8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Penceresinde Kadınların Özgürlüğü Sorunu..!

Bun tam 164 yıl önce Mart 1857 yılında ABD’nin Newyork kentinde eşitlik ve özgürlük istemiyle 40 bin tekstil işçisi kadın greve çıktı. Grevi kırmak için patronlar fabrika kapılarını kadın direnişçilerin üzerine kilitledi. Fabrikada çıkan yangında ,kapların kilitli olması nedeniyle 129 kadın işçi yanarak can verdi.

Newyork kentinde katledilen 129 kadının şahsında, eşitlik ve özgürlük kavgası anısına Clara Zetkin’in önerisiyle 1910 yılında Danimarka da toplanan 2.Enternasyonal tarafından 8 Marttı emekçi kadınların mücadele günü olarak ilan edildi. O günden bu yana 8 Mart emeğin sermayeye karşı mücadele günü olarak yaşatıla geldi.

Dünden bugüne emekçiler, kadınlar eşitlik ve özgürlük için 8 Marttı bir savaşım günü olarak kutlaya geldiler. Kadınların eşitliği ve özgürlüğü sorununun yaratıcısı özel mülkiyet sitemi olduğuna göre, kadınların özgürlüğünün yolunu açmada özel mülkiyet dünyasıın yıkılmaıs ve işçi-emekçilerin devrimci ve sosyalist iktidarlarının kurulmasıyla bağlıdır.

Haliyle kadın sorunu nedir soruusnun doğru olarak yanıtlanması halinde kadınların kurtuluş sorunuda doğru olarak yanıtlanmış olacaktır.

Kadın sorunu kısaca kadının ezilmişliğin sorunudur. Onun, cinsiyeti nedeniyle ezilmişliği sorunudur.

Analık hukukunun egemen olduğu dönem bir yana bırakırsak, kadın cinsi sürekli ezilmiş, ikinci sınıf insan sayılmıştır. Kadının toplumsal ezilmişliği, özel mülkiyetin ortaya çıkmasıyla aynı zamana rastlar. Kadının toplumsal olarak ikincil konumunun kökeni, avcı ve fetihçi savaşçının kaçırdığı kadını özel mülkiyetine geçirdi, onu kendisi için mükemmel bir iş aracı ve üretim aletine dönüştürdüğü dönemdir. Kadının anneliğinin kullanılarak eve kapatıldığı, kutsal tek eşli ailenin gündeme geldiği dönemdir bu. Özel mülkiyetle ortaya çıkan tek eşli aile, tarih öncesinde o zamana dek bilinmeyen bir çelişkinin alanıdır. Aile içinde mülk sahibi erkek ile mülksüz kadın arasındaki çelişki, kadın cinsinin ekonomik bağımlılığı ve toplumsal hak yoksunluğunun temelidir.

Engels’e göre sınıf egemenliğinin ilk ve en eski biçimlerinden biri, bu toplumsal hak yoksunluğunda yatar. Engels; ”Tarihte ortaya çıkan ilk sınıfsal çelişki, kadın ve erkek arasında tek evlilikte gelişen çelişki, ilk sınıfsal baskı ise kadın cinsinin erkek tarafından ezilmesiyle çakışmaktadır.” der ve daha öncesi için ”Aile içinde erkek burjuvaziyi, kadın ise proletaryayı temsil etmektedir” benzetmesini yapar.

Kadının ekonomik ve toplumsal bağımlılığı bir kez başladıktan sonra, şiddetin yarattığını dinler ve töreler kutsal bir hak haline gelirdiler. Böylece kadının zayıflığı ve geriliği yüzyıllar boyu temel bir dünya görüşü haline geldi ve; bunun üstüne bedeni ruh hali ve ahlaki bir baskı sistemi inşa edildi. Kadın cinsi eve kapatıldı, kadının rolü ve gelişmesi tek bir yöne kanal ize edildi. Aile içinde, ve aile için erkeğin hizmetinde çalışan, ırkın üremesini sağlayan ev kölesi oldu kadın. Doğanın ve tarihin yasalarını bozmadan, kadının aile uğraşılarından çıkamayacağı söylendi; tabiat bütün uzuvlarıyla kadını erkeğin kölesi olarak tayin etmişti. Ve ahlak, anatomi, fizyoloji, istatistik, tarih, felsefe elbirliğiyle kadını ev köleliğine, eve kapanmaya mahkum etti. Bu durumda kadınlar yüzlerce yıldır, ruhsal ve fiziksel olarak iç aşağılık, bayağı, sinirlendirici, yıpratıcı, güçten düşürücü, küçültücü koşullarda yaşadılar Ve bu döneklik, kölelik ortamı onların geleneklerini köreltti, duruma uğrattı.

Bütün bunlara rağmen kapitalizme kadar, sözcüğün modern anlamın-da bir kadın sorunu, gündeme geldi. Kadın sorunu, aynı işçi sorunu gibi sanayi devrimi ve büyük üretimin çocuğudur. Eski ev ekonomisi yürürlükte olduğu sürece bir kadın sorunu gündeme gelemezdi. Çünkü o zaman kadın aile içinde en önemli üretici güçtü. ve tüketim maddelerinin aile içinde kadın işgücü tarafından üretilmesinin vazgeçilmez olduğu böylesi koşullarda, kadın ev kölesi olarak eski çerçevesine ”zincirli kalmak” zorundaydı Kadının durumunu şu ya da bu ölçüde yükseltmek söz konusu olabilirdi, ancak; kadının bütün durumunun temelini sarsmaktan, kendi bireyselliğini geliştirmesinden, toplumsal hak eşitliğinden Söz edilemezdi. Gerekli sözleri makine, buhar gücü ve elektrik söyledi. Clara Zetkin, kadının kurtuluşu düşüncesi, kurtarıcı (Mesih) olarak makine ortaya çıkmadan ve dişli çarkların tangırtısı-gümbürtüsüyle kadının insan oluşunu, onun ekonomik bağımsızlığı öğretisini ilan etmeden ortaya çıkamazdır” der.

Kapitalizm eski ev ekonomisini yıktı. Ailede kadının işini kapitalist üretim yüklenmiş oldu. Örneğin; yün ve iplik ” eğirme, elbise dikme, dokuma, trikotaj, konserve ve mum yapma, hatta çamaşır yıkama makineleşti, büyük üretimin ilgi alanına girdi ve ekonomik gelişme, ev içi üretimleri toplum içine taşıdı.

Böylece, üretim aletlerinin gelişmesi ve bunun sonucu ortaya çıkan üretim ilişkileri, kadının aile içindeki faaliyetinin ekonomik temelini yok etti ve kadının, ev dışındaki ekonomik ve toplumsal faaliyetinin koşullarını yarattı. Kadının ev dışına kayan rolü, onu ekonomik bakımdan bağımsızlaştırdı, erkeğin kadın üzerindeki siyasal ve toplumsal söz hakkının maddi temellerini ortadan kaldırdı.

Kadının evde kalması, evi idare etmesi çocuk yapıp onları beslemesi burjuvazinin tercihi olmasına rağmen, kapitalizmin ev ekonomisini yıkmasıyla bu tercihin haklılık zemini ortadan kalkmış ve ideolojik bir kalıntıya dönüşmüştür. Biliyoruz ki her zaman toplumsal ve insanların düşünceleri yeni ekonomik olguların gerisinde kalır. Evin dışına çıkan ve ekonomik toplumsal yaşamda erkekle rekabete giren kadın, kendi bireyselliğinin gelişiminin sınırlandığını ve toplumsal hak yoksunluğunun onların kendi çıkarlarını korumasının karşısına çıktığının bilincine vardı. İşte o zaman modern ”Kadın Sorunu” ortaya çıktı.

Kadın sorunu yalnızca, bizzat kendilerini kapitalist üretim tarzının ürünü olan sınıflar için vardır. Ve bu durumda kadın sorunu burjuva kadın için farklı, küçük ve ezilen orta burjuva kadın için farklı emekçi kadın için farklıdır. Ve doğrusu bizi ilgilendiren başta emekçi kadın olmak üzere, çalışan kadınların sorudur.

Kapitalizm kadını özgür kılmak için değil, onu erkekten daha fazla sömürmek için aile yaşamından çıkardı, toplumsal üretime itti. Bu nedenle bu kurumu kendi konumuna uygun hale getirerek muhafaza etti.

Ve burjuvazi kadını aile içine hapsetmek için dikilen ahlaki, politik, hukuki ve ekonomik engelleri devirmemeye özen gösterdi. Bu yüzden kapital tarafından sömürülen kadın özgür emekçinin sefaletine tahammül eder ve geçmişin zincirlerini taşır. İki türlü ezilmişlik, çifte sömürü dediğimizde budur işte. İnsanlık önüne ancak çözümleye bileceği sorunları koyar deriz. Marksizm bize; kadın sorununu genel toplumsal bağlantılar ışığında, onun tarihsel olarak koşullanmışlığını ve haklılığını açıkça kavramayı öğretir.

Ortaya çıkan sorunların nasıl çözüleceğinin perspektifini sunar. Kadının ezilmişliğinin ortadan kaldırılması, tam hak eşitliğinin sağlanması, onu bağlayan ekonomik, siyasi, hukuksal ve ahlaki zincirlerden kurtulmasını istiyorsak, önce eşitsizliğin kaynağını kurutmak gerekir. Eşitsizliğin nasıl ortaya çıktığının belirlenmesi, ortadan kaldırılmasının da yolunu gösterecektir.

Özel mülkiyetin ortaya çıkmasıyla başlayan ve kapitalizmle gündeme gelen kadın sorunu, özel mülkiyetin ortadan kalkması ve kapitalizmin gündemden silinmesiyle çözülmeye başlayacak, kadına ancak komünizm koşullarında fiziki ve zihni yeteneklerini sonsuz geliştirebilecektir. Günümüzde kadın-erkek çelişkisi; emeğin sermayeye karşı verdiği mücadelenin değişik bir yüzüdür. Fakat artık bu çelişki, bir cinsin diğerine karşı zaferiyle sonuçlanmayacak, beyince ve vücutça gelişmiş kadın ve erkekler tarafından yeniden inşa edilecek, entelektüel ve bedeni gelişim bakımından karşılaştırma gerektirmeyen bir dönemde eşit ve özgür kadın ve erkeklerin dünyası doğacaktır. Kadın; anne, eş ve ev kadını olarak sömürülmeyecek, ev işleri kamusal iş haline getirilecek, annelik sosyal bir görev olacak, belki de çocukların sosyalizasyonu sağlanacak, aile ekonomik birim olmaktan çıkacak, iki özgür bireyin sevgi üzerine kurulu birlikteliği, şimdiden biçimini söyleyemeyeceğimiz bir tarzda ailenin yerini alacaktır.