74.Yıl Önce Devlet Tarafından Katledilen Devrimci Şair Romancı Sabahattin Ali’yi Anarken..!

“İlkbahar gibi bir mevsimi olan bu dünya, üzerinde yaşanmaya değer… Ne olursa olsun…”
(Sabahattin Ali, İçimizdeki Şeytan, S.61)
74 yıl önce yitirdiğimiz şair, yazar, gazeteci ve öğretmen salt muhalif ve devrimci sosyalist diye devlet tarafından katledildi. Sabahattin Ali katledildiğinde daha 41 yaşındaydı.
Sabahattin Ali ,25 Şubat 1907 Pazartesi günü Edirne’nin Osmanlı toprağı sayılan Gümülcine Sancağı’nın Eğridere kasabasında dünyaya geldi. Babası Osmanlı ordusunda askerdir. Piyade yüzbaşı olarak görev yapmaktadır. Babasının görevi nedeniyle ilkokulu Çanakkale ve Edremit’in çeşitli okullarında 1921 yılında tamamladıktan sonra parasız yatılı Balıkesir Öğretmen Okulu’nda 5 yıl okur. Daha sonra İstanbul Öğretmen Okulu’nda mezun olur. Yozgat’ta bir yıl öğretmenlik yapar. Ardından bugünkü adı Milli Eğitim Bakanlığı olan Maarif Vekâletince açılan sınav sonrasında Almanya’ya giderek iki yıl da orada okur, sonra Konya ortaokullarında Almanca dersi öğretmenliğine atanır.
1932 tarihinde Konya’da bir toplantı sırasında Atatürk’ü eleştiren bir şiir okuduğu iddiasıyla tutuklanır ve bir yıl süreyle Konya ve Sinop cezaevlerinde yatar. 1933 yılında Cumhuriyet’in onuncu kuruluş yıldönümü nedeniyle çıkarılan bir af ile özgürlüğüne kavuştur. 15 Ocak 1934 tarihinde Maarif Vekâlet’inin Neşriyat Müdürlüğü görevine atanır. Bir yıl sonra Aliye Hanımla evlenir, ardından yedek subay olarak askere alınır. 1937 Eylül’ünde kızı Filiz Ali dünyaya gelir. Askerlik sonrası Ankara Devlet Konservatuarı’nda 4 yıl süreyle Almanca öğretmenliği yapar.
“İçimizdeki Şeytan” adlı romanı ile milliyetçi ve Kemalist grupların tepkisine neden olur. Faşist kafatasçı yazarlardan Nihal Atsız hakkında yazdığı hakaret vari bir yazı nedeniyle dava sırasında sıkıntılı durumlar yaşar. 1944 yılında davayı kazanmasına rağmen, faşist kesimin tepkisinden kurtulamamıştır. Olaylı duruşmalar sırasında bakanlıkça haksız yere görevinden alınır, ancak Tan olayları nedeniyle çalıştığı gazete tahrip edilince de işsiz kalır. Bir yıl sonra Rıfat Ilgaz ve Aziz Nesin ile birlikte siyasal içerikli mizah dergilerini çıkarır. Bu dergilerde de eleştiri niteliğindeki yazıları nedeniyle Milli Şef İsmet Paşa ile alay edildiği gerekçesiyle dergi kapatılır ve üç ay hapis cezasına çarptırılır. Ali Baba adlı dergide yayımladığı “Ne Zor Şeymiş” başlıklı yazıda şunları yazmıştır:
“ÇALMADAN, ÇIRPMADAN BİZE EKMEĞİMİZİ VERENLERİ AÇ, BİZİ GİYDİRENLERİ DONSUZ BIRAKMADAN YAŞAMAK İTSEMEK BU KADAR GÜÇ, BU KADAR MİHNETLİ, HATTA BU KADAR TEHLİKELİ Mİ OLMALIYDI”
Bir başka dava nedeniyle 1948 tarihinde Paşa kapısı zindanında üç ay yatan Sabahattin Ali çıktıktan sonra zor günler geçirir. İşsiz kalır, yazacak gazete, dergi bulamaz. Faşist tek parti yönetiminin baskıları nedeniyle yurt dışına gitmeye karar verir. Ancak pasaport alamaz, yasal tüm yollar yüzüne kapatılır. Bulgaristan’a çıkmak için ordudan atılmış bir astsubay olan Ali Ertekin adlı bir kaçakçıyla anlaşır. Bu kişi aynı zamanda şimdiki Milli İstihbarat Teşkilatı olan Milli Emniyet Hizmetleri Riyaseti adına ajanlık yapmaktadır. Resmi açıklamalara göre Ertekin, ulusal duygularını tahrik ettiği” gerekçesiyle Sabahattin Ali’nin başına vurduğu sopa ile öldürür. Cesedi, 2 Nisan 1948 tarihinde Bulgaristan sınırında şaibeli bir şekilde bulunur. 18-24 yıl arası ağır hapis ile yargılanan bu şahıs 15 Ekim 1950 tarihinde “ulusal duyguları tahrik” gerekçesiyle ceza indiriminden faydalanır ve 4 yıla mahkûm edilir. Ancak Sabahattin Ali’nin yakın çevresi Kırklareli Emniyeti tarafından sorgulanırken işkence sonucu öldürüldüğünü itiraf eden ajan Ali Ertekin, birkaç hafta yattıktan sonra genel aftan yararlanarak salıverilir.
Sabahattin Ali Türkiyede Edebiyatı’na yön veren önemli devrimci yazarlardan biridir. Yazı yaşamına şiirle başlamış, halk şiirinin açık izleri eserlerinde kendisini hissettirmiştir. 1930’lu yıllarda “Bir Orman Hikâyesi” Ay’da dergisinde yayınlanmış. Toplumsal eğilimli hikâyeyi Nazım Hikmet, şu sözlerle okurlara sunmuştur: “Bu yazı bizde örneğine az rastlanan cinsten bir eserdir. Köylü psikolojisinin bütün muhafazakâr ve ileri taraflarını, ilkel sermaye birikimi yapan sermayedarlığın gelişimi yolunda köylülüğü nasıl dağıttığını ve en son, doğanın deniz kadar muazzam bir unsuru olan ormanın muğlak, ihtiraslı yaşamını, kımıldanışların zeki bir aydınlık içinde görüyoruz”.
Sabahattin Ali 1934-1936 yılları arasında yayımladığı Kanal, Kırlangıçlar, Arap Hayri, Pazarcı ve Kağnı adlı öyküleriyle dikkat çekmiş ve Anadolu insanına yaklaşımıyla literatüre yeni bir boyut kazandırmıştır. Ezilen insanların acılarını, sömürülmelerini dile getirmiş, aydınlar ve kentlilerin Anadolu insanına karşı takındıkları küçümseyici tavrı eleştirmiştir. 1937’de yayınlanan Kuyucaklı Yusuf romanı, edebiyatın en özgün örneklerinden biri olmuştur.
1934 yılında yayınlanan Dağlar ve Rüzgâr adlı şiir kitabı, edebiyat çevrelerinde büyük ilgi uyandırmıştır. Yaşar Nabi, Hâkimiyeti Milliye adlı gazetede oldukça övücü yazılar yazmıştır.
41 yıllık yaşam öyküsüne Oyun, şiir, öykü, roman, sığdırmış, gazetede yazılar yazmıştır. Şiirlerin, kendi sanat anlayışını temsil etmediği düşüncesinde olsa bile büyük beğeni kazanmış şiirlerdir. Değerli yazarımız Mahmut Üstün’ün de belirttiği gibi şiirlerinde imge saplantısı yoktur, imgeleri sade ve gerektiği ölçüdedir. Bu nedenle şiirleri popüler olmuş ve birçok şarkılara beste olmuştur. Toplumcu-Gerçekçi akımdan uzak görmesi nedeniyle de 1934 yılından itibaren şiire ara vermiş, öykü ve roman yazmaya ağırlık vererek toplumsal yaşamın bir kesiti olan “Kuyucaklı Yusuf”u yazarak edebiyatımızda büyük ses getirmiştir. Son yazdığı “Kürk Mantolu Madonna”ya da romandan çok “büyük hikâye” demiştir.
Sabahattin Ali, kendisini öykülerinde daha başarılı hissetmiştir. İlk öykülerindeki romantik tutumundan çabucak sıyrılarak toplumcu ve eleştirel gerçekçiliğin ağır bastığı olay öykücülüğünde adeta yeni bir çağ açmıştır Ne yazık ki ülkenin içinde bulunduğu faşizmin egemenliği altındaki baskıcı, tekçi ve ırkçı zihniyetin egemen olduğu siyasal yapı, onu bunaltmış ve edebiyattan koparmıştır. 1947 yılında, yaşamının son dönemini gazete yazılarıyla sürdürmeye çalışmıştır. Sabahattin Ali, yeni edebi eserler vermek için kendisini daha rahat hissedeceğine inandığı umutla yurt dışına çıkmaya çalışmak istemiştir. Ne yazık ki yukarıda da belirttiğimiz gibi faili meçhule kurban gitmiştir. Onun yokluğu edebiyatın güçlü kalemini susturmuştur. Tüm olumsuzluklara rağmen başını dik tutmasını bilen Sabahattin Ali, arkasında boynu bükük bir edebiyat bırakmıştır.
Eserleri: Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan, Kürk Mantolu Madonna (Roman); Değirmen, Kağnı, Ses, Yeni Dünya, Sırça Köşk (Öykü); Dağlar ve Rüzgâr, Kurbanın Serenadı, Öteki Şiirler (Şiir); Esirler (Oyun).
Sabahattin Ali, ülke olarak geri kalmışlığın, emperyalist güçlere mahkûm olmanın, siyasal iktidarları temsil eden işbirlikçi faşist gerici politikacılara bağlı olduğu egemen çevrelerin kurbanı olmuştur. Ona uzanan eller, aynı zamanda ülkenin geleceğine, demokrasi ,eşitlik , insanca ve kardeşçe yaşama uzanmıştır.
Sabahattin Ali, yüreğimize bir sızı ve sömür ve zulmü karşı her daima başkaldırı ateşini salmıştır. O zorluk masumiyeti ve başını eğmeden savunduğu görüşleri nedeniyle, Kemalist faşist düzene karşı isyanı nedeniyle işlenmiştir.
Sabahattin Ali, salt düşüncesi nedeniyle katledilen ve katilin ceza almadığı ne ilk ne de son örnektir. Anısı daima kavgamızda yaşayacaktır.