin bir burjuva-küçük burjuva ideolojik karaktere sahip bir oportünizmdir.

Aslında her ne kadar M-L’den bahsetmiş olsa ve devrimci şiarları tekrarlamış olsa da yeni tasfiyeci oportünizm M-L’in devrimci teori ve patrikte kopuşun, zorluklarda yüz çevirmenin, çözülüşün ve düzene limanına demir atışın modern halidir. Tasfiyeci oportünizm özellikle yenilgi ve faşist karşı devrimin gemi azıya aldığı dönemlerin genel bir hasatlığıdır. Bu hastalığın kaynağı dolu dizgin faşist saldırlar ve yenilgi halinin şaşkınlığıdır.

Nitekim Lenin yoldaş tasfiyeciliğin döneklik olduğunu şöyle dile getiriyordu:

“ Kuşku yok ki, tasfiyecilik, ideolojik olarak, döneklikle, programın ve taktiklerin reddedilmesiyle, oportünizmle bağlantılıdır… Ama tasfiyecilik sadece oportünizm den ibaret değildir. Oportünistler partiyi yanlış bir yola, burjuva yoluna, liberal işçi siyaseti yoluna sürüklüyorlar… Bu nedenle tasfiyecilik, partiyi yadsımaya varan bir oportünizm türüdür… ( Tasfiyecilik üzerine. sy. 311.Sol yayınları)

Aynı zamanda yeni tasfiyecilik aslında, zincirlerinden boşanırcasına atağa kalkan faşist karşı devrimin, devrimci ve sosyalist hareket, proletarya ve genel demokratik halk hareketi üzerinde dinmek bilmeyen ideolojik-politik, fiziki, baskı ve saldırılarının yansımasıdır. Devrimci hareket söz konusu olduğunda, sosyalist- devrimci ideolojiden burjuva ideolojisine doğru bir dönüş ve çözülüştür. Bu yeni tasfiyeci akım teoride revizyonizm, politikada reformizm ve örgütlenmede ve pratikte kurulu düzen çerçevesine tekabül eden bir akımdır.

Yine Lenin yoldaş devrimci ve sosyalist örgütlerde tasfiyeciliğin taşıyıcılarının karakteristik özelliklerini şöyle somutlaştırır:

“Burjuva devrimi döneminde proletaryanın partisi küçük burjuva Abbas yolculardan (…) oluşan bir yandaşlar topluluğundan kaçınamaz. Proletarya teorisiyle taktiklerini sürdürmekte en az yetenekli olan oportünizmi aşırıya götürmesi çok olan kişiler bunlar…”(Age.sy.51)

Demek ki, yenilgi ve zor koşullarda tasfiyeci oportünizmin üreticisi ve taşıyıcıları, devrimci yükseliş ve gelişme olduğu dönemde örgüte katılmalarına karşın, örgütün strateji ve taktiklerini, programını özümleyememiş küçük burjuva yol arkadaşlardır.

Bilindiği üzere, 1905 devriminin yenilgisiyle birlikte, Rusya da dizgisiz gericilik ve yenilgi dönemine girilmişti. Devrimin yenilgisiyle birlikte, Aydınlar, bir kısım proleterler, RSDİP’ten kitlesel olarak kaçtılar. Partide tasfiyecilik hortladı. Likidatörler, Otzovistler, Ültimatomcular devrime, Marksizm’e, partiye ihanet ettiler. Tasfiyeci karakterlerine bağlı olarak, partiyi tasfiyeye giriştiler. Parti örgütleri Çarın azgın saldırıları altında ağır kayıplar verdiler. Partinin kitlesel bağları hızla zayıfladı. Parti örgütleri ve kadroların sayısı hızla azaldı. vb. Lenin ve Bolşevikler, devrimin yenilgisine bağlı olarak, partinin ideolojik, siyasi ve örgütsel alanlarda bütünlüklü bir bunalım içine yuvarlandığını tespit ettiler. Lenin; partideki bunarlımın nedenlerini çözümlerken şöyle der:

“ Partideki bunalımın ana nedeni örgütlenmeye ilişkin kararın giriş bölümünde belirtilmiştir. Bu ana nende, yalpalayan aydın ve küçük burjuva unsurlardır. İşçilerin partisi bu unsurlardan kurtulmak zorundaydı. Bu unsurlar işçi sınıfı hareketine, daha çok, burjuva demokratik devrimin çabucak zafer sağlayacağı umuduyla tepki dönemini (gericilik dönemine) dayanabilecek durumda değildiler. Kararsızlık parti örgütünde olduğu kadarıyla, teoride (devrimci Marksizm de gerileme) ve taktiklerde (sloganların budanması) kendini ortaya koymaktaydı..”(Age. Sy.28)

Evet devrimci dalganın yükseldiği yada devrimci fırtına dönemlerinde, modaya uymak için, kariyer, gösteriş ve macera uğruna devrimci saflara katılanlar; proletaryanın demokrasi ve sosyalizm kavgasında etkilenerek erken bir devrim hayaliyle öncünün saflarında yerini anlalar, devrimin yenilgi aldığı dolu dizgin gericilik yıllarında kudurmuş faşist gericiliğin ideolojik-politik baskılarına göğüs geremeyerek partiyi, örgütü terk ederler. Bunlar devrimci v sosyalist hareketin saflarında tasfiyeci oportünizmin üretici taşıyıcıları, devrimci hareketin en az istikrarlı kesimleri ve proletaryanın geçici yol arkadaşlarıdırlar.

12 Eylül faşist darbesinin koşulladığı yenilgi, açılan faşist gericilik yıllarında benzer çizgideki gelişmeler Türkiye’de de yaşandı.

12 Eylül darbesiyle, egemen sınıfla kelepir bir politik zafer kazandılar. Haliyle devrim ağır, direnişsiz ve moral bozucu bir yenilgi aldı. Proletarya ve yığınlar, devrimci örgütler, 12 Eylül faşist darbesine hazırlıksız yakalandılar. Kitlelere mevcut durumlarıyla göğüsleyemeyecekleri denli ileri ve sert faşist saldır biçimleriyle karşı kaşıya kaldılar. Egemen sınıfların umduklarında da kolay zafer kazanmaları onların daha sert saldırılara girmelerini daha da cesaretlendirdi. İnisiyatifi kolayca ele almış olan faşist karşı devrim, önceden planlanmış olan ekonomik, politik ve ideolojik saldırılara dizginsizce girişti. Devrimci hareketin ezici çoğunluğu kısa aralıklarla ya çökertildi yada merkezi olarak işlemez konuma getirildiler. Faşist karşı devrimin sistemli terör ve sürekli ideolojik saldırılarla, devrimcilere, ilericilere, yığınlara teslimiyeti, dönekliği ve kölece boyun eğişi dayattı.

Yoğun sömürü ve dizgisiz terör altında olan proletarya ve emekçiler hızla sağa savruldu, anti-faşist bilinçleri hızla kayba uğradı. Yenilginin pençesine düşen, proletarya ve yığınlarda özellikle kentin ve kırın küçük burjuva katmanlarında hızla devrimden yüz çeviriş baş gösterdi. Korku, teslimiyet, yarınlara güvensizlik, örgütlülükten kaçış, boyun eğiş egemen hale geldi.

Devrimin direnişsiz yenilgisi, faşizm ve sermayenin dolu dizgin süren saldırıları, ideolojik, kültürel baskı ve saldırıları devrimci hareketleri de derinden etkiledi. Öncelikle devrimci yükseliş döneminde modaya uymak için gösteriş, kariyer ve macera uğruna, erken devrim hayaliyle devrimci ve sosyalist örgütlerin saflarına katılanlar kitlesel kaçışlarla terk ettiler. Bunların bir kısmı düzene yamandı, bir kısmı umutsuzluğun pençesinde burjuva düzen partilerine kapağı attı. Bir kısmı ise devrimci hareket kin kusan tetikçi olup çıktı.

Devrimci hareket bu tasfiyecilikten derin yaralar alarak çıktı. Geçmişi sorguladı ve hatalardan dersler çıkarmaya yöneldi. Yola kirlerden ve paslardan arınmış olarak çıkıldı. Ama bu uzun sürmedi. Kitle harketin de ki canlanma ve devrimci hareketin kıpırdanması, çalışmalarını ileriye taşıma gayretlerinin artması, 12 eylül faşist darbesinden ders çıkartmış olan karşı-devrimi, devrimi hareketi hedef tahtasına oturtarak, daha işin başında ciddi bir toparlanma yaşamamış olan devrimci hareketi ezme saldırılarına girişti. Bir yandan devrimci hareketin zaafları, erken devrim hayalinden kurtulamamış damarı, öte yandan doğru devrimci politikaların üretilememesi, kitle hareketinin saldırılarla tavsaması, Sovyet revizyonizmi ve doğu Avrupa da revizyonist diktatörlüklerin çözülmesinin yığınlar ve devrimci hareketin saflarında etki bulur bir hale gelmesi olguları yeni tasfiyeciliğin zemini güçlendirdi ve devrimi harekette gelişememe, kitleselleşememe krizine çözüm, legalizm ve yasallığa demir atmada bulundu. 12 eylül darbesinin yenilgisinin tahribatı aşılamadan yeni bir tasfiyeci dalga devrimci hareketi daha da gerilere itti ve bölünüp, parçalanmayan, yeni arayışlara yönelmeyen hemen hiçbir akım kalmadı. PKK dışındaki devrimci ve Sol hareket iç sorunları çözerek yönünü sınıflar savaşımına döndürme de başarılı olamadı. Sonuç devrimci hareketin her bakımdan prestij, güven ve moral motivenin dip noktasın da seyrettiği tasfiyeciliğin derin etkilerinin sürdüğü bir dönem ortaya çıktı.

Bu olumsuz ortam da çıkış ne yasallık, ne maceracılık ve nede legalizm’le mümkündür. Devrimci ilkelerde sebat etmek ve kitlelerin içine dalan, onların sorunlarına yanıt veren, durumlarına uygun düşen eylem çizgisi önererek, sürekli sistemlilik arz eden bir devrimci çalışma ile yığınları kendi öz deneyimleri içinde eğiterek hazırlayarak, bütün bu olumsuzlukların aşılmasının önü açılacak ve devrimci hareketin silkinip kendisine gelmesi ve dağınık devrimci güçlerin örgütlenmesi, dahası zor olanı devrimci görevlerin başarılmasıyla sağlanacaktır.

 

Yorum
Henüz yorum yazılmamış.
Yorum yaz
Yorum göndermek için lütfen üye girişi yapın.
Oylama
Sadece üyeler oylayabilir.

Lütfen Üye olun ya da Üye girişi yapın.

Henüz bir oylama yapılmamış.
Oku-Okut




Dayanışalım

En Yeni Köşe Yazıları
BİR DEVRİMCİ HER ALA... [2304]
DÜNYANIN MADDİLİĞİ V... [4993]
SANAT: HAYAT, İNSAN ... [5086]
DİK DURAN AYKIRI İNS... [11719]
TÜRK REALİTESİ Mİ? [4920]
ESTAMOS HASTA LA MAD... [4796]
KUZEY AFRİKADAN ORTA... [4488]
Popüler Köşe Yazıları
DİK DURAN AYKIRI İNS... [11719]
SANAT: HAYAT, İNSAN ... [5086]
DÜNYANIN MADDİLİĞİ V... [4993]
TÜRK REALİTESİ Mİ? [4920]
ESTAMOS HASTA LA MAD... [4796]
KUZEY AFRİKADAN ORTA... [4488]
BİR DEVRİMCİ HER ALA... [2304]
Şiirler
dhb
» Yeryüzü Aşkın Yüz...
son videolar
video

video