Anasayfa / Devrimci Teori / 2 TEMMUZ SİVAS KATLİAMINI BİRKEZ DAHA LANETLİYOR VEKARANLIĞA MEŞALE OLAN ŞEHİTLERİ ANIYORUZ …!
sivas-yakanlarida-aklayanlaridayakalanarida

2 TEMMUZ SİVAS KATLİAMINI BİRKEZ DAHA LANETLİYOR VEKARANLIĞA MEŞALE OLAN ŞEHİTLERİ ANIYORUZ …!

Bilindiği üzere Sivas’ta faşist dinci gericilerin “şeriat isteriz” şiarlarıyla başlatıp, 33 ilerici-devrimci-demokrat aydın ve sanatçının yakılarak katledilmesine varan 2 Temmuz Sivas katliamının 24. yıldönümü. Bundan tam  24 yıl önce 2 Temmuz 1993’te Sivas da Pir Sultan Abdal etkinliklerini bahane ederek, ” din elden gidiyor ” demagojisiyle faşist şeriatçı güçler, günler öncesinden hazırladıkları ve devletin çanak tutup seyirci kaldığı insanların Madımak Otelin de diri diri yakıldığı katliamı gerçekleştirdiler. Bu faşist katliam, Türkiye ve Kürdistan’da sürmekte olan toplumsal ve ulusal özgürlük mücadelesine karşı faşist dinci gerici bir kitle hareketi örneği ve tehlikeli bir komplonun işaretiydi.

Biliyoruz ki Halkların tarihi nice kanlı katliamlarla doludur. Kuşku yok ki, bu en acı katliamlara tanıklık eden coğrafyanın başında Türkiye gelmektedir. Dünden bugüne halklar onlarca faşist- gerici katliamlara tanıklık etti. Ermeni, Rum, Ezidi, Kürt ve  Alevi katliamları bir birine ardına gerçekleşti. Tarih 2 Temmuz 1993 Yer Sivas. Faşist ve şeriatçı cellatlar yine işbaşındaydı, Koçgiri de, Dersim de, 6-7 Eylül 1955’de, 1 Mayıs 1977, Maraş, Sivas, Çorum, Ankara-Balgat, İzmir-İnciraltı, Ulucanlar, Gazi Mahallesi, Roboski, Soma vb. gibi tanık olduğumuz devrimci-sosyalist ve Alevi emekçilere karşı uygulanan ve devletin çanak tutup destek olduğu faşist katliama bir yenisi daha ekleniyordu. Madımak otelinde simsiyah bir duman yükseliyordu her yana kitle katliamların en vahşisi 2 Temmuz 93’te Sivas’ta yeniden sahneye konuyordu. Günler öncesinden propaganda yapılarak hazırlıkları yapılan faşist katliam 2 Temmuz Cuma günü camilerde toplanan dinci faşist gruplar bir araya gelerek kentin çeşitli yerlerinde slogan atarak gösteri yaptıktan sonra, Pir Sultan Abdal etkinlikleri için Sivas’ta bulunan sanatçıların ve yazarların kaldığı Madımak oteli ve Alevilerin, demokratların ev ve işyerlerini tahrip ederek katliama giriştiler. Devletin güvenlik güçlerinin, gösterilerin başladığı ilk andan katliamını gerçekleştirildiği ana kadar 8 saat içinde müdahale etmediği bu saldırılarda 33 kişi katledildi, yaklaşık 150 kişi de yaralandı. Alevi halka, demokratlara ait çok sayıda ev ve işyeri tahrip edildi.

2 Temmuz 1993 yılında Sivas’ta bir an soluksuz kalıyor gökyüzü ve güneş. Soluksuz kalıyor onlarca insan, karanlığın orta yerinde. 33 can, 33 sanatçı-aydın-emekçi insan meşale olup bir bir saplandılar karanlığın bağrına. Süzerek direnci ateşten, göğe savurdular. Türkü oldular, şiir oldular, semah oldular. Soluklandı güneş, soluklandı gök, soluklandı insan. Ki; karanlığa meşale olanlar küllerinden yeniden doğarlar !

Onun içindir ki Sivas faşist şeriatçı katliam unutulmadı ve unutturulmayacaktır.

Evet tam 24 yıl önce emeğin ve kardeşliğin sesi, sözü ve sazı olan onlarca devrimci, demokrat ve ilerici aydın ve sanatçı Sivas’taydılar. Hep bir ağızdan türküler söyleyip yarin yanağından gayrı her yerde, her şeyi paylaşmak için yüreklerini yan yana getirdiler. Emekten yana özgür bir dünyanın düşünü Sivas’a taşıdılar.

Elbette özgürlüğün, paylaşımın ve kardeşliğin düşmanı, faşist gerici şeriatçı güçler çürümüşlüğü, geleceksizliği temsil edenler boş durmuyordu. Günlerce, haftalarca öncesinden hazırlanmış kanlı bir katliam için hummalı bir hazırlık içerisindeydiler. Yapmak istedikleri şey emekçileri ve onların yanında yer alan tüm devrimci demokrat ve ilerici sesleri susturmak ve karanlığa mahkum etmekti. Tıpkı Maraş’ta, Çorum’da olduğu gibi…

O gün Sivas’ta yaşanan faşist katliamları tüm dünya tanıklık etti. Faşist diktatörlük sömürü düzenlerini korumak ve süreklileştirmek için yeni bir vahşetin, yeni bir katliamın daha altına imza attılar. İlk defa bir katliamı canlı yayın üzerinden kitlelere izlettiler.

Herşey gün gibi ortada duruyorken, olayı bir Alevi-Sünni çatışmasıymış gibi çarpıtarak katledilen insanları suçlu çıkarmaya çalıştılar. Provokasyon dediler, tahrik dediler ve kendilerini aklamaya çalıştılar. Olayı bir avuç tetikçi ayak takımının üzerine yıkmaya uğraştılar.

HAYIR; O gün devlete rağmen değil bizzat devletin gözetiminde bir katliam yaşandı. Günlerce öncesinden başlayan hazırlık aşamasından katliamın yaşandığı ana kadar devlet polisiyle, askeriyle, valisiyle, resmi ve sivil güçleriyle oradaydı. Katliam sonrası yılları geride bırakan süreçte vahşetin arkasında katliamcı faşist devletin olduğunu tüm yalınlığı ile gördük. Birbiri ardına yapılan açıklamalar, göstermelik yargılamalarla tetikçiler desteklendi korundu.

24 yıl değil 100 yıl geçse de Sivas katliamı unutulmayacaktır. Katiller elini kolunu sallayarak gezdikçe bu acılar asla dinmez. Şeriatçı katilleri savunanlar AKP’de milletvekili ve görevli oldular. Faşist şeriatçı katilleri yakalamak bir yana Roboski de olduğu gibi yeni katliamların sorumlusu oldular. Hatırlanacağı üzere, Sivas katliamının sanıklarından Cafer Erçakmak karakola 300 metre uzaklıkta evinde öldükten sonra bulundu. Çünkü devlet katilleri koruyordu. Şimdi aynı devlet Ali İsmail Korkmaz’ın, Ethem Sarısülük’ün katillerini koruyor. Başbakan katilleri kahraman ilan etti,” haykırışları eşliğinde aradan yıllar geçmiş olsa da Sivas Katliamı yangının külleri hala orta yerdedir ! Katliamın failleri hiçbir biçimde cezalandırılmazken; “Zaman Aşımı” denilerek dava kapatıldı, firari sanıklar da cezalandırılmaktan kurtuldu.

Politik hayatına katliamcıların avukatlığıyla başlayanlar artık AKP vasıtasıyla iktidardaydı. Katillerin serbest bırakılması dönemin başbakanı Erdoğan tarafından “hayırlı olsun” denilerek kutlandı. Sivas Katliamı’yla başlayan süreç bütün hızıyla devam etti. Yavuz Sultan Selim’in köprü ismi olması, sokağa dökülmekle tehdit edilen yüzde elliler, Gezi Parkı’nda, 6-8 Ekim, Diyarbakır da, Suruçta, Ankara da, Atatürk  Hava Limanında, Sur da, Cizre de, Yüksekova da, Hakkari de peş peşe yaşanan vahşi katliamlarda ve bütün Türkiye’de halka yönelik faşist saldırılar hep bu zihniyetin ürünü olarak sürüp geldi. Kısacası Sivas’ta harlanan ateş tütmeye günümüzde de devam etmektedir

Artık yeter; evet bunca acı ve vahşet yetmedi mi? Daha kaç insanımızın gözlerimizin önünde diri diri yakılmasını seyredeceğiz? Oysa ki tüm bu olanları engelleyecek ve katliamların hesabını soracak tek güç işçiler ve emekçilerin örgütlü güçleridir. Faşist katliamların hesabını sormak ve tüm demokrasi ve özgürlük sorunlarımızı kalıcı bir şekilde çözebilmek için yan yana gelmeli ve örgütlenmeliyiz. Bu en başta yitirdiğimiz 35 sanatçı, aydın ve emekçinin karşısında bir sorumluluktur. İnsan olmanın bir gereğidir. Sadece anma günlerinde değil her gün saflarımızı sıklaştırmalı ve bu zorba burjuva kapitalist sistemi tarihten silmek için mücadele etmeliyiz.

İşte bu açıdan günümüz Pir Sultanlarına çok büyük sorumluluklar düşmektedir. Gezi direnişinin devrimci ruhunu, Adalet yürüyüşünün canlılığını yeni katliamcıların başı AKP ve yandaşları şeriatçılara karşı mücadeleyi geliştirip ileriye taşımada basamak yaparak  ve 2 Temmuz’da göğe kuş olup kanatlanan şehitleri güçlü bir şekilde selamlamak için karanlığa meşale olup mücadele alanlarında yerimizi alıp hesap sorma  bilincini taze tutmalıyız.

2 Temmuz Faşist Şeriatçı  Sivas Katliamını Unutmadık Unutturmayacağız..!

Sivasın Işığı Sönmeyecek..!

Faşist  Katliamların Hesabı Mutlaka Sorulacaktır.!

Faşizmi Devrimle Ezeceğiz..!

Yaşasın Halkların Eşitliği Özgürlüğü ve Kardeşliği..!

Yaşasın Devrim ve Sosyalizm Mücadelemiz.

 

30.Haziran-2017

 Halkın Birliği

HALKIN BİRLİĞİ

stalin-cocukalris

BABALAR ile OĞULLAR ve DEVRİMCİ AHLAK..!

Staline ve sosyalizme her fırsattan saldıranlara ve burjuvazinin kuytularında salon sosyalistliği yapanlara en iyi yanıtı …