Adana Kürkçüler F Tipi Kapalı Zindanında Keyfi Uygulamalar Sürüyor..!

İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi Hapishaneler Komisyonu, Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerine ilişkin tutuklularla yaptıkları görüşmeleri rapor haline getirdi. Tutuklu ailelerinin başvurusu üzerine cezaevine giderek tutuklularla görüşen komisyonun hazırladıkları raporda tutukluların anlatımı yer aldı. Raporda, tutukluların cezaevi girişinde çıplak arama yapılarak darp edildiği, tutukluların yasal haklarını kullanamadığı, yasal olan dergi, gazete ve kitapların verilmediği ile tutukluların farklı koğuşlara yönlendirildiğine yer verildi.

‘Yasaları tanımıyor ve uygulamıyorlar’

Tutuklulardan Deniz Özdemir komisyonlara şunları anlattı: “Tarsus Cezaevi’nden yaklaşık üç hafta önce 5 arkadaşımla Kürkçülere sevk edildik. Ben, Mehmet Zahit Şahin, Ekrem Beydoğan, Kenan Şipal, Nejat Öztekin ve Eyüp Ulusal, buraya getirildiğimizde girişte çıplak arama uygulanacağını söylediler. Ancak bu konularda daha önceki tecrübemiz ve net tavrımızdan dolayı diretemediler. Biri benim adıma kayıtlı iki adet televizyon getirdik. Kendi televizyonumu aldım ancak arkadaşın televizyonunu ‘Koğuşta zaten bir tane var’ diye vermediler. O televizyonu buraya sevk edilen ve televizyonları olmayan diğer koğuşlardaki arkadaşlarımıza vermek istedik. Cezaevi yönetimi kabul etmedi ve TV’yi depoya kaldırdılar. Cezaevi televizyonu resmen gasp etme durumuna geldi. Yasal olarak haftalık 10 saat sosyal ve kültürel faaliyetlerde bulunma hakkımız var. Haftada sadece 1 saat spor, 2 saat de sohbete çıkabiliyoruz. Sadece aynı blokta olan kişilerle ortak faaliyetlere çıkabiliyoruz. Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’nden gelen yazıya rağmen cezaevi yönetimi yine keyfi bir şekilde bu uygulamayı devam ettiriyor. Kendi genel müdürlüklerinden gelen yazıyı tanımıyor ve uygulamıyorlar.”

Saldırı tehditi

Tutuklu Harun Kaya şunları aktardı: “Yıllardır burada farklı suçlardan yargılanan diğer mahpuslar (FETÖ, IŞİD, El Kaide, adli vs.) bizleri aynı gün, aynı saat ve aynı salonda görüşe çıkmaya zorluyorlar. Bu durum hem bizim hem de ailelerimizin güvenliğini riske sokuyor. Normalde hastaneye giderken bile PKK davasından yargılandığımızı bilen diğer tutukluların hem fiziksel hem de sözel saldırılarına, tehdit ve hakaretlerine maruz kalıyoruz. Bizler kendi ailelerimizle farklı suçlardan yargılanan tutuklularla aynı yerde görüşme yapmak istemiyoruz. Sırf bu yüzden bazı arkadaşlarımız görüşe çıkmıyor. İnan Akın, 2 yıldır görüşe çıkmıyor ve ailesini göremiyor. Burada tüm taleplerimiz sanki örgütsel bir taktikmiş gibi algılanıyor. Görüş mevzusunun bugüne kadar çözülmeyişinin temel sebebi bu anlayıştır. Ancak en basit isteğimiz ve talebimiz dahi bu gerekçelerle reddediliyor. Örneğin; bazı koğuşlarda kalan arkadaşlarımız sigaradan çok rahatsız oluyorlar ve sağlık problemleri yaşıyorlar. En azından sigara içmeyenlerin ayrı bir koğuşa konulması gerektiği yönündeki talebimiz dahi örgütsel bir taktikmiş gibi algılanıp reddediliyor.

Dilekçelere cevap yok

Yine en küçük bir hareketimiz gardiyanların kendilerince tuttuğu yalan-yanlış tutanaklarla soruşturmaya dahil ediliyor. Verilen kararlar derhal onanıyor. En küçük olayda-konuda dahi disiplin cezaları alıyoruz. Zamanımız sürekli savunmalar ve itirazlarla geçiyor. Sık sık hücre cezaları alıyoruz. Kaldığımız hücre yeri kirden ve pislikten geçilmiyor. Hiç hijyenik değil ve çok sağlıksız. Hücreye konulduğumuzda dahi örneğin adlilerin kaldığı hücrenin hemen yanına konuluyoruz. Bu cezaevinde adli mahpuslar bizlere karşı yönlendiriliyor. Bizim siyasi suçtan yargılandığımız bazı gardiyanlar tarafından adlilere söyleniyor. Sırf bu yüzden hücrede kaldığımız zaman zarfında adlilerin hakaret, küfür ve tehditlerine maruz kalıyoruz.

Yeni Yaşam Gazetesi’ni vermiyorlar. Neden vermediklerine dair herhangi bir karar bile tebliğ etme gereği duymuyorlar. Bu yüzden verilen kararlara itiraz dahi edemiyoruz. Bu cezaevindeki hiçbir işlem resmi, hukuki, kanuni değil. Yapılan tüm işlemler gayri resmi. Cezaevindeki her uygulama keyfi bir hal almış durumda. Yazdığımız mektuplar ve fakslar bizlere geri dönüyor. Hiçbiri muhataplarına iletilmiyor. Son olarak cezaevinde yaşatılan haksız ve hukuksuz uygulamaları ayrıntılı bir şekilde adreslerini bildiğimiz avukatlara yazıp yolladık, onlar dahi tanınmıyor ibaresiyle bizlere geri geldi. Bildiğimiz tüm kurumlara, Meclis’e, siyasi partilere, cezaevi izleme kurullarına, müdürlüklere vs. yazdığımız mektupların, dilekçelerin akıbetlerini hiçbir şekilde bilemiyoruz. Sürekli baskın şeklinde aramalar yapılıyor. Aramalar asıl amacından sapmış bir şekilde yapılıyor. Geldiklerinde her tarafı dağıtıp talan edip geri dönüyorlar. Yine cezaevindeki bütün radyoları aniden topladılar. Farklı kanalların çektiğine ilişkin bir gerekçeyle tamamını aldılar. Halbuki kantinden kendi imkanlarımızla ücretli olarak almış olduğumuz radyolardı.”

‘2 Yıldır görüşe çıkmıyorum’

Tutuklulardan İnan Akın şunları söyledi: “Yaklaşık 2 yıldır buradayım. Buraya geldiğim günden beri aynı sorunlar hiç çözülmeden devam ediyor. Örneğin görüş konusu gibi. Israrla aynı suçtan yargılandığımız arkadaşlarımızla değil, aramızda husumet olan özellikle IŞİD’li tutuklularla ortak alanlarda (açık görüş gibi ) bir araya getirilmeye çalışılıyoruz. Ancak söz konusu tutuklularla ortak alanda bir araya geldiğimizde husumet oluyor, tartışmalar çıkıyor ve sağlıklı bir şekilde görüş yapamıyoruz. Hem bizim hem de dışarıda ve içerde saatlerce bekleyen ailelerimizin can güvenliği olmadığı için yıllardır açık görüşe çıkmıyoruz. Özellikle IŞİD’li ailelerle bizim ailelerimiz yan yana geldiklerinde aralarında gerilim oluyor. 2 yıldır sırf bu yüzden açık görüşe çıkmıyorum ve ailemi göremiyorum. Açlık grevine giren ilk gruptaydım. Açlık grevini sonlandırdıktan sonraki süreçte başıma aniden bir ağrı giriyor sol taraftan başlayarak ve bir türlü dinmiyor. 2 yıldır burada olmama rağmen ilk kez bu yüzden hastaneye gittim. Gerekli tetkikleri yaptılar. Ancak ne olduğu ya da neden kaynaklı olduğunu bilmiyorum. Sonuçlar henüz çıkmadı.”

‘Cezaevinde kalamaz’ raporu var

Tutuklulardan Kemal Özelmalı şunları vurguladı: “Uzun yıllardır buradayım. Wernicke Korsakoff hastasıyım. Aynı zamanda idrar yapamama, idrarda yanma, böbrek ve bağırsak sancısı, böbrek yetmezliği ve bunun gibi pek çok farklı hastalık var. Gözlerim daha az görmeye, kulaklarım daha az duymaya başladı. Tat alma duyum ise gittikçe azalıyor. Daha önce almış olduğum cezaevinde kalamaz raporlarım vardı. Ancak hiçbiri uygulanmadı. Geçen sene yaşamış olduğum hastalık nedeniyle infazımın durdurulmasına ilişkin başvurum, ‘Cezaevinde kalmasında bir sakınca yoktur’ gerekçesiyle reddedildi. Kış mevsiminde durumum çok daha kötüydü. Sürekli üşüyordum ve kendimi ısıtamıyordum. Kollarımda ve bacaklarımda sürekli uyuşmalar oluyordu. Artık tek başıma yürüyecek halde bile değilim. Avukat görüşüne gelirken dahi tekerlekli sandalye ile getiriliyorum. Burada yaşanan hak ihlallerine ilişkin tepki açısından uzun zamandır kapılara vurma/ses çıkarma eylemi yapıyoruz. Bu sebeple gardiyanlarca sözde kapıların boyası çıkıyor diye yalan-yanlış tutanaklar düzenlenip, para cezaları kesilmeye başlandı.”

Komisyonun tespitleri

İHD Adana Şubesi Hapishaneler Komisyonu da hazırladığı raporda, hak ihlallerine ilişkin şu tespitleri yaptı:

“İnfaz koruma memurlarınca hapishaneye yeni gelen mahpuslara giriş esnasında bağımsız/pasif oda/koğuş olarak adlandırılan yere geçme konusunda psikolojik baskı uygulandığı ve bu yöntemle hapishaneye daha ilk adımda mahpusların iradeleri zayıflatılarak sindirilmeye çalışıldığı tespit edilmiştir. İnfaz yasası ve yönetmeliği uyarınca mahpuslara tanınan haftalık sosyal ve kültürel faaliyet sürelerine uygun davranılmayarak keyfi bir şekilde kısıtlamalara gidildiği tespit edilmiştir. Farklı koğuş ve blokta bulunan mahpusların ortak bir şekilde spora çıkma, sohbet etme ve haftalık sosyal ve kültürel faaliyetleri engellenerek izolasyon koşullarında bir hapishane yaşamının dayatılmaya çalışıldığı tespit edilmiştir.

Hücre cezaları veriliyor

Uygulanan haksız, hukuksuz ve keyfi muameleler karşısında mahpusların verdiği en küçük insani tepkinin dahi gerçeğe aykırı ve abartılı şekilde tutulan tutanaklarla orantısız disiplin cezalarına dönüştürüldüğü, mahpusların sık sık hücre cezaları aldıkları, kaldıkları hücrelerin her türlü hijyenden uzak ve sağlıksız koşullara sahip olduğu, adli mahpusların kaldığı hücrelerin hemen yanlarına konuldukları, adli mahpusların infaz koruma memurlarınca kendilerine karşı olumsuz şekilde yönlendirildikleri ve bu sebeple hücrede kalınan zaman zarfınca adli mahpusların küfür, tehdit ve hakaretlerine maruz kaldıkları tespit edilmiştir.

Yeni Yaşam Gazetesi verilmiyor

Basın-yayın-TV gibi haber alma ve bilgi edinme araçlarında kısıtlamaya gidildiği, Yeni Yaşam Gazetesi’nin mahpuslara verilmediği, neden verilmediği konusunda gerekçe içerir herhangi bir kararın kendilerine tebliğ edilmediği, yine mahpusların hapishane kantininden kendi imkanlarıyla satın aldıkları radyoların tamamına hapishane yönetimince el konulduğu ve bu şekilde haber alma özgürlüklerinin kısıtlandığı tespit edilmiştir. Mahpusların yazmış oldukları mektup ve faksların çoğu zaman gönderilmediği, gelen mektup ve faksların çoğu zaman kendilerine verilmediği ya da aradan uzun bir süre geçtikten sonra verildiği, yaptıkları başvuruların akıbetleri hakkında çoğu zaman bilgi sahibi olmadıkları, kendilerine gönderi fişleri verilmediği ve bu şekilde haberleşme özgürlüklerinin ihlal edildiği tespit edilmiştir.

Sorunların muhattabı yok

Hapishanede yaşanan sorunlarla ilgili kurum müdürü ile görüşme taleplerinin sürekli olarak cevapsız bırakıldığı, sorunların çözümü konusunda muhatap bulamadıkları, söz konusu hapishanede herhangi bir diyalog zemininin bulunmadığı tespit edilmiştir. Mahpusların sorunların giderilmesi noktasındaki en küçük taleplerinin dahi (ör: aynı odada sigara içmeyen ve dolayısıyla sigaradan olumsuz etkilenip sağlık problemleri yaşayan mahpusların sigara içmeyen mahpuslarla beraber kalma yönündeki talepler vs. ) örgütsel taktik sayma gerekçesi ile otomatikman reddedildiği ve hiçbir talebe karşılık verilmediği tespit edilmiştir. Açık görüş günlerinde farklı örgütten yargılanan mahpusların (FETÖ, DAİŞ, El Kaide, PKK vs.) aynı gün, aynı saat ve aynı yerde görüş yapma uygulamasının devreye sokulduğu, görüş esnasında herhangi bir güvenlik önleminin alınmadığı, bu durumun gerek mahpusların kendilerinin gerekse de dışarıda bekleyen ailelerin güvenliklerini riske soktuğu, sağlıklı görüş yapma imkanı olmadığı için kimi mahpusların en az 2 yıldır açık görüşe dahi hiç çıkmadıkları tespit edilmiştir. Halbuki ceza infaz kurumlarında yapılan uygulamaların ya da alınan önlemlerin temel amaçlarının suçun önlenmesi, disiplinin sağlanması, düzen ve güvenliğin korunması olarak gerekçelendirilir. Ancak tam tersi bir şekilde kurum personellerinin alması gerek tedbirler mahpusların görüşlere çıkmayarak kendilerinin almak zorunda kaldıkları bu şekliyle de en temel hak olan görüş yapma hakkının bu düzenlemelerle pratikte ihlal edildiği görülmektedir. Yine söz konusu hak ihlallerinin son bulması için Adalet Bakanlığı ve Cezaevi Genel Müdürlüğü tarafından acil çözümlerin üretilmesi, özellikle son dönemde Türkiye Hapishanelerinde insan onuruna aykırı ve neticesi itibariyle kötü muameleye varan uygulamalardan vazgeçilmesi, temel insan hakları anlamında yaklaşım ve pratik sergilenmesi, en temel insani hakların dahi çiğnendiği kötü cezaevi koşullarının ivedilikle düzeltilerek yasal güvence altına alınan ‘insan onuruna yaraşır’ bir yaklaşım ve pratiğin ortaya konulması gerekmektedir.”