8 Mart, Eşitlik ve Özgürlük İçin Mücadele Görevlerine Sarılmanın Adıdır..!

Kadın kırımının artarak sürdüğü, devletin güvenlik güçlerinin ev ve sokaklarda devrimci kadınları infaz ettiği, Kürdistan da gebe kadınların kurşunlandığı, direnişçi kadınların katledilerek bedenlerinin çırıl çıplak sokaklarda intikam hırsıyla teşhir edildiği, işkenceye-zulme-açlığa maruz kaldığı, kadına yönelik ayrımcılığın şiddetin, işsizlik ve yoksulluğun artarak sürdüğü koşullarda 8 Mart emekçi kadınlar gününü karşılıyoruz.

Biliyoruz ki Emekçi kadınların birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 8 Mart’ı emeğin sermaye karşı ayağa kalktığı ve kadının özgürleşme kavgasının yükseltildiği gündür. 8 Mart dünya emekçi kadınlar gününde yitirilen değerleri anıyor ve tüm emekçi kadınların 8 Mart’ını kutluyoruz.

Dahası 8 Martta emekçi kadınları; sınıfsal, ulusal ve cinsel baskıya karşı yürüttükleri özgürlük ve toplumsal hak eşitliği savaşımında kalıcı başarılar edinmeye dönüştürmeye çağırıyoruz!

Hatırlanacağı üzere bundan 160. yıl önce, 1857 yılının 8 Mart’ı ABD’li 40.000 kadın tekstil işçisinin Newyork sokaklarındaki gösterilerine tanıklık etti. Çalışma koşulları oldukça ağırdı. Günde 12 saatten fazla ve çok düşük ücretle çalıştırılıyordu kadın işçiler. İçinde yaşadıkları bu vahşet ortamına karşı baş kaldırmış, greve çıkmış ve protesto gösterisinde bulunmuştu Newyork’un terzi işçi kadınları. Meydanlar bir yandan “8 saatlik iş günü”, “insanca yaşam”, “sömürü ve baskıya hayır” sloganları ile inlerken, öte yandan da zulüm ve soygun düzeninin bekçileri polis ve askerlerin kurşun ve cop sesleriyle inliyordu. O gün sokaklar kadın işçilerin alkanlarına boyandı. O gün kadın işçiler coplandı, çoğu kadın olmak üzere 129 işçi öldürüldü ama cesaret ettikleri kavga, durmadan kesintisizce sürdü ve sürecekte.

Kadın işçilerin bu direnişi, tüm ezilenleri ve sömürülenleri derinden etkiledi, sömürü ve baskı sistemine karşı her günkü kavgalarına ilham kaynağı oldu. Bu kavga, dünya işçilerinin mücadele günü olan 1 Mayıs direnişinin yoğrulmasının kaldırımı oldu. Tekstil işçisi Newyork’lu kadınlar, bu direnişleriyle “köle düzenine boyun eğmeyin! Kadere isyan edin, başkaldırın ve direnin! Hak verilmez, alınır!” dediler ve bu gerçeği tüm dünyaya gösterdiler.

Bugün dili ve rengi farklı olsa da dünyanın her bir köşesindeki emekçiler, 8 Mart’ın yaratıcısı bu kahraman kadınları saygıyla anıyor ve özgürlüklerini elde etme kavgalarını süreklileştirerek onların anılarını ve ideallerini yaşatıyorlar.

İnsanlığın özgür bir toplumda özgürce yaşayabilmesi için yürütülen kavganın en tutarlı savaşçıları olan komünistler, Amerikalı işçi kadınların bu anlamlı ve o ölçüde de öğreticisi olan kavgasına gereken değeri verdiler. Almanya’nın Stutgart kentinde 1910 yılında toplanan uluslararası Sosyalist Kadınlar Kurultayının 2. Kongresi, komünist kadın önder Clara Zetkin’in önersiyle 8 Mart’ı dünyanın emekçi kadınlarına özgürleşme kavgalarında esin kaynağı olarak armağan etmeyi kararlaştırdı. Dünya emekçi kadınlarına “birleşin, birbirinizle dayanışma gösterin ve haklarınız için mücadele edin” dedi. Böylece 8 Mart, Uluslararası emekçi kadınlar günü olarak sınıf mücadeleleri tarihinde şanlı yerini aldı. O günden bu yana her 8 Mart, dünya komünist örgütlerinin, yurtsever ve devrimci örgütlerin önderliğinde emekçi kadınların kapitalist kölelik zincirlerine, savaşa ve faşizme karşı mücadele günü olarak yaşatıldı.

8 Mart kutlamalarında kimi kadınlar katledildi, kimileri zindanlara kapatıldı, kimileri coplandı, saçlarından sürüklendi ama kavga sürdü, sürüyor. 8 Mart’lar aynı zamanda özelde kadının genelde tüm insanlığın köleleştirilmesini kutsayan siyasal-sosyal koşullara, ideolojilere ve kurumlara karşı da savaşım bayrağı olmaya devam etti.

  1. 8 Martını, ülkemizde yaşanan ve her geçen gün daha da bir derinleşen yoksulluğun, ayrımcılığın ve faşist terörünün artarak sürdüğü ortamında giriyoruz. Kadınlara yönelik kırım, taciz , tecavüz ve şiddet sınır tanımadan sürüyor. Kadınlar çocuk doğurma ve erkeğin kölesi haline getirilmesi ve üretimden koparılarak eve hapsedilmesi, olmadı güvencesiz çalışma dayatılıyor. Faşist dinci AKP iktidarı, OHAL-KHK rejimi ile faşist baskı ve terörü artırarak, korku duvarlarını büyüterek, demokratik muhalefeti ezip dağıtma hedefiyle hareket ediyor. Tüm olup bitenlere Erdoğan kliği karar veriyor. Her geçen gün daha bir zindana çevrilen ve kirli savaşla halklarımıza açıktan topyekün savaş ilan eden AKP çareyi daha fazla emperyalizmin ipine sarılmaktan görüyor.

Doğup büyüdüğümüz topraklarda neredeyse yabancılar durumuna getirilmiş ve hemen her şey özelleştirme adına hacet mezat satılmış. Bir avuç rantçı para babası zenginliklerine zenginlik katarken, emekçi yığınlar her gün daha da yoksullaşıyor. Egemenler krizin yükünü emekçilerin omuzlarına yıkmak için uğraşıyorlar. Bu gidişe karşı ses çıkaranlar, faşist baskı ve terörle şiddetle cezalandırılıyor.

Demokrasi, istikrar adına giderek dozunu arttıran faşist terör ve katliam ortamına sürüklendik. Başta Kürdistan olmak üzere ülkenin hemen her yerinde emekçilere ve devrimcilere yönelik devlet terörü bu gerçeği gösteriyor. Diyarbakır da, Suruç ta, Ankara da, Cizre de, Silvan da, Silopi de, Surda katliamlar bir birini kovaladı. Sömürü ve zulme, eşitlik ve özgürlük şiarıyla karşı duranlar, demokratik bir şekilde sokaklara çıkıp protesto eden işçiler, emekçiler; YÖK’ün kaldırılmasını isteyen öğrenciler hep sokaklarda coplandı, tartaklandı, analar saçlarından sürüklendi. Kürtlere özgürlük isteyenler katledildi, evleri yakıldı yıkıldı ve zoraki göçertildi, katliamlara maruz kaldı. HDP vekiller, belediye başkanları, meclis üyeleri ve politik destekçileri kitlesel göz altılarla zindanlar kapatıldı. Kontra-gerilla iş başında. Faili meçhul ölümler yeniden aldı başını gidiyor. En ufak bir hak talebi, vatan hainliğiyle eleştirildiği Türkiye’de daha büyük katliam öncesi sessizlik yaşanıyor. Eli kanlı Esadullah, Özel Hareket Timi kontracı katiller ortalığa salıverilirken, baskısız-sömürüsüz bir Türkiye, emekçilerin Türkiye’si halkların gül bahçesi bir Türkiye için mücadele edenler eşi görülmemiş bir vahşetle susturulmaya çalışılıyor. Kürt direnişini ezip-dağıtmak ve PKK gerillalarını yok edebilmek için Kuzey ve Güney Kürdistan’a Türk ordusu sefer üstüne sefer düzenliyor. Rojava devrimini boğmak için Suriye’yi işgal ediyor. Emekçi halklara susma ve hep sabretme, devlete itaat etme ve güven duymaları propaganda edilirken, faşist devlet terörü demoklesin kılıcı gibi sürekli olarak halkların başında sallandırılıyor.

Aslında AKP faşizmi işçi ve emekçileri eski yöntemlerle yönetmede zorlanıyor. Yönetenler zaten yıllardır böyle yönetilmek istemiyorlar. Ama istememek yetmiyor. Baskılara, sömürüye, adaletsizliğe karşı örgütlü bir karşı çıkış, bir karşı kavga gereklidir. Bu, insanlık görevidir. Bugün insanca yaşam kavgasının devrimci-sosyalist ve emekçilere yüklediği görev, devletin topyekün saldırısına karşı topyekün bir isyanın örgütlenmesidir.

İşte emekçi kadınlar, emeğin sermayeye karşı başkaldırı ve direniş günü olan 8 Mart, bu görevlere sarılmanın ve bu uğurda mücadele etmenin adıdır. Sesimizi ve gücümüzü, krizin yükünü sermayedarlara yüklemek için birleştirmeliyiz. 8 Mart’ı kutlamanın tamda anlamı budur. 8 Mart çok yönlü bir mücadelenin adıdır. Teorik, ideolojik ve politik cephede kadının köleleştirilmesine karşı duruşun, isyanın, başkaldırının adıdır 8 Mart.

Öyleyse 8 Mart’ın uluslararası emekçi kadınlar günü olarak ilan edildiği 107. yıldönümünde erkek egemen değerlere, emekçi kadını emekçi erkeğe karşı savaştırmayı, böylece sınıf işbirliğini ve kadının köleliğinin devamını bilinçsizce de olsa savunmaktan öteye gidemeyen feminizm’in her türüne, çıplak sömürü ve baskı sistemine yani sermaye egemenliğine, özel mülkiyet düzeninin her biçimine karşı emekçi kadın cephesinden mücadelenin örülüp yükseltildiği bir gün olarak kutlayalım!

Emekçi kadınların dayanışma günü olan 8 Mart, politik tutsakların ve ailelerinin hücrelerde tecrit edilmelerine karşı yürüttükleri ölüm oruçları ve açlık grevleriyle dayanışmanın işçilerin, memurların meydanlardaki hak arama kavgalarıyla dayanışmamızın, Kürtlerin var olma ve kimliklerini özgürce yaşama mücadeleleriyle dayanışmamızın gerçek adı olsun. Onların mücadelesi, tüm emekçi kadınların mücadelesidir. O halde 8 Mart 20016’yı, toplumsal muhalefetin tüm görüntüleriyle, tüm parçalarıyla dayanışma günün gerçek bir adımı yapalım. Dünya emekçilerinin kendi topraklarında sömürü ve zorbalığa karşı yürüttükleri mücadelelerle dayanışmamızı göstereceğimiz bir gün olsun 8 Mart!

Kürt, Türk, Çerkez, Arap, Laz, Ermeni ve Süryani halklarının emekçi kadınları, Emekçi kadınların birliği anlamını taşıyan 8 Mart, 106. yılında komünist örgüt saflarında, proletaryanın ideolojisi etrafında sınıfsal, toplumsal ve ulusal kurtuluş kavgasında birleşmemizin, kenetlenmemizin adımı olsun!

Yukarıda da söylediğimiz gibi kadının köleleştirilmesinin altında sınıflar ve özel mülkiyetin ortaya çıkışı yatmaktadır. Toplumsal hak eşitliği ve özgür kadınlar, ancak özel mülkiyeti ve onun dayandığı sömürü ve baskı sistemi parçalandığında var olacaktır. Özel mülkiyet sistemini yalnızca komünist parti önderliğindeki sınıf mücadelesi yıkacak ve özgürlükler sistemini yaratacaktır. Onun içindir ki özgür toplumun özgür kadınları olmak isteyen her emekçi kadın, devrim ve komünizm saflarında birleşerek, bu birliği mücadeleye dönüştürdüğü ölçüde hedefine varacağı bilinciyle hareket etmek zorundadır. Öyleyse sosyalizm kavgasının neferleri, önderleri, emekçileri olmak için ileri’ye, özgür kadın saflarını güçlendirmeye ve kavga alanlarına!

Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü..!

Cinsel, ulusal, Sınıfsal Sömürüye Son!

8 Mart Ücretli Tatil Günü Olsun…!

Biji 8 Adari …!

Kadına Yönelik Her Türlü Şiddet Taciz Ve Tecavüze Son…!

Jin Jiyan Azadi …!

Kadınlar Katılmadan Devrim Olmaz Devrim olmadan Kadınlar Kurtulmaz..!

Özgür Kadın Özgür Toplumda Olur!

Mart*2017

HALKIN BİRLİĞİ