Anasayfa / Dünyadan / 72 Yılında Hiroşima ve Nagazakiyi Unutma..!
hirosimayi-unutmajpg

72 Yılında Hiroşima ve Nagazakiyi Unutma..!

50 milyon ölü ve 35 milyon sakat kalmış insanla 2.dünya emperyalist paylaşım savaşı, insanlık tarihinin hiç şüphesiz en büyük yıkımlarından biridir. Amerika’nın Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombası bu yıkımlı savaşın en büyük insanlık vahşeti olmuştur. Masum Japon halkına karşı yapılan bu katliam, emperyalistlerin egemenlik ve sömürü için nasılvahşi olduğunu gösteriyordu.
Peki, Hiroşima ve Nagazaki’de uzun erimde yarım milyondan fazla insanın canını alan saldırının gerçek nedeni ve amacı, Japon adalarının işgali sırasında şu ya da bu kadar ABD askerinin ölmesini önlemek olmadığına göre neydi? Burada bu sorunun hiç de tek ve basit olmayan yanıtını: Hiroşima ve Nagazaki’de gerçekleştirilen nükleer terör, önemli bir sembolik anlam taşıyordu. ABD, bu eylemiyle can çekişmekte olan Japon militarizmi, daha doğrusu Japon halkı üzerinden tüm dünyaya tarihsel bir mesaj vermekteydi: “Artık dünyanın efendisi benim!”
Aslında yukarıdaki sorunun yanıtı, emperyalizmin doğasında ve gerek İkinci Dünya Savaşından önce ve gerekse bu savaştan sonra kapitalist-emperyalist sistemin dünya işçi sınıfı ve komünist hareketine, onun önderi konumunda bulunan Lenin’in ve Stalin’in sosyalist Sovyetler Birliği’ne ve ezilen uluslara ve onların ulusal kurtuluş hareketlerine karşı genel tutumunda yatmaktadır.
Hatırlanacağı üzere Amerika 1945 yılının Temmuzunda yeni bir bomba geliştirdi. Nazi Almanya’sı 1945’in Mayısında savaştan çekilerek bu dehşetli bombanın şerrinden kurtuldu. Bu arada Japon savaşçıları, Amerikan üssü Pörl Harbır (Pearl Harbor)’a uçaklarla, intihar saldırısı da diyebileceğimiz ‘kamikaze’ saldırılarında bulundular. Buna karşılık olarak Amerika, Güney Pasifik’teki Tinian Adası’ndan Albay Paul Tibbets yönetimindeki Enola Gay isimli B-29 uçağı, 6 Ağustos 1945 sabahı “Little Boy – Küçük Çocuk” isimli çok gizli bir yükle havalandırdı. Bu gizli yük atom bombası idi ve ilk kez kullanılacaktı.
10 000 metre yükseklikten saat 8.13’te atılan bomba saat 8.15’te Japonya’nın güzel şehri Hiroşima’nın 580 metre üzerinde patladı. İlk anda 70 000 insan buharlaştı. Yüksek sıcaklıktan dolayı asfalta yapışan insanlar insanın içini ürpertmekteydi. Bir hafta boyunca şehre asit yağdı. İki ay içerisinde radyasyon sebebiyle 70 000 insan daha hayatını kaybetti. 60 000 kişi de beş yıllık süre içerisinde vefat edince Hiroşima’nın bilançosu ilk beş yılda 200 000 insanın ölümü, onbinlerce insanın da sakat kalması oldu.
Üç gün sonra (9 Ağustos 1945’te) sıra “Fat Man – Şişman Adam” isimli plütonyum bombasına gelmişti. Bu bomba için hedef Japonya’nın Fukuoka şehri idi. Fakat hava kapalı olduğu için hedef Nagazaki’ye çevrildi. Saatler 11.02’yi gösterirken 21 ton patlayıcının gücüne sahip bomba Nagazaki’yi cehenneme çevirdi. 75 000 kişi anında kavruldu. Bir o kadar kişi de beş yıllık süre içerisinde can verdi.
6 Ağustos. Hiroşima 9 Ağustos Nagazaki kentinin halkıyla birlikte yok edilişinin 72. yıl dönümü. Ne tuhaf; Ağustos, insanlık tarihinin en büyük acılarını da taşıyor bağrında. Auschwitz, Hiroşima, Nagazaki gibi… İnsanın insana yaptığı kıyımlar ve yıkımlarla geçti koca bir 20. yüzyıl. Yüzyıla damgasını vuran İspanya iç savaşı ve ardından dünyayı kasıp kavuran İkinci empeylaist paylaşım savaşı, uzantılarını günümüzde de sürdüren insanlık ayıplarının da başlangıcı oldu. Nazi toplama kamplarından Auschwitz’de bir gecede 400 bin masum insan gaz odalarında yok edilirken tarihler l944 yılı ağustos ayının ilk günlerini gösteriyordu. l945 yılı Ağustos ayı ise yine bir başka büyük yıkıma tanıklık ediyordu. 6 ağustos’ta Hiroşima, 9 Ağustos’ta da Nagazaki çağın yeni nükleer buluşu atom bombası ile yerle bir ediliyor, iki kentte toplam 350 bin kişi yaşamını yitiriyordu. Sağ kurtulanlar da şanslı sayılmazdı. Radyasyonun etkisi iki kentte de kuşaklar boyu sürecek hastalık ve sakatlıklara yol açacak, doğayı, bitki örtüsünü etkileyecekti.
Yıllardır her 6 Ağustos’ta, yüreği insan sevgisi ile dolu barış yanlıları dünyanın dört bir yanından Hiroşima’ya koşuyorlar., barışa katkı yapabilmek için. Barışçıl bir dünyanın yaratılması umuduyla Hiroşima’dan dersler çıkarmaya çalışıyorlar. Yüz binlerce insanı bir anda öldüren, bir o kadarını da sakat bırakan korkunç bombaya “Küçük Çocuk” adını verebilen hasta beyinlerin, bombayı atan uçağa annesinin “Enole Gay” adını yakıştıran insanlık dışı pilotun varlığını unutmaya çalışıyorlar. Japonların Hibakşa olarak adlandırdıkları Hiroşima ve Nagazaki’de sağ kurtulabilenler ve onların çocukları ile torunları; nükleer silahlara son verilmesi yolundaki çağrılarını her yıl daha da güçlü bir biçimde yineliyorlar. Hiroşima ve Nagazaki için bu yıl da görkemli anma törenleri gerçekleşecek. Dünyada önde gelen basın yayın kuruluşları nükleer tehlike üzerine uyarıcı yazı ve filmler yayınlayacaklar. Olayı önemle taşıyacaklar gündemlerine.
Emperyalist dünya da İnsanın; insana, diğer canlılara ve doğaya verdiği zararların biri bitmeden diğeri başlıyor. İnsanlık tarihinin her sayfasında katliamlar, savaşlar, kitlesel kıyımlar gibi, “İnsanlık adına” utançlarla doluyken, yaşananlardan ders çıkarılmıyor. Dünya hızla yok oluşa doğru sürükleniyor.
Aradan geçen 72. yıla karşın insanlık bu vahşetten ders almadı. Hala nükleer tehlike ile yaşıyoruz. İncirlik’te 90 tane nükleer başlıklı bomba var ve üs Hiroşima ve Nagazaki felaketinin suçlusu ABD tarafından kontrolsüz ve sınırsız kullanılıyor.
Türkiye’deki nükleer lobi de çok güçlü ve kararlı. AKP hükümeti hızla “Nükleer Yasa” yı çıkardı Küresel ısınmayı frenlemek için bir adım olan “ Kyoto Protokolü ”nü zoraki imzalayan işbirlikliçi tekelci sermaye iktidarı, bu soruna karşı nükleer santrallere mahkum olduğumuzu savunuyor. Aşırı sıcaklara karşı klimalar çare, artan elektrik talebine karşı nükleer santraller çözüm olarak sunuluyor. Oysa, rüzgar, jeotermal, biyokütle ve güneş gibi ‘yenilenebilir enerji’ kaynakları dururken, bunca riskine ve pahalılığına karşı nükleerde neden ısrar ediliyor?
Nükleer santrallere ilişkin itirazlara karşı ileri sürülen en önemli savunma “barışçıl” amaçlı olduğu. Çernobil Nükleer Santralı için de “barışçıl” deniyordu, ama 26 Nisan 1986 tarihinde santralde bir hafta süreyle meydana gelen ana patlama, sonra yaşanan ara patlamalar ve yangınların sonuçları bugün bile yaşamımızı etkiliyor. Çernobil faciasından sonra Greenpeace’e göre 93 bin kanser mağduru bulunuyor. Genel tahminlere göre de bu sayı, 40 bin (patlamadaki doğrudan mağdur olanlar) ila 100 bin ölüm arasında değişiyor.
Şimdi de “Nükleer Santral kurarak, Sinop’u marka yapacaklarını” söylüyorlar. Evet Çernobil bir marka, yıllar içinde yüz bin kişinin ölümüne yol açan bir facianın markası. 21 yıl önce yaşanan felaketin öldürücü etkisi halen görülüyor. Diğer yandan, “barışçıl” amaçlı nükleer santrallerden silah üretilmeyeceğinin garantisi var mı? Hiroşima ve Nagazaki’den 62 yıl ve Soğuk Savaş’ın sona ermesinden 16 yıl sonra, dünyada hala 27 bin nükleer silah olduğu biliniyor. Bunların yüzde 95’i ABD ve Rusya’nın askeri üslerinde ve 4 bini de birkaç saniye içinde ateşlenmeye hazır durumda iken, yeni meclisimizin ilk işinin nükleer santrallerin kurulması olacağı görülüyor.
Dahası aradan geçen 72. yıla rağmen insanlık Hiroşima ve Nagazaki’nin karabasanının gölgesinde yaşamaya devam ediyor. O acı günlerden sonra da dünyanın dört bir yanında giriştiği doğrudan ya da dolaylı saldırganlık yoluyla milyonlarca işçi ve emekçiyi katleden ve Ortadoğu ve Orta Asya’da savaş kundakçılığı yapan Amerikan devleti ve onların Siyonist ortakları, bugün de İran’a karşı bir nükleer saldırı hazırlığındalar. Ellerinde, her biri “Küçük Oğlan”dan ve “Şişko”dan binlerce kez daha güçlü onbinlerce nükleer füze bulunan ABD emperyalistleri bütün dünyayı bir Hiroşima’ya, bir Nagazaki’ye çevirmeye hazır olduklarını onyıllardır kanıtlamış bulunuyorlar. Ellerindeki korkunç ve nicelik ve nitelik bakımından sürekli olarak geliştirdikleri konvansiyonel silah stoğuyla yetinmeyen, uzayı silahlandıran, 2001 yılından itibaren nükleer silahların yaygınlaştırılmasına bazı kısıtlamalar getiren uluslararası anlaşmadan çekilen ve değişik tipte yeni nükleer bombalar geliştirmekte olan ABD emperyalistleri, tüm emekçi insanlık için Hitler faşizminden ve onun bağlaşıklarından çok daha büyük bir tehlike oluşturuyorlar. Askeri harcamaları, dünyanın geri kalanının toplamının askeri harcamalarına eşit olduğu tahmin edilen bu devlet teröristleri çılgınca silahlanmaya, dünyanın her tarafında askeri üsler kurmaya ve kendilerine boyun eğmeyen herkesi tehdit etmeye devam ediyorlar.
Halihazırda onlar dünya işçi sınıfı ve halklarına karşı “teröre karşı savaş” adı altında pazarlanan bir savaş yürütmektedirler. Onları durdurabilecek biricik güç, ezilen ve sömürülen yığınların demokrasi, ulusal kurtuluş ve sosyalizm kavgasıdır. Bugün, emekçi insanlığın ivedi ve merkezi görevi, her ulustan, milliyetten, dinden ve mezhepten işçi ve emekçilerin geniş ve militan bir anti-emperyalist birleşik cephesini oluşturmak ve tüm dünyayı köleleştirmek için yola koyulmuş bulunan Amerikan neo-faşizmini ve onun yakın bağlaşık ve uşaklarını tarihin çöplüğüne gömmektir. Yeni Hiroşimalardan ve Nagazakilerden ve tüm dünyanın bir nükleer cehenneme çevrilmesinden kaçınmanın biricik yolu emperyalizmi tarihin mezarlığına gömerek, gerçek barışın ve özgürlüğün egemen olduğu olduğu sosyalist bir dünyanın yaratılmasıdır.

HALKIN BİRLİĞİ

umutsuzluk-oluler-icindri

Umutsuzluğu Örgütlenip Direnerek kovmak..!

Acı çektiğimiz doğrudur; en az acımızı öfkeye dönüştürdüğümüz kadar! Hayır acılarımız için sadece gözyaşı dökmekle …