25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Gününü Eşitlik ve Özgürlük Kavgasının Yükseltildiği Bir Gün Olarak Yaşatalım..!

Hatırlanacağı üzere 25 Kasım tüm dünyada Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü olarak yaşatılıyor. Bugün dünyanın dört bir yanında kadınlar devlet ve erkek şiddeti nedeniyle tecavüze uğruyor, taciz ediliyor, fiziki ve sözel şiddete maruz kalıyor, hemen hergün yüzlerce kadın hunharca katlediliyor. Kadına yönelik şiddete son vermek için, her yıl dünyanın her yerinde emekçi kadınlar ” Kadına Yönelik Şiddete Hayır” şiarıyla sokağa çıkarak,25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Gününü, birleşip , mücadeleyi büyütmenin bir ifadesi olarak yaşatıyorlar.Bilindiği üzere 25 Kasım, Dominik Cumhuriyeti’nde Trujillo askeri faşist diktatörlüğüne karşı mücadele eden Clandestina Hareketinin öncülerinden olan Mirabel Kardeşler’in (Kelebekler) 1960 yılında cinsel şiddete uğrayarak katledilmelerinin yıldönümüdür. 1981 yılında toplanan Latin Amerika Kadın Kurultayı’nda 25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü kabul edildi. Bir sembol haline gelen 25 Kasım, devlet şiddetine, devletin yaratıp ürettiği ve ayakta tuttuğu erkek şiddetine, ulusal, sınıfsal ve cinsel baskı ve ayrımcılığa karşı, başkaldırı, direniş ve mücadele çağrısını içerir.Dünya ölçeğinde kadına yönelik şiddet her geçen gün artarak sürüyor Emperyalist-kapitalist sistemin krizi derinleştikçe, baskı, sömürü ve şiddet dünyanın dört bir köşesinde yayılıyor, . Başta Ortadoğu’da olmak üzere, emperyalistlerin izlediği savaş ve saldırganlık politikaları sonucu halklar büyük bir yıkım yaşıyor.28 Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkesinde, kadına yönelik şiddet sınır tanımadan sürüyor. AB’de 15 yaşından büyük her 3 kadından 1’inin (yaklaşık 62 milyon) “partnerleri ya da üçüncü erkeklerin” fiziksel ya da cinsel şiddetine maruz kaldığı ifade edilen raporda, yüzde 8’inin ise fiziksel ve cinsel şiddeti son 12 ayda gördüğü belirtiliyor. Avrupa’da şiddetin önlenmesine dönük sorunların başında, kadınların, uğradığı şiddeti resmi makamlara bildirmemesi gösterildi. Rapora göre, AB’de kadının en çok şiddet gördüğü ülkeler demokrasinin örneği olarak gösterilen Danimarka, Finlandiya ve İsveç. Kadına şiddetin en az olduğu ülkeler ise Polonya, Avusturya ve Hırvatistan. 28 AB üyesi ülke arasında 15 yaş ve üzerindeki kadınların şiddete maruz kalma oranları şöyle: Avusturya: Yüzde 20, Belçika; Yüzde 36, Bulgaristan: Yüzde 28, Kıbrıs: Yüzde 22, Çek Cumhuriyeti: Yüzde 32, Almanya: Yüzde 35, Danimarka: Yüzde 52, Estonya: Yüzde 33, Yunanistan: Yüzde 25, İspanya: Yüzde 22, Finlandiya: Yüzde 47, Fransa: Yüzde 44, Hırvatistan: Yüzde 21, Macaristan: Yüzde 28, İrlanda: Yüzde 26, İtalya: Yüzde 27, Litvanya: Yüzde 31, Lüksemburg: Yüzde 38, Letonya: Yüzde 39, Malta: Yüzde 22, Hollanda: Yüzde 45, Polonya: Yüzde 19, Portekiz: Yüzde 24, Romanya: Yüzde 30, İsveç: Yüzde 46, Slovenya: Yüzde 22, Slovakya: Yüzde 34, İngiltere: Yüzde 44…Dahası Türkiye de durum hiçte farklı değil.Rapora göre, Türkiye genelinde yaşamlarının herhangi bir döneminde cinsel şiddete maruz kalmış kadınların oranı yüzde 12, fiziksel şiddete maruz kalmış olanların oranı ise yüzde 36. En az bir kez evlenmiş ve yaşamının herhangi bir döneminde eşinden ya da birlikte olduğu kişiden şiddet gören kadınların oranı ise kentte yüzde 35, kırda yüzde 38… İstatistiklerin bölgelere göre dağılımı ise şöyle: Marmara: Yüzde 30, Ege: Yüzde 37, Batı Anadolu: Yüzde 42, Orta Anadolu: Yüzde 43, Akdeniz: Yüzde 37, Batı Karadeniz: Yüzde 34, Doğu Karadeniz: Yüzde 27, Kuzeydoğu Anadolu: Yüzde 39, Ortadoğu Anadolu: Yüzde 32, Güneydoğu Anadolu: Yüzde 33.Güvencesiz çalışma artıyor, ekonomik kriz şiddeti tetikliyorGenellikle şiddet erkeğin kadına uyguladığı şiddet olarak yansıtılsa da kadınlar toplumsal yaşamın her alanında şiddetle karşı karşıya kalıyorlar. Sermaye sınıfının aşırı kâr hırsı sonucu işçi ve emekçilerin kazanılmış hakları birer birer gasp ediliyor. Maliyetleri kısmak için işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınmıyor, işçiler iş cinayetleriyle katlediliyor. Taşeron, Güvencesiz ve kural dışı çalışmaya mahkum edilen kadın işçiler de, kötü çalışma koşulları, baskı, mobbing vb. ile karşı karşıya kalıyor, iş cinayetlerine kurban gidiyorlar.Dünyada ve Türkiye’de ciddi bir ekonomik kriz yaşanıyor ve bu önümüzdeki günlerde daha da ağırlaşacak. Daha bugünden işsizlik artarken ücretler hızla eriyor, kadın erkek ücretleri arasında makas açılıyor . Ekonomik kriz, emekçi kadınlar üzerindeki baskı, şiddet ve eşitsizliği daha da derinleştiriyor. Yedek işgücü olarak görülen kadınlar, kriz koşullarında ya öncelikle kapının önüne konuluyor ya da güvencesiz işlerde ucuz işgücü olarak çalıştırılıyorlar Ekonomik krize eşlik edecek sosyal bunalımın kadınlara yansıması, daha fazla baskı ve şiddet olarak kendisini gösteriyor.Faşist dinci kadın düşmanı Saray iktidarına karşı mücadele etmeliyizEmperyalist kapitalist sömürü düzeni kadınlar üzerinde çifte baskı, sömürü ve eşitsizliği yaratırken, Türkiye gibi yeni sömürge faşist dinci gerici AKP-MHP iiktidarlarının işbaşında olduğu ülkelerde durumu daha da derinleştirmektedir. Burjuva faşist gerici iktidarlar sömürüyü katmerleştirirken, cins ayrımcılığını derinleştirerek, kadınları aşağılayan ve yok sayan politikalar izlemektedirler.Türkiye de 20 yıl boyunca kadınların kazanılmış hakları bir bir tırpanlanmış, Türban resmileştirilip ilkokullara kadar yayılmış, kadına yönelik şiddet yüzde 1400 oranında artmıştır. Kadın ve Çocuk istismarı ürkütücü boyutlara ulaşmış, İstanbul Sözleşmesi “Aile ilişkilerinin zayıflatıyor” gerekçesiyle bir geceden kaldırıldıErdoğan’ın başında oturduğu Saray rejimi, tüm bu kadın düşmanı, kadını üretimde, sosyal hayatta ve politikaya katılmaktan uzaklaştırıp, çocuk doğurma ve erkeğe hizmet etmekle yükümlendiren politikalar daha pervasızca uygulamaya sokulması kadınların daha fazla kuşatma altına alınması anlamına gelmektedir. Nitekim, yasalarda kırıntı düzeyinde kalan kimi hakların gasp edilmesiyle kadınlarıa ikinci sınıf insan olma dayatılıyor..Burjuva kapitalist sistemde toplumun tümüyle susturulmasının hedeflendiği rejimlerde, kadınlara yönelik sınıfsal, ulusal ve cinsel baskı ve şiddet sistematik olarak uygulanmaktadır..Biliyoruz ki şiddetin kaynağı burjuva kapitalist sistemdir. Haliyle 25 Kasım’da kadına yönelik şiddete karşı mücadeleyi burjuva kapitalist sisteme karşı mücadeleyi birleştirmeliyiz.Herşeyden önce ezilen, sömürülen ve ikinci sınıf insan olarak görülen kadınlara yönelik şiddet sınıfsaldır. Sömürü ve baskı üzerine kurulu burjuva kapitalist sistem, her adımda şiddeti üretmektedir. Dolayısıyla, şiddet üreten kapitalizme ve kapitalist sömürü düzeni üzerine oturan faşist gerici dinci rejimlere karşı mücadeleyi örgütlü bir zeminide yükseltmeliyiz. Baskı ve şiddetin daha da arttığı günlerde, emekçi kadınlara şiddetin gerçek sorumlularını anlatabilmeli, güçlerimizi birleştirebilmeli, örgütlenip mücadeleye katılarak tepkimizi sokağa çıkarak ortaya koymalıyızİşte tamda bugün Mirabel kardeşlerin emekçi kadınlara güncel çağrısı, sınıfsal, ulusal ve cinsel baskı ve ayrımcılığa karşı örgütlenip kadına yönelik şiddete, tecavüz , taciz ve kırıma hayır ” şiarıyla kavgaya katılıp, özgürlüğü bayrağını yükseklerde dalgalandırılmalıyız !Kadına Yönelik Tecavüze, Tacize, Kırıma ve Şiddete Hayır ..!Kadınlar Örgütlenip Ayağa Kalkarak Makus Talihlerini Değiştirebilirler..!Kadınlara Eşitlik Özgürlük Örgütlü Mücadeleyle Gelecektir..!Kadınlar Özgü Olmadan Toplum Özgürleşemez..!