41.YILDÖNÜMÜNDE 12 EYLÜL FAŞIST DARBESİ SARAY REJİMİNCE TAS TAMAM SÜRÜYOR…!

İşçi sınıfı ve emekçi yığınların devrim ve özgürlük mücadelelerini kan ve barutla ezip dağıtmak ve Amerikan emperyalizmin bölge politikalarını pürüzsüzce pratiğe sürmek amacıyla 1970-80 yılları döneminde ABD’nin desteğiyle gerçekleştirilen faşist darbeler halkların tarihinde unutulmaz kara günler olarak yer aldı. Ama yapılanlar asla halkların belleğinden kaybolmadı. Uzun yılların ardında Yunanistan’dan Arjantine , Şiliden Brezilyaya, EI Salvadordan Peruya kadar uzanan bir çok ülkede faşist darbecilerden hesap soruluyor ve bir dönemler halka baskı ve zulüm kusan faşist generaller, polis şefleri ve işkenceci çeteler sanık sandalyesine oturtularak yapmış oldukları kötülüklerin ve işlemiş oldukları suçlar ve cinayetler için yargılanıp cezalandırılıyorlar. Halkların mücadelesi Türkiye gibi faşist darbeleri ağır biçimde yaşamış olan ülke halklarına darbecilerden hesap sorma bilincini taze tutmalarının yolunu açıyor.

Hatırlanacağı gibi 12 Eylül 1980 faşist generaller darbesinin üzerinde 41. yıl geçti. Ama hale darbenin etkileri ve izleri bütün yasaları tüm heybetiyle Saray rejimiyle güncelliğini koruyor ki, bu bir yönüyle darbeyle birlikte ordu eliyle güdümlendirilen politik rejim biçim olarak AKP nezdinden dinci faşist bir karaktere bürünerek yoluna devam etti. Bir yönüyle de 12 eylül faşist darbesinin sonuçlarının oldukça ağır ve yıkıcı olmasıyla bağlıydı. Dokuz yıl süren askeri faşist darbede,

650 bin kişi gözaltına alındı.1 milyon 683 bin kişi fişlendi.- Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
– 71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.- 98 bin 404 kişi “örgüt üyesi olmak” suçundan yargılandı.
– 7 bin kişi için idam cezası istendi.517 kişiye idam cezası verildi.- Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1’i Asala militanı).- İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi.
– 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.- 171 kişinin “işkenceden öldüğü” belgelendi.
– Cezaevlerinde toplam 299 kişi hayatını kaybetti.- 14 kişi açlık grevinde öldü.16 kişi “kaçarken” vuruldu.
– 95 kişi “çatışmada” öldü.- 73 kişiye “doğal ölüm raporu” verildi.- 43 kişinin “intihar ettiği” bildirildi.- 388 bin kişiye pasaport verilmedi.- 30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için işten atıldı.14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı.- 30 bin kişi “siyasi mülteci” olarak yurtdışına gitti.- 937 film “sakıncalı” bulunduğu için yasaklandı.50 kişi idam edildi. – 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu. – 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi. – 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi. – Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
– 31 gazeteci cezaevine girdi. – 300 gazeteci saldırıya uğradı. – 3 gazeteci silahla öldürüldü. – Gazeteler 300 gün yayın yapamadı. – 13 büyük gazete için 303 dava açıldı.- 39 ton gazete ve dergi imha edildi..12 Eylül askeri faşist darbesi ülkemiz tarihine kara bir gün olarak geçmiştir; hangi sıfatla anılırsa anılsın halkların bilincinde bu gerçek asla değişmeyecektir.

Elbette 12 eylül askeri faşist darbesini rastlantılar gündeme getirmedi. aksine, yarım kalmış 12 Mart 1971 faşist darbesinin bir devamı ve tamamlayıcısı olarak, belli, tarihsel, siyasal ve ekonomik nedenler tarafından koşullandırılmıştır. 12 eylül faşist darbesi devrim ile karşı-devrim arasındaki çatışmanın bir ürünü olarak gündemleşti .Onu tarihin gündemine getiren nedenleri belli başlı şöyle özetleyebiliriz; gelişen devrimci halk hareketini boğmak ve ezip dağıtmak; karşı devrimin iç çatışma ve çelişmelerini hafifletmek; ekonomik bunalımı atlatmak ve 24 Ocak yıkım kararlarını rahatça uygulamaya sokmak; ABD’nin temel dayanaklarından olan faşist monarşist İran Şah’lığın da boşalan Ortadoğu jandarmalığı rolünü üstlenmek.

Nitekim 12 eylül faşist darbesi yakın tarihimizin en korkunç faşist kıyım ve zulüm hareketlerinden biridir. Faşist darbenin özetlediğimiz geliş nedenleri ;12 Eylülcü darbecilerin amaçlarını da ortaya koymaktadır. Bu amaçlara bağlı olarak; nispeten zorlu ve uzun mücadeleler sonucunda alınmış kırıntı halindeki tüm demokratik hak ve özgürlükler gasp edildi, hemen her bakımdan sınırsız bir zorbalık uygulandı; Tüm demokratik kitle örgütleri kapatıldı, yöneticileri ve üyeleri işkenceli sorgular dan geçirildi, tutuklandı ve ağır cezalara çarptırıldı; devlet tepeden tırnağa askeri bir biçime büründürüldü, ülke adeta askeri bir açık hapishaneye çevrildi; işkenceler her günkü uygulamalar halinde doruğa ulaştı; yüzbinlerce insan işkence tezgahlarında geçirildi, binlercesi sakat bırakıldı, yüzlercesi hunharca katledildi;

İlerici, devrimci , demokrat basına; ilerici, devrimci halk kültürüne, ilerici devrimci sanat eserlerine, bilme ve bilim adamlarına karşı koyu bir düşmanlık ve şovenizm güdüldü. Kürt ulusu üzerindeki baskı ve zulüm görülmemiş boyutta artı; onbinlerce devrimci, demokrat, ilerici, yurtsever insan Nazi toplama kamplarını aratmayacak köhne zindanlara tıka-basa dolduruldu, göstermelik yargılamalarla sıkıyönetim mahkemelerince yüzbinlerce yıl tutan ağır hapis cezaları verildi; darağaçları kuruldu, onlarca insan yağlı ilmiklerde can verdi ,yüzlercesi idam kararlarıyla hazır tutuldu; ülkemizin yeraltı, yerüstü zenginlik kaynakları halklarımızın ürettiği değerler emperyalist ve yerli para babalarına peşkeş çekildi, ülkemiz ABD ve NATO’nun savaş arabasına daha fazla bağlandı. Hızlı bir tekelleşme gösteren emperyalizme bağımlı işbirlikçi kapitalizmin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik, merkeziyetçiliği son derece artıran politik özgürlükleri pratikte geçersiz kılan bir yapılanmaya gidildi ve bu durum Anayasayla güvence altına alındı ve devletin politik yönetiminin merkezine MGK görünümünde generaller oturtuldu.

O sıkça sözü edilen ”Demir Ökçe”, siyasetiyle devrime ağır, direnişsiz ve moral bozucu bir yenilgi aldırdı. Bu 12 Eylülcüler için kelepir bir zaferdi. Devrim yenildi ama devrim davası yok edilemedi. Emekçiler yeniden bellerini doğrultarak mücadeleyi geliştirip ileriye taşımaya çalıştılar. Ama 12 eylül faşist darbesi öylesine ağır vurmuştu ki bu darbeyi atlatmak kısa dönemin işi değildi.

Neki , 12 Eylül darbesinin zorbalıkla sağlamış olduğu sükunet süreç içinde bozuldu. Ve 12 Eylül’cüler ve ardılları eskisi gibi durumlarını sürdürmede gittikçe zorlanır duruma düştüler. Sözün özü 41 yıl önce 12 Eylül’cülerce sağlanmış olan politik istikrar ortamı gelişip canlanan emekçi halk hareketiyle tersine döndü ve ekonomik bunalım aşılamadı . 12 eylül faşist darbesinden bu yana geçen 41.yıl göstermiştir ki, tarihin ileriye doğru kaçınılmaz olan akışı tersine çevrilemez, toplumsal gelişme durdurulamaz. 12 eylül sonrası süreçte göstermektedir ki, tüm faşist baskı, işkence ve yasaklara rağmen -istenilen düzey ve boyutta olmasa da- işçi sınıfı, emekçi yığınlar ve Kürtlerin özgürlük ve demokrasi istemli mücadeleleri devam etti, ediyorlar. Yine geride bıraktığımız süreç gösteriyor ki hiç bir hak kendiliğinden verilmez, gasp edilen hakların yeniden kazanılması, korunması ve geliştirilmesi için zorlu bir mücadele şarttır ve vazgeçilmezdir. 12 eylül sonrası süreç göstermiştir ki, işçi sınıfı ve emekçi yığınlar kendi istemleri için örgütlü ve bilinçli mücadele yürütmeden hiç bir şey kazanılıp, korunamaz. Yine tüm bu gelişmeler, bütün beyaz teröre rağmen işçi sınıfı ve emekçi yığınların öncüsü devrimci ve komünistlerin, mücadeleyi kesintisizce sürdürebileceğini , devrim ve sosyalizm ateşinin asla söndürülemeyeceğini kendi pratikleriyle göstermiştirler.

Aynı zamanda sözüm ona Kasım 83 seçimlerinden sonra ki zaman dilimi gösteriyor ki, 12 eylülcü politik rejim, parlamenter elbise giydiriliş şekliyle devam ediyor. Yani “demokrasiye” geçtik sözleri iki yüzlü bir yalandır. Burjuva düzen partileri ve bugüne kadar onlarcası değişen hükümetler, 12 Eylülcülerle kol kola olmuşlar ve onların geride bıraktıklarını tamamlamaya çalışmışlardır. AKPsi, CHP’si, İYİ Partisi, MHP’si, SP’si, DSP’si ve diğer burjuva düzen partileri hep birlikte 12 eylülcü politik rejimi onararak, günün koşullarına uygun değişiklikler yaparak, onu devam ettirdiler ve ettiriyorlar. Faşist generallerin hazırlamış olduğu ve emekçilere zorla onaylatmış oldukları tepeden tırnağa faşist 1982 anayasası ve generallerin sınırlarını çizmiş olduğu rejimin tüm kurum ve kuralları ayakta durduğu sürece, Türkiye de demokrasiye geçildi sözlerinin palavra olmaktan öte hiç bir anlam ifade etmediği açık bir olgudur.

12 Eylül faşist darbesinin üzerinde 41.yıl geçti. Ama bu dönemin suçluları ellerini kollarını sallayarak hala ortalıkta dolaşmakta ve büyük itibar görmektedirler.12 Eylül darbecileri sanık sandalyesine çıkartılmalıdır. Ama bu kendiliğinden olmaz. Bunu sağlayacak olan proletarya ve emekçilerin mücadelesinin dayatmasıdır. Yakın dönemin Yunanistan, Arjantin, Şili, Peru vb. deneyleri de bunu gösteriyor. Oralarda halkların mücadelesinin dayatması sonucunda cuntacılar ve suç ortakları sanık sandalyesine oturtuldu ve oturtuluyorlar. Türkiye de de en başta yapılması gereken şeylerden biriside faşist cuntacıların halka karşı yapmış olduklarından dolayı sanık sandalyesine oturtularak yargılanıp hesap sorulmadığı için Erdoğan 16 Temmuz 2016’da sivil darbeyle evrenin darbe yolunda ilerledi ve uzun .

41.yıl dönümünde 12 Eylül faşist darbesini lanetlerken ve yaptıklarının hesabının mutlaka sorulması gerektiği bilinciyle demokrasi ve özgürlükler kavgasını büyütmek ve gerekse de bu devrimci kavgada yaşamını yitiren devrim ve sosyalizm şehitlerini anıyor, devrimci onurlarını 12 Eylülcülere çiğnetmeyerek direnen devrimci ve komünistlerin kavgasını kavgamızda yaşatacağımıza söz veriyoruz.