ANTEPİN 2.KIZIL DİRENİŞÇİSİ YÜCEL HAZAR VE EKREM İNELAŞI ANARKEN..!

Bir türküdür bizim için yaşamak. Uzun soluklu ve kuşaktan kuşağa yayılan bir türkü … Biz ki, o türküyü en güzel melodisi ve bütün soluğumuzla söyleyen bir koroyuz. Sade, gönüllü, uyumlu bir koro. O koro ki, sesinin güçlülüğünü, sınıfsız toplum kavgasına olan _sevdasının derinliğinden alır. Uyumunu, paylaştığı türkünün anlamından ve güzelliğinden… Gittikçe çoğalan seslerle büyür bu koro. Eksilse de sayısı, “katledilse de bazı sesleri; yüzü büyümeye doğrudur. Koro, durmadan duraksamadan bu uzun soluklu türküyü en güzel melodisiyle haykırmayı sürdürür. Kurşunlar, panzerler, idam sehpaları. zindanlar dikilir koronun karşısına. Bedenler kurşunlanır, cesetler çiğnenir, yağlı urganlar geçirilir boyunlara Koro susmaz; sesi ve öfkesi büyür. Yürür darağaçlarının, işkence tezgahlarının üstüne üstüne! “ZOR” ve “ÖNCÜ” kategorisi, sınıflı toplumlarda, toplumsal altüst oluşun kaçınılmaz öğeleridir. Devrim fikrinin öldürülmeye en yoğun olarak çalışıldığı bugünkü koşullarda, devrimci sosyalistlerin her zamankinden daha çok sınıf savaşımının gerekli araç ve biçimlerine sahip çıkması gerekir. Bu, parti fikri, örgüt fikri, devrimci şiddet olan zor yolu ve devrime soyunma, önderlik etme çapıdır. “Zor”un kabulü, devrim fikrinin mesajıdır. Bu mesajı emekçi yığınlara verme öncülüğünü, devrim ve sosyalizm şehitleri yoldaşlarımız verdi, veriyor. Bedenlerini tutuşturdular korkusuzca. Direnişleri bir bildiri oluverdi. Bir yüzünde faşist diktatörlükle savaşı, öbür yüzünde, teslimiyet karşısında direncin gücünü yazdılar. Antep’te 2 Kasım 1980 yılında işkencede ölümsüleşen Yücel Hazar ve 16 kasım 1980 yılında elde silah dilde devrimci şiarlarla ölümü gülerek kucaklayan Ekrem İnelaş yoldaşlar. Antep Antep olalı devrim için işkencede direnişe ve silah elde çarpışmasına tanık bir kez daha hem de güçlü olarak oluyordu. Tankı, topu sökmüyordu faşist devlet güçlerinin. Teslim alamadılar militanca dövüşerek şehit düşenleri. Antep ve diğer yerlerdeki direnişlerindeki ortak özellik, komünist militanların korkusuzca can “bedeli bir mücadelede, ölümü göze almaları ve yaşamalarını inançları için örgütlemeleriydi. Onlar, tomurcuklar dalında, çiçeğe durmuş her biri bir fidan misali düştüler toprağa ve ölümsüzleştiler.YÜCEL HAZAR Kürecik’in dağlarında bir kardelen tomurcuğuydu Yücel Hazar yoldaşımız. Genç bir savaşçı olarak mücadeleye başlamıştı Yücel yoldaş. Militanlığı, uzlaşmazcılığı, inatçı ve kararlı özellikleriyle öğretmeni Münir’den öğrenmişti. Genç yaşında başladığı profesyonel mücadelede, örgütçülüğüyle, politik inisiyatifiyle dikkatleri üzerine çekti ve MK özel kararıyla doğrudan TKP/ML Hareketi üyesi oldu. Geleceği fethetme ruhuyla dolu bir mücadelenin yeni’ bir sürecini Gaziantep’te sürdürdü. Gaziantep’te “Muzo” olarak tanınan yoldaş, halkın eşsiz bir sevgisini kazanmıştı. Düşmana karşı girişilen çatışmaların en önündeydi. Kitlesel gösteriler düzenlemede sivil ve resmi faşistlerin gecekondu bölgelerine girmesini engellemede yine hep önde Yücel vardı. Mücadele de hızla ileri fırlayan Yücel kısa süre sonra Kürdistan Bölge komitesine getirildi. Yücel daha ileri görevler üstlenmede asla tereddüt etmedi. 12 Eylül faşist darbesinin saldırıları, tutuklamaları ve işkenceleri tüm hızıyla’ Gaziantep’te de sürüyordu. Yücel, çok ciddi olarak aranıyordu. Ama 0, mücadelenin ateşini kızıştırmak için durmadan çalışıyordu. Yücel Gaziantep’te geleceği fethetme ruhuyla dopdolu bir şekilde yeni bir çalışma alanına girdi. Böylece Antep’in aranıp-sorulan “Muzo”su oldu. Halkıyla öylesine kaynaştı ki, O’nu tanımayan kalmadı. Hızlı gelişen bir örgütçü oldu. Kürdistan Bölge Komitesi’ne seçildi. Leninist kadronun prototipiydi. 12 Eylül sonrası çok sıkı aranmasına rağmen, harıl harıl çalışıyordu. Görev gereği gizlice gitmekte olduğu Antep’in kenar mahallesinde askeri pusu ya düştü. Hiç kuşku duymadan ikirciksiz çatıştı. Yaralı olarak ele geçti. Kaldırıldığı hastane de sır verip vermedi Polisin saldırılarına karşı, “Yaşasın TKP/ML Hareketi, Kahrolsun faşist diktatörlük” sloganları atarak yanıt verdi ve yaraların ağır olması ve tedavi edilmemesi nedeniyle 2 Kasım 1980 yılında şehitler ordusuna katıldı . 12 eylül karanlığını parçalayarak kızıllaştırdın Kürdistan toprağını. Tohumlar filizlendi kanında, kızıl güllere dönüştü tomurcuklar. Elimizde bir bayrak olarak direnişin uğruna savaşlığın, devrim ve sosyalizm zafer kazanına dek.EKREM İNELAŞ Ekrem İnelaş, Kürdistan’ın Bingöl ilinde dünyaya geldi. Deprem nedeniyle ailesinin yerleştiği Maraş’ta büyüdü. ilk devrimci deneyimi öğrencisi olduğu Diyarbakır Ziya Gökalp Lisesi’nde yaşadı. Hareketin enerjik ve savaşkan militanı olarak gelişti. Profesyonel devrimci çalışmaya katıldı. TKP/ML Hareketi Antep Şehir Komitesi üyesi olarak 12 Eylül askeri faşist diktatörlüğü altında da bu çalışmalarını komünist bir kararlılıkla yürüttü. 1980’nin Kasım ayının 16’sın da Hoşgör Mahallesindeki evi sarıldı. Hiç tereddütsüz sarıldı kalaşinikofuna, evde bir kadın iki de küçük çocuk vardı. Çatıştıkça kahpe düşman daha fazla kurşun yağdırıyordu siperine. Ölüme ferman okuyordu ama evde iki çocuğun katledilmesine dayanamazdı. Hemen planını yaptı.”Teslim oluyorum” dedi. İlkin kadın yoldaş ve çocukların dışarıya çıkması için düşmana teslim olacağı çağrısını yaptı. Son kez bakışlarla birbirlerini uğurladılar. Onları çıkarır çıkarmaz, attı kendini sipere. Haykırdı peş peşe sloganları. Heybetinden düşman sini verdi oracaktı. Çarpışma saatlerce sürdü. Birisi subay olmak üzere iki kişiyi yaraladı. Acizleşen düşman roket atarlarla evi tümden imha ederek şehit ettiler Ekrem’i. Ekrem İnelaş yoldaş, Ali Haydar ve Ahmet Muharrem’den devraldığı savaşçılığı yükselterek ölümsüzleşti.Anıları devrim ve sosyalizm kavgamızda yaşayacaktır.