‘1961 yazı ortalarında Küba’nın resmini yapabilir misin?’

Gabriel Garcia Marquez’in deyişiyle “Bizim Fidel” 90 yıllık bir yaşamı geride bırakarak efsanevi insanlar arasına katıldı. Dünyanın dört bir tarafında adıyla hitap edilen ve “bizim” denilerek sahiplenilen çok az insan gördük. Bunun üzerinde durmakta fayda var, çünkü Sovyetler Birliği’nin 90’lı yıllarda çözülmesiyle birlikte, Küba’nın ayakta kalabilmesinin nedenlerinden biri, hatta en önemlisi bu sihirli sözcüktür.

Emperyalist-kapitalist sistemin 19. Yüzyılın sonlarından başlayarak, bütün dünyayı sadece ve sadece kendi siyasi-ekonomik çıkarlarına uygun hale getirme çabası, 100 yıllık bir savaşlar, yıkımlar, açlıklar-yoksulluklar ve tabii ki ölümlerle anılan bur süreç oldu. Ve bu sürecin sonunda Sovyetler Birliği’nin de dağılmasıyla birlikte, Francis Fukuyama “Tarihin Sonu”nu ilan etti. Liberal-özgürlükçü bir toplumun kurulduğu iddiasına dayanan bu tez, emperyalist-kapitalist sisteme karşı mücadelenin de anlamsızlaştığı iddiasını içeriyordu.

1990 Temmuz’unda henüz Saddam Kuveyt’e saldırmadan birkaç gün önce Bizim Fidel, “(…)iki bloklu dünyada, her iki süper gücün gerek blok içi çatlamalara yol açmasınlar, gerekse karşı bloktan birilerine bulaşıp da ‘soğuk’ savaşı sıcağa dönüştürmesinler diye bugüne kadar belirli bir kontrol ve disiplin altında tuttuğu yerel diktatörler, meydanın artık kendilerine kaldığını düşünüp kendi bölgesel imparatorluklarını kurma sevdası kapılarak yeryüzünün her bir noktasını kan gölüne çevirecekler” diyordu, tam da tarihin sonunun ilan edildiği günlerde. O günden bugüne neler olduğunu ve olmaya devam ettiğini hep birlikte yaşıyoruz. Üstelik, bu görüntünün giderek daha çok çatışma ve savaşa neden olacağı da öngörülebilir.

“Bizim Fidel” bunları söylerken emperyalist-kapitalist sistemin lider ülkesi olan Amerika Birleşik Devletleri, hepimizin ülkesi Küba’ya karşı elindeki bütün araçları kullanarak savaşıyordu. BBC’nin “Bizim Fidel’in ölümüyle ilgili haberindeki “His supporters said he had given Cuba back to the people. Critics saw him as a dictator” ifadesi, ABD, İngiltere ya da Almanya gibi emperyalist merkezlerin tıpkı başka sosyalist liderlere yakıştırdığı gibi “diktatör” suçlamasının devam ettiğini gösteriyor. ABD, İngiltere ya da Almanya başkan ya da başbakanlarının demokrasiyi, “Bizim Fidel’in diktatörlüğü temsil ettiği yanılsamasını, çarpıtmasını bütün dünya halklarını ikna etmek için yapmadıkları kalmadı. Ama, ülkesini halkına verdiği, başka bir deyişle, kendi halkını ülkesinin efendisi yaptığı gerçeğinin üzerine küçücük bir gölge bile düşmesini sağlayamadılar. Çünkü Fidel “Bizim Fidel”di.

“Bizim Fidel”i kendi politikalarını ürünü olan Hitler’le karşılaştırma ve hatta eşleştirme çabaları işe yaramadı. Küba’yı kendi ülkesi olarak görenler, Fidel Castro’yu “Bizim Fidel” olarak görenlerin sayısı arttı.

Nazım Hikmet’in 1961’de yazdığı “Havana Röportajı” başlıklı şiirinde Küba’nın aslında bütün insanlığı temsil ettiğini söylediğinde, Küba’nın bütün baskılara, oyunlara, kışkırtmalara rağmen niçin yıkılamadığının da bir anlamda “reçetesini” sunmuştu.

“(…)

Fidel de içlerinde 82’nin 12’si sağ kalmıştı

Fidel de içlerinde 12 kişiydiler 56’nın kasımında

Fidel de içlerinde 150 kişiydiler aralığında 56’nın

Fidel de içlerinde 500 kişiydiler şubatında 57’nin

Fidel de içlerinde 1000 oldular 5000 oldular

Fidel de içlerinde

Fidel de içlerinde bir milyon yüz milyon bütün insanlık oldular

(…)”

Nazım Hikmet’in sorduğu “Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?” sorusuna kendi verdiği yanıt da “1961 yazı ortalarında Küba’nın resmini yapabilir misin”dir. Ve devam eder Nazım:

“(…)

sen el resimleri yaparsın Abidin bizim ırgatların demircilerin ellerini

Kübalı balıkçı Nikolas’ın da elini yap karakalem

kooperatiften aldığı pırıl pırıl evini okşamaya kavuşan ve okşamayı

bir daha yitirmeyecek Kübalı balıkçı Nikolas’ın elini

kocaman bir el

deniz kaplumbağası bir el

ferah bir duvarı okşayabildiğine inanamayan bir el

artık bütün sevinçlere inanan bir el

güneşli denizli kutsal bir ev

Fidel’in sözleri gibi bereketli topraklarda şekerkamışı hızıyla fışkırıp yeşerip ballanan umutların eli

1961’de Küba’da çok renkli çok serin ağaçlar gibi evler ve çok rahat evler gibi ağaçlar diken ellerden biri

çelik dökmeye hazırlanan ellerden biri

mitralyözü türküleştiren türküleri mitralyözleştiren el

yalansız hürriyetin eli

Fidel’in sıktığı el

ömrünün ilk kurşunkalemiyle ömrünün ilk kağıdına hürriyet sözcüğünü yazan el

hürriyet sözcüğünü söylerken sulanıyor ağızları Kübalıların balkutusu bir karpuzu kesiyorlarmış gibi

ve gözleri parlıyor erkeklerinin

ve kızlarının içi eziliyor içi dokununca dudakları hürriyet sözcüğüne ve koca kişileri en tatlı anılarını çekip kuyudan yudum yudum içiyor

mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin

hürriyet sözcüğünün ama yalansızının

(…)”

Bütün dünyanın eşitlik isteyen, özgürlük isteyen insanlarının bir gözünün hep Küba’da olmasıyla, karşı propagandalardan etkilenenlerin bile “neler oluyor Küba’da” diyerek merak etmesiyle; Fidel Castro’nun “Bizim Fidel” olması ve, Küba’nın yıllardır direnmesi arasında doğrudan bir bağlantı var. İnsanlık, özlemini duyduğu savaşsız, sömürüsüz, eşitlik ve özgürlüğün egemen olduğu bir dünya kurana kadar, bunun mümkün olabileceğinin örneğini sunan Küba’ya kendi ürünü olarak bakmayı sürdürecek. Küba insanlık tarihinin, insanların kendi emeklerinin ürünüdür ve dünyanın bütün ezilenleri, “efendilerine” karşı mücadele ederken oraya gözü gibi bakmaktan vazgeçmeyecek.

Küba yenilmediyse, Fidel “Bizim Fidel”, Küba “Bizim Küba” olduğu için yenilmedi…

Nurettin Öztatar