18 Mayıs Direnişi ve Geçmişi Bilimsel Sosyalizmin Penceresinde Değerlendirme: UNUTMAYALIM Kİ GEÇMİŞİ OLMAYANIN GELECEĞİ OLAMAZ:SAHTE KAYPAKKAYA SAVUNUCULUĞU ESP VE MLKP’nin YENİ YETME MÜKEMMLİYETÇİLİK ARKASINDAKİ İNKARCILIĞINI GİZLEYEMİYOR..!
1 Mayıs İşknkecede komünist önder İbrahim Kaypakkataının işkencede kurşuna dizlerek katledilidği gündür. Daha şimdide Kaypayapakkaya yoldaşın adı dışında hiç bir ideolojik politik görüşünü savunmayan yada hata ve yetmezliklerine çakılıp kalmış olan inakrcı ve doğmatik akımlar İbrahim Kaypakkaya yoldaş ve m örgütü TKP-ML hareketi üzerien bolca güzellemeler yapıyorlar. Aslında sosyalist devrimi savunan MKPden daha düne kadar köylü toprak devriminde ısrar eden Ögü Gelceke, İbrahim Kypakakyanın PDAdan farklı bir ideolojik-politik duurşu yok diye MLKPden TKİP-EMEPe, Hala 1972’de donup kalmış olan Yeni Demokrasi gazete çevresine kadar uznan inkarcı ve doğmatik ikiz kardeşler oportünistler aynı kulvarda Kaypakkayaının adının sömürüsü üzerinde buluşmada beis görmüyorar. Bu akımalr bir yerde yazıp çizdikleri ve Kaypakaya yoldaşta olmayan şeyleri ona atfettikleri ç,rknlikleri unutuarak unutarak Kaypakkaya yoldaşı ve örgütü TKP-ML Hareketi hakkında bol tarih çarpıtıcılığı yapıyorlar Biz bu yazımızda çok bir dönem içinde yer aldıkları TKP-ML Hareketi ve İbraj him Kaypakkaya yoldaşa MLKP kuruluşunun ardında naısl bir düşmanlık göttüklerine tanıklık ediyoruz.Kaypakkaya yoldaşı sınıfrtan kopuk olmakla ve küçük burjuva kır emekçileri arasında çalışma yapmakla suçlayan yeni yetme inkarçı MLKP önderliğinin,kendileirnin açıktan sınıf çalışmasını 50.yıllık mücadelenin ardında geminin bordosunda denize atarak PKK ve DHKP-C çizgisne rucü etmeleri ortada dururken, Kaypakkaya yoldaşı ve TKP-ML Hareketini küçük burjuva devrimcilikle suçlayarak, M-L’e cepheden savaş açıpLeninist parti öğretisini zamanı geçmiş diyerek bir yana iten nasıl bir aymaz inkarcılık çizginde hareket ettiğini gösteiir.Nitekim MLKP önderliği yeni ayrışmalara olabilir ve uluslararası komünist hareketin ve Sosyalist Sovyetler Birliği deneyimine yönelik eleştirlerin tek ülkede sosyalizmin inşasının olanaksız olduğu yönlü Troşkist görüşlere yön dönülmesi ve Stalin yoldaşın usta olduğu ve Leninin öğrencisi olduğunu gerçekliğini reddeden tartışmalar örgüt iradesinin sağlam olmadığını gösteriir.Buradan olarak gerek MLKP gerekse de Atılım ve ESP hattında politika yapan öncü kesimlerin hem Kaypakkaya ve hem de TKP-ML Hareketinin adını anmaktan özenle çekindikleri bir sır değildir. Çünkü Kaypakkaya’nın görüşlerinin çok gerisinde, yamalı bohça hattında durduklarından ve 53.yıl sonrasında sınıftan kopuk, öncü savaşçı çizgiye kapaklanıp ve Kürt milliyetçiliğine payanda olduktan sonrası elbette Kaypakkaya’nın enternasyonalist hattında, Kemalizm ile ipleri tümden koparıp yeni bir hat yaratmış ve Kaypakkaya yoldaşı ve önderlik ederek kurduğu TKP-ML Hareketinden rahatsız olacaklardı. Çünkü onlar gerçeklerin dilendirilmesinden korkuyorlardı. Kaypakkaya ve TKP-ML hareketinin doğuşu ve gelişimine dair örgüt için tartışmanın ve hatta anmanın bile dile getirilmesinin yasaklanması, ESP ve Atılım öncülerinin kendi bakış açısı sorunundaki revizyonist inkarcı görüşlerine olan güvensizlik ile bağlıydı. Yapılacak bir tartışmanın onları ya dünya komünist hareketini tümden reddetmeye varan bir inkarcılığa götürecek yada Kaypakkaya ve öncüsü olduğu TKP-ML Hareketinin M.Suphiden sonra Türkiye Kuzey Kürdistan da kurulan ilk komünist örgüt olduğunun teslim etmeye götürecekti. Haliyle, Atılım ve ESP öncüleri geçmişe dair söyleyecek pek birşeyleri olmadığından dolayı- dün Kaypakkaya’yı “ kitle çizgisinde maceracı öncü savaşı savunuyor, küçük burjuva emekçileri arasında mücadeleyi esas alıyor, partinin köylü kitleleri içinde oluşturulacağını öne sürüyor, dahası M-L ile Maoculuğu aynı kulvarda buluşturuyor ve bunun programda eklektizmdir ve eklektizm oportünizmdir” diyerek Kaypakkaya ve kurucusu olduğu TKP-ML hareketini küçük burjuva ilan edenler, birde dönüp 50. yıl sonrasında nerden nereye savrulduklarına bakmaları gerekmez mi? Kitle çizgisinde sol maceracı öcü savaşçı bir hatta savrularak açıktan öncü savaşçı bir hatta savrulan, proletaryaya yerine ezilenlerin bulamaç görüşün örgütte çoğunluk sağlaması için mücadele yürütmelerine “bölünme, parçalanma “ korkusuyla izin vermediler. Madem geçmiş bakış açısı ilkesel bir görüş ayrılığına tekabül etmiyordu, neden geçmişi küçük burjuva görenler “bizim için dün önemli değil bugün önemlidir diyerek” savundukları görüşlerden vazgeçmediler, neden geçmiş tartışmasını örgüt içinde yasakladılar. Neden 1995 yılında TKP-ML YİÖ ile göstermelik birlik görüşmesinde geçmişin tartışmasını gündeme bile almadı ve tartışma yazıları örgüt içinde dağıtılmadı?Çünkü bu yaklaşımın temelleri eskilere dayanmaktadır.1986 ve 90-91 yılları birlik tartışmalarına dayanmaktadır. Hatırlanacağı üzere 3élü yürütülen birlik görüşmelerinde geçmişe dair görüş ayrılıkları birlik görüşmelerinin dağılmasına neden olmuştu. TKİH’liler, birlik kongre yada Konferansında çoğunluğu sağlamayı garanti altına almadan, birlik için yeniden masaya dönmeyeceklerini açıktan belirtmişler ve 1972-1979 dönemini ve İbrahim Kaypakkaya yoldaşı küçük burjuva devrimcisi olarak ilan ederek “tartışacak bir şey yoktur “işi yokuşa sürmüşlerdi.Hareket saflarında geçmişe oportünist inkarcı bir çizgide yaklaşan ve Kaypakkaya yoldaşın önderliğinde komünist muhalefetin PDA’da devrimci kopuşunu, İ.M.Şeref ve S.Battal Bayraktar, Garbis Altınoğlu, Azad Şıwan vb. gibileri önemsiz görüp, göstererek, kendilerine oportünizmi, başkalarına M-L uygulamaktan geri durmayarak, PDA-TKP-ML Hareketi ayrışmasını sıradan ve basit bir ayrışma olarak görerek-göstererek, PDA ile TKP-ML hareketi ayrılığını “Maocu temelin dışına çıkmayan “, aslında “özde aynı kalan” gereksiz bir ayrılık olarak göstermek istemekteydiler .Cehennemin Taşlarıda İyi Niyetle Döşenmiştir Haliyle TDKP’den aşılırmış inkarcı görüşleri yeniymiş gibi öne süren ESP, ve Atılım yeni yetme tasfiyeci inkarcıların bugün ne dedikleri dünden kopuk değildir ve MLKP saflarında yada Atılım çevresinde hala geçmişe dair olumlu birşeyler yazılıp-çizileceği beklentisi içinde olanların varlığı ise, aynayı kendi gerçeklerine tutmada sorunlu ve cehenneme giden taşlarında iyi niyetle döşeli olduğunu derinden kavramamayla bağlı bir durumdur.Örneğin uzun yıllar devrimci mücadele içinde olmuş ve yaşamının ezici çoğunluğu devrim ve sosyalizm savaşımının gelişip güçlenmesine adamış, defalarca işkencelere düşmüş ve her defasında işkencecileri ininde yenmiş, Kaypakkaya yoldaşın ser verip sır vermeme direnişini ileriye taşımış, zindanlarda dik duruşunu sürdürmüş ve tahliye olduğunda tereddüt duymadan devrimci mücadelenin görevlerini omuzlamış, birlik sürecine katılmış ama sorunlara ve gelişmelere eleştirel bir pencerede bakması nedeniyle tasfiyeye maruz kalmış olan C.Meral’in, 18 Mayıs vesilesiyle Atılım gazetesine dair kendi fecbook sayfasındaki şu serzenişi Atılım çevresinin nasıl bir dünü ret ve inkar etme çizgisinde durduğunu hayal kırıklığı yaşadığını şu satırlarda okuyoruz:“Bu inkarcılıkla nereye… 20 Mayıs tarihli Atılım gazetesine göz attığınızda doğal olarak İbrahim Kaypakkaya hakkında neler söylendiği merak edilir. Öyle ya bir döneme damgasını vuran bir önder var ve hakkında bir şeyler söylemeyi hak eder. Ama ne var ki iç sayfalarda haber nitelikli birkaç cümleden öteye gitmeyen. Başka bir şey yok.Yazık. Siyaseten de yazık. İnkarcılık bu noktaya kadar gelmişse bu oldukça vahim bir durumdur.Bu kadarı da fazla artık.C.MeralElbette bu konuda geçmişin toptan inkar edilip unutturulmaya çalışmasında yalnızca C.Meral yok. Aynı zamanda “hızlı birlikçilerden” birisi olan ve bir dönemler ESP’nin yönetimine yer alan Ö.Karşıyakalı da bu aynı. Atılım çevresine ilişkin vefasızlık ve inkarcılık serzenişini görüyoruz. “ Ö.Karşıyakalı da geçmişi ve Kaypakkaya’nın önderliğinden kurulan TKP-ML Hareketini M.Suphilerden sonra ikinci kez komünist hareketi ayakları üzerine diken komünist önder olarak görüp savunuyordu. Ö.Karşıyakalı da 20. yıl sonrasında birden , ESP-Atılım çevresinin geçmişe vefasız davrandığı sonucuna vararak serzenişlerde bulunuyor. Ö.Karşıyakalı, ESP’nin MYK’sında yer almış ve uzun süre yürütmüş olduğu mücadelenin ardında ESP ve Atılım çevresiyle köprüler atmış yani çok büyük övgüler dizdiği “birlik devriminin” gemisini terk etmiştir. Ö.Karşıyakalının serzenişlerine bakmakta yarar var: “ Gelenekten geleceğe yürüyüşte hesapsız kitapsız yerini alan ve ikircimsiz ipi göğüsleyen, tarihimize iz bırakan, yaratılan değerlere kanı canıyla imza atan Ali Aktaş’a karşı bugüne kadar hakkıyla yerine getirilmeyen bir vefasızlığa daha neşter vurup gelenekten geleceğe, yeni kuşaklara taşıyan yazarını kutlarken Ali’yi de bir kez daha saygıyla selamlıyorum. Kitabı elime aldığımda çok duygulandım, okuyunca da bugüne kadar değerlerimize karşı bunca vefasızlığın, adeta bir geleneğin üstünü çizer gibi yaklaşımın, bellek yitimine bırakır gibi bir davranışın acı ama gerçeğine sitemle Rosa’nın mezar taşında yazılan “ölülerimiz bizi uyarıyor ” sözü geldi aklıma, hüzünlendim. Çünkü Ali hak ettiği kadar sahiplenmede çok eksik kalındı. Eksik kaldıklarımızdan sadece biridir Ali. Ali Aktaş’ın kitabında adını koyamadığım bir eksiklik hissettim. Bir o günler geçti gözlerimin önünden, yaptıklarımız yapamadıklarımız, eksikliklerini, eksilenlerimiz… Rüzgarın savurduğu bulutlar gibi kafamın içinden gelip geçti. Hareketin en güçlü olduğu 5 kentten biri olan İskenderun ve bugünkü hali geçti gözlerimin önünden. İskenderun deyince Hareketle anılan bu kentte yeller esiyor şimdi. Kadrosal olarak yerelleşmeyi başaramayan bir çizgi, kadro yatağını kurutan bir pratik ve daha bilmem nesi…”(Ö.Karşıyakalı ) Yine H.Y Toy’un baskıya hazırladığı TKP-ML Hareketin Antepte işçi çalışmasının önder kadrolarında olan Muharrem ustanın “Yüküm Devrimdi” adlı kitabını Ceylan yayınlarının sırf ESP ve Atılım çevresini Kaypakkaya yoldaş ve kitle çalışmalarına dair eleştirdiği gerekçesi basmamasına dair şunları okuyoruz.”“Kitap (Yüküm Devrim, Muharrem usta), 12 Eylül, gözaltı, yaşanan işkence, direnmenin gücü, tutuklanma, hapishane ve dayanışmanın, yaraları sarmanın, Vefanın vefasızlığın, tüm bunlarla birlikte hayatı sorgulamanın günlüğü gibidir aynı zamanda. Antep’te devrimci mücadelenin hafızası gibidir Muharrem Usta’nın anıları. Okudukça belleğiniz tazelenir, yenilenip güçlenir.Göletlerin, derelerin, çayların susuzluğu toprağa sinen yağmurların damlalarında. Yüreğin susuzluğu sevginin dağarcığı olan hayatta. Toprağın hasreti su, yüreğin hasreti sevgi. Vefası kadir kıymet bilmekte her zerresinin. Bilinmeli ki, susuzluk önce bin bir renkli çiçekleri soldurur, bağı bostanı, çayır çimeni kurutur sonra toprağı çürütür. Vefasızlık insanda kendi değerlerinde yabancılaşma, yozlaşma yaratır, insanı çürütür. Siyasal hareketlerde vefasızlık ise kendi değerlerinden uzaklaşma, maneviyatında yozlaşma, tarihinde inkar ve ret ile siyasal çizgisinde sağa sola sapma yaratarak çürütür. Vefa emektir, emeğin maneviyatta biriktirdiği erdemdir. Vefasızlık emeğe saygısızlık, emeğin görünmezliğinde derinleşen olmaktır. Bu kitap, şair ve yazar Nevin Koçoğlu’nun dediği gibi “ Vefanın bir kitabı” olarak Muharrem Usta’nın vefasına armağandır. “(H.Toy )Aslında Ö.Karşıyakalı bir dönemler inkarcılığa ve tasfiyeciliğe omuz verenlerden biriydi. Ama süreç içinde Ö.Karşıyakalı da adeta hayal kırıklığına uğratıp ESP’ye kopuşa götüren mükemmeliyetçilik görüntüsü altında inkârcılığı derinleştiren İ.Çiçek ve taifesinin inkârcılığı ve tartışmayı yasaklayan tutumları, ESP- Atılım çevresinde oportünist orta yolculukta sallananları bile açıktan eleştiri yapmaya itmiştir. Nitekim herşeyi kendilerine başlatan bu yeni yetme inkarcı kesim, sıkı bir İbocu olan ve ESP-Atılım çevresini eleştiren Muharrem Ustanın kitabını basmaya bile tahammül edemememişlerdir. Atılım çevresi ise Kaypakkaya yoldaşın adını duyduklarında adeta boğanın kırmızıyı görmesi gibi saldırgan tutum içine girerek TKİH’in inkarcı hattını derinleştirerek, Kaypakkaya’nın adını unutturmaya çalışan tasfiyeci konumunda dönüp durmaktadırlar. Yıllarca devrimci mücadeleye omuz vermiş ve Hareketin değerlerini her yerde bayraklaştırmış Muharrem Ustanın İboculuğu savunmasına bile tahammül gösteremeyen Atılım çevresinin zihniyetinde “dünde bizimdi bugünde bizimdi “ sözlerinin palavradan öte fazla bir anlam ifade etmediği görülmelidir. Bir yandan faşizm Kaypakkaya yoldaşın düşüncelerinin emekçi kitleler içinde yayılmasını yasaklar ve cezalarla engellemeye çalışırken, öte yandan ESP, Atılım vb. gibi yeni yetme inkarcı çevrelerde, Kaypakkaya yoldaşın düşüncelerinin devrimci saflarda yayılmasını, unutturmaya, görmezden gelmeye vb. çalışarak, engellemeye çalışıyor.Eğer durum böyle olmasaydı, Ceylan yayınlarının Muharrem Ustanın “Yüküm Devrimdi” kitabını basmama gibi bir tutum içine girmeleri beklenmezdi. Aslında ESP, Atılım çevresinin Kaypakkaya ve kurucusu olduğu TKP-ML Hareketini yok saymaya çalışmaları bir başka cephede, devrimci hareketin tarihinin ve gerçeklerin yeni kuşaklar tarafından öğrenilmesinden rahatsızlık duyması ile bağlı olsa gerek. Muharrem Usta’nın anı-mücadele romanını yayınlamayarak, rahatsızlıklarını ortaya koydukları görülüyor. ESP ve Atılım çevresinin Kaypakkaya ve onun kurucusu olduğu örgütü TKP-ML Hareketine hiçbir biçimde olumlu bir bakış açısına sahip, doğru bir tarih değerlendirmeye sahip olmadıkları bilinen bir olgudur. Kaypakkaya yoldaşı göstermelik olarak anma ve birkaç satır iş olsun torba dolsun babında birşeyler karalanan haberlerde özellikle TKP-ML hareketinin isminin kullanılmamaması bilinçli bir tutum olsa gerek. TKP-ML Hareketi geleneği, bugüne kadar Kaypakkaya’ya ve geçmişin değerlendirmeleri söz konusu olduğunda hep TKP-ML Hareketi-ki örgütün kuruluşunda itibaren parti olduğunu iddia edenler ile temel ayrım çizgisi olduğunu unutmayalım- Aslında sorunun özünü ESP, Atılım çevresinin geçmişe bakışta revizyonist inkarcı bir çizgide durmasıyla bağlıdır. Gerek C.Meral , Gerek Ö.Karşıyakalı, gerekse H.Ozan ve gerekse de geçmişe pervasız bir saldırı içinde olan ve inkarcılığın başını çeken Garbis Altınoğlu olsun, ESP ve Atılım çevresinin İbrahim Kaypakkaya ve TKP-ML Hareketinin olumlu değerlerinin basında yeterince işlenmediği ve bu konuda gerekli duyarlılık ve özen gösterilmediği yönüyle eleştirilerde bulunmuşlardır. Biliyoruz ki başka insanlarda bu konuda ESP, Atılım yöneticilerini eleştirmekte. Ama bu ve diğer birçok sorunda Atılım çevresinin savrularak oportünizme kapaklanmış görüşlerine karşı, anlama kavrama ve bilince çıkarma başarısı içinde olamadıklarını ve iyi niyetli oportünizmden bir türlü kurtulamadıklarını gösteriyor. Bir yerde ESP, Atılım çevresinin oportünist ve inkarcı tarih yazımında pervasız davranması ve geçmiş tartışmalarda dillendirdikleri görüşlerini hatırlamak, Atılım çevresinin Kaypakkaya düşmanlığını bilince çıkarmak bakımından önemlidir.Konuya dair İşçinin Yolu çevresi ne diyordu. Çünkü onlara gelecekte-TKP-ML Hareketi kadroları kastederek- Maocu İ.Kaypakkaya’yı Türkiye komünist hareketinin, “ M-L kurucu önderi “ ilan etme ve Maoculuk dönemini M-L sayma üzerine grup psikolojisini muhafaza etme özgürlüğünü tanımak istemiyoruz.”( Seçenek.sayı-6.sy.98) Yine Proleter Doğrultuda 1996 yılında Garbis Altınoğlu tarafından kaleme alınmış olan ve Proleter doğrultunun 8 sayısında yayınlanmış olan “71 devrimci çıkış ve Leninist parti “ başlıklı yazıda şunları okuyoruz: “Ekim Devrimi’nin yolunun, yani proletaryayı temel alan bir siyasal-örgütsel stratejinin ve taktiğe ilişkin Leninist-Stalinist bakış açısının, “bizim gibi ülkelerde” (yani geri ve bağımlı ülkelerde) geçerli olmadığı yolundaki önyargının damgasını bastığı THKO, THKP-C ve TKP(ML), bu anlayışlarının doğal ve kaçınılmaz bir sonucu olarak anti-Leninist bir parti anlayışında konaklıyorlardı. Diğer bir dizi konuda aralarında var olan önemli ideolojik-siyasal farklılıklara karşın, bu örgütlerin hepsini de ” 1971 devrimciliği” diye nitelendirebileceğimiz ortak bir çizgide birleştiren faktörlerin en önemlilerinden biri, işte buydu. Proletaryanın önderliğini, esas olarak yalnızca lafta benimsemiş, proletaryanın yerine teoride köylülüğü ve pratikte köylü yığınlarından da kopuk olan devrimci öncüyü koymuş olan 1971 devrimci hareketi, o günün koşullarında görece kısa bir süre içinde 12 Mart askeri-faşist rejimine karşı giriştiği savaşta siyasal ve örgütsel olarak yenilmiş ve çökertilmişti.Bilindiği gibi, 1971 devrimciliğinin her üç bileşeni de -THKO, THKP-C, TKP-ML Hareketi-işçi sınıfını temel alan bir siyasal-örgütsel stratejiye karşı çıkmakla kalmıyor, işçilerin ve diğer emekçilerin kendi öz-deneyimleri üzerinden eğitilmelerini ve proletaryanın güncel taktiğinin, yani savaşım ve örgütlenme biçimlerinin, kitle hareketinin gerçek durumundan yola çıkılarak saptanmasını öngören Leninist kitle çizgisi anlayışını revizyonizmle özdeşleştiriyorlardı.Ama, asıl önemlisi, Mao Zedung ve izleyicilerinin savlarının tersine, bütün geri ve bağımlı ülkeleri aynı sepete koymak, hepsini yarı-feodal bir sosyo-ekonomik yapıya sahip varsaymak ve özellikle de 1971 devrimcilerinin de yaptıkları gibi, bunların hepsi için geçerli genel bir formül (kır ve köylü ağırlıklı bir devrim stratejisi) önermek konuyu aşırı derecede basitleştirmek ve saçmalık derekesine indirgemek olacaktır. Demek ki, 1971 devrimciliğinin, gelişmiş kapitalist ülkelerde devrim sorunuyla, “bizim gibi ülkeler”de devrim sorununun bütünüyle farklı ve çeşitli yönleri bakımından neredeyse taban tabana karşıt özellikler taşıdıkları biçimindeki Maoist-Guevarist önyargıları ne Marksist-Leninist teorinin öngörülerine, ne uluslararası komünist hareketin bu alandaki pratiğine ne de Türkiye’nin somut gerçekliğine uyuyordu. “71 devrimci çıkış ve Leninist parti” (Proleter Doğrultu.Sayı-8 Kasım-Aralık-1996 ) Aslında bu satırlar bugün ESP ve Atılım çevresinin üzerinde yürüdüğü görüşlerdir. Yani bu satırlarda Atılım çevresi, bir daha geçmişe dair herhangi bir tartışma yaptırmayız ve bu tartışmada Kaypakkaya’nın ” M-L komünist olarak ilan edilmesine müsaade etmeyiz” diyor.Sorunun kişisel değil örgütsel olduğunu anlamak bakımından bu aynı oportünist ve inkarcı çizgide yürüyen Atılımın baş yazarlarından İ.Çiçek geçmişteki tartışmalarda Kaypakkaya yoldaş ve kurucusu olduğu TKP-ML Hareketi hakkında nasıl bir değerlendirme içinde olduğunu hatırlatmakta yarar var:“1972 yılında İ.K ve TKP-ML Maoculuğun çemberi dışına çıkamamıştır. Örgütün teorik temeli Maoculuktur.-ki burada İ.Çiçek’in Mao’yu, 1935 yılına kadar M-L olarak gördüğünü hatırlayalım- Her ne kadar M-L etkilenmiş olsa da örgüt Maocu temelde kurtulamamıştır” Devamında İ.Çicek PDA ile TKP-ML Hareketini, Doğu Perinçek İle İbrahim Kaypakkayayı’da utanmazca aynı kefeye koyuyor ve değerlendirmesine şöyle devam ediyor:” 1972de TKP-ML, PDA’da bazı farklılıklar olmasına rağmen teorik olarak aynıydı”(86 Tartışma notlarından) Bir kişinin bunları söyleyebilmesi için ya kaşarlanmış oportünist ve yada kendisini devrimcileştiren örgütüne ve kurucusu önderi Kaypakkaya’ya düşmanlık içinde olması gerekir. Nitekim İ.Çiçek’in pratiği bu gerçeğe uygun haldedir.Yine “eklektizm burjuva ideolojisidir, o halde İ.K’nın çizgisi eklektiktir, fazla tartışmaya gerek yoktur ,eklektizm oportünizmdir ve oportünizm burjuva ideolojisidir, Haliyle İ.K ve örgütüde küçük burjuva maceracı öncü savaşçı bir çizgidir.”( 86 Tartışma notlarından) İ.Çiçekin bu görüşlerini Atılım saflarında Garbis Altınoğlu, Azad Şıwan ve S.Battal Bayraktarda savunuyordu. Yani Atılım çevresine egemen olan Kaypakkaya ve Hareket düşmanlığıydı.Yukarıda aktarmış olduğumuz paragraf aslında Atılım ve ESP çevresinin Kaypakkaya yoldaş ve geçmiş konusunda nasıl bir mevzide durduğunu ve buradan olarak neden geçmiş tartışmalarının örgütte yasaklandığını ve ölüm yıldönümlerinde yada devrimci hareketin tarihine yaklaşımda, Kaypakkaya yoldaşa dair nasıl ciddi bir ön yargı ve unutturma pratiği içinde olduklarını anlatmaktadır. Haliyle Atılım ve ESP çevresinde hala Kaypakkaya’yı komünist gören ve geçmişi devrimci bir bakış akışını koruyan kişilerin, örgüt içinde inkârcılık tasfiyeciliğin derinleşmesinde suç ortaklığı yaptıkları ve ama ilişkiler gerilmesin vb. gibi oportünist uzlaşmacı tutum ve yaklaşımlar içinde, inkarcı oportünizmin derinleşmesini ve komünist hareketin tarih çarpıcılığının içinde boğulmasına güç verdikleri bir sır değildir. Bilindiği üzere diyalektik materyalizm bir örgüt, parti ve kişinin dünya görüşü olmasına karşın, geçmiş sorunu ve birçok temel sorunda diyalektik materyalizmi açıktan reddeden, eğip, bükerek tarihi kendi durumuna göre yazmaya, uydurmaya çalışan akımların tarih yazımıyla doludur.Nitekim Atılım çevresi bu aynı inkarcı ve çifte standartçı yolda yürüyerek, oportünizmine kapaklanmış. Atılım çevresinin boylu boyunca birçok temel sorunda olduğu gibi geçmiş sorununda inkarcılık ve yeniden tarih yazımına tutum almayan alamayan C.Meral, Ö.Karşıyakalı vb. gibi birçok kişi “atı alan Üsküdar’ı geçtik”ten sonra, “ ah tuh nasıl oldu vb. “ serzenişte bulunarak, olayın bu noktaya gelmesindeki kendi uzlaşmacı ilkeleri bir yana iten hata ve zaaflarını görmezden geliyorlar. Hatta bu arkadaşlar, 1995 yılında Atılım çevresiyle yollarını ayıran H.Birliği’nin eleştirileri ve uyarılarını görmezden gelerek, inkarcı tasfiyecilerin örgütü darbe ile ele geçirip küçük burjuva maceracı bir hatta kapaklanmasına ses çıkarmak bir yana, destek olup omuz vermişlerdir. Süreç içinde H.Birliği’nin Atılım çevresine yönelik eleştiri ve uyarılarının ne kadar doğru ve yerinde olduğunu yaşamın yakıcı gerçekliği açığa sermiştir. Ama tüm bunlardan bu arkadaşlar bir türlü yararlanma ve idealleri doğrultusunda devrimci ilkeleri bağlı bir savaşım vermede başarılı olamamışlardır.Komünist Hareketin Tarihi MLKP Tarafından Mükemmeliyetçilik Görüntüsünde İnkarcı Bir Temelde Yeniden Yazılamaz Aslında Atılım çevresinin Kaypakkaya ve TKP-ML Hareketi düşmanlığının ve inkârcılıkta sınır tanımaz kendilerine göre tarih yazan ve herşeyi kendileriyle başlatıp bitiren baş yazarları ve MLKP’nin önderlerinin konuya dair görüşlerine bakmak sanırız MLKP’nin neden Kaypakkaya ve içinde çıkıp gelmiş temel bileşkelerinden birisi olan TKP-ML Hareketini unutturma, yok sayma ve komünist hareketin tarihini oportünist inkarcı bir çizgide yeniden yazma gereğini anlamak bakımından önem taşımaktadır. Örneğin komünist hareket doğduğunda eklektizm olmaz, eklektizmden etkilenmiş bir hareket komünist olamaz diyen Atılım çevresi dünya komünist hareketini de tümden reddediyor. Zaten içlerinde süren sosyalizm tartışmaları ve Sovyetler Birliğinde sosyalizmin inşası yapılamadı, tek ülkede sosyalizmin inşası olmaz vb. gibi iç tartışmalar, parti ve partileşme süreci, Kürdistan sorunu ve Kürdistanda izlenmesi gereken taktik çizgi, kitle çizgisinden öncü savaşçılığa savrulma, sınıfı merkezde tutmaktan uzaklaşma vb., Kaypakkaya yoldaşın ardından 50. yıl geçmiş olmasına karşı, sınıf çalışmasında bir arpa boyu ilerlemenin yakalanamamış olması, sınıftan kopuk parti kurulur, partinin ana gövdesi şehit küçük burjuvazisinden olur vb. eklektizm Atılım çevresinin bu kadar deney ve tecrübeye rağmen, hala 1970’lerin gerisinden kalınması, İ.Çiçek ve Atılım çevresinin M-L yerine küçük burjuva oportünizmi içinde dönüp durduğunu gösteriyor.Elbette sorunu doğru olarak anlayabilmek için öncelikle geçmişi değerlendirme ve tarihe bakış açısı sorusunun M-L pencerede yanıtlanması gerekiyor. Aksi halde akla karayı, doğru ile yanlışı açığa çıkarmak olanaksızlaşır. Dahası komünist hareketin oluşumunu ve gelişimini kısacası geçmişini, Mao Zedung ve ÇKP revizyonizmini reddettikten sonra yani 1979’dan sonra başlatmak mükemmeliyetçi ve inkarcılık anlayışı temelinde diyalektik materyalizmin yok edilmesi demektir. Peki Geçmişe Bakış Açısı Nedir, geçmişe ve komünist hareketin doğup gelişmesine nasıl bakmak gerekiyor.Komünist hareketin tüm tarihi gelişimini göz önüne aldığımızda, komünist örgütlerin ideolojik-politik gelişimi ana çizgileriyle birbirine benzemektedir. Hayati derecede önem taşıyan uluslararası ve ulusal ideolojik-politik mücadele dönemeçlerinde ve yönelimde Marksizm-Leninizm’in yolunda yürümüşlerdir. Marksist- Leninist bir yolda katedilen bu gelişmelerin gerçek anlamı ve değeri; ancak o günkü ulusal ve uluslararası koşullar, dıştan ve içten Marksizm-Leninizm’i kuşatan bilumum burjuva revizyonist ideoloji ve politikaların almış olduğu biçimleri ve bu kuşatmayı kıran girişim ve atılımları; bu atılımların komünist hareketin bugün ulaştığı aşamanın gerçek itici gücü ve dinamiği olduğu; bugünün, dünün bu gelişen ve ilerleyen Marksist Leninist canlılığında ve mirasında yattığı göz önüne alınır ve bilince çıkarılırsa, hem komünist hareketin geçmişine Marksist-Leninist bakış açısıyla yaklaşılmış olur ve hem de komünist hareketin geçmişi doğru değerlendirilmiş olur. Aksi durum, komünist hareketin doğuşu ve gelişimini, ortaya çıktığı tüm iç ve dış koşullardan, o günkü Marksist-Leninist kavrayışının düzeyinden, bu kavrayışın ileriye doğru tüm bir gelişme yönü ve dinamiğinden tecrit edilmiş bir şekilde ele almaya bizi sürükleyerek bugünü dünden bir bıçak gibi kesip atmaya; geçmişin hata ve zaaflarından kolayca kurtulmanın rahatlığına sığınmaya, ama daha önemlisi olumlu komünist ve devrimci tarihimize sahip çıkmayarak inkarcılığa ve tasfiyeciliğe götürür.Komünist hareketin ’72’de yeniden ortaya çıktığı uluslararası ve iç koşullar, TKP/ML Hareketi’nin genç ve deneyimsiz olması ve Marksizm-Leninizm’i kavrayışının geriliğiyle de birleşince, önemli Maocu ve küçük burjuva hatalar işlemesine, bu düşüncelerden etkilenmesine elverişliydi.Uluslararası planda, Maocu küçük burjuva oportünizmi, modern revizyonist ihanetin burjuva ideolojisi ve politikalarına karşı tavır alması nedeniyle yüksek bir prestije sahipti , gerek Marksist-Leninist hareketin, gerekse küçük burjuva devrimci akımların, Maocu halkçılıktan etkilenmelerini koşullandırıyordu. İçte 50 yıllık sağcı oportünizm ve revizyonizmin etkileri, o yıllarda, yalnızca genel olarak demokratik hareketi değil; revizyonizmin kaba reformculuğuna, barışçı parlamentarizm ve reformcu askeri darbe kuyrukçusu biçimlerde ortaya çıkan TİP, Kıvılcımcı M. Bellici, Aydınlıkçı reformculara karşı mücadele içinde ortaya çıkan küçük burjuva radikal devrimci akımların üzerinde de şu ya da bu ölçüde devam ediyordu. Öte yandan, sağcı revizyonizme ve reformizme karşı mücadeleyle ortaya çıkan THKP-C ve THKO’nun, radikal devrimci pratiği ve devrimci maceracı eylem çizgisi, devrimci hareket üzerinde çekici bir rol oynuyordu.Bu koşullarda doğan komünist hareket, doğduğu koşulların doğum izlerini taşıyarak ortaya çıktı. Gerek o gün ve gerekse daha sonrasında, komünist hareket üzerinde etkide bulunan Maocu küçük burjuva oportünist etkilere ve devrimci radikal hareketin eylem çizgisinin etkilerine karşı Marksist-Leninist mevziden kararlı ideolojik mücadele vermek, komünist hareketin gelişmesi açısından yalnızca gerekli değil, aynı zamanda zorunlu bir görevdir. Yanlış olan bu değildir. Yanlış olan, inkarcı ve mükemmeliyetçi olan, bu etkilerden hareketle, komünist hareketi özelde de TKP/ML Hareketi’ni bugün küçük burjuva halkçı ve Maocu etkilerden arınmış düzeye, program, strateji, taktiğe ilişkin sorunlarda ve eylem çizgisinde proletarya diktatörlüğüne götürecek bir çizgiye sahip konuma getirenin, geçmişteki Marksist- Leninist teorik temelde, proleter sınıf tutum ve bakış açısında yatan dinamiğin ve hata ve yetmezliklere karşı sürekli bir mücadele olduğu gerçeğini yadsıyan tek yanlı, idealist yaklaşımdır. Komünist hareketin doğuşu ve gelişimi içinde önemli hataları olmuştur. Teori ve pratiğinde küçük burjuva sol ve sağ oportünizmin boyutları ve derinliği doğmuş olduğu uluslararası ve ulusal koşullar çok ciddi etkide bulunumuştu. Elbette bu hatalar, komünist hareketin işçi sınıfı hareketine yönelmesi ve onunla birleşmesini önleyecek, giderilmezlerse başlı başına Maocu bir hareket olmaya götürecek kadar tahrip edici gücü önemli hatalardı. Komünist hareketin bu ağır teorik ve pratik sakatlıklar taşıması, bu lekeleri taşıyarak doğması, yalpalayarak gelişmesi; sosyalizmin dünyada ilk örneği olarak SB’de iktidardaki partinin Marksizm-Leninizm’e ihaneti ve bu ihanetin dünya komünist hareketinin ezici çoğunluğunu kapsaması; bu ihanet sosyalizm tarihinin en büyük ihanetidir- ülkemizde oportünizmin ve revizyonizmin yarım asırlık hakimiyeti; bu koşullarda dünya ve ülkemizde radikal küçük burjuva devrimci akımların teori ve pratikleri ile prestij toplamaları vb. koşullardan kopuk olarak değerlendirilebilir mi ve bu koşullarda komünist hareketin doğduğu ortamın etkilerini taşımasının kaçınılmaz olduğu göz ardı edilebilir mi?Uluslararası ve ulusal koşullar başka türlü yani modern revizyonizmin ihaneti öncesi veya MZD’nin tüm ipliğinin pazara çıkarıldığı koşullar olsaydı, komünist hareket bu kadar ağır teorik ve pratik lekeler taşıyarak doğar mıydı? Elbette doğmazdı.Üstelik dünya komünist hareketinin önderleri Stalin ve Enver Hoca ve hemen hemen anti-revizyonist parti ve örgütlerin tümü Mao Zedung’u komünist ve Çini sosyalist ülke olarak değerlendiriyorlardı. Böylesi bir uluslararası koşullarda Kaypakkaya yoldaşın ve örgütünün etkilenmemesi olanaksız olurdu. Nitekim geçmiş tartışmasının sadece bir tarih tartışması olmadığı doğrudur. Aynı zamanda tüm bir tarihi gelişim sürecinde hangi olumlu teorik-pratik değerleri bugün yaşatıp geliştirdiğimiz veya sınıf mücadelesinde etkili bir silah yaptığımız veya yapacağımız sorunudur.Yüzümüzü geleceğe dönerek gözümüzü ileriye bakarak dünü bugüne taşıyarak geçmiş değerlendiriyoruz. Bakışlarımızı geçmişin aşılmış hata ve eksiklerine sıkıca sarılarak gerilere gitmiyoruz. Nitekim bunda ısrar edenler oldular-Partizan cenahı buna örnektir- ve geldikleri nokta herkes tarafından biliniyor. Kuşku yok ki tüm bunlara karşı acımasız ve sert eleştiriler yöneltiyoruz, geçmişin üzerine basarak ileriye bakıyoruz ve ileriye doğru yürüyüşümüz devam ediyor. (Geçici gerilemelerimiz ve zikzaklarımız bu gerçeği asla değiştirmez.)Tüm bu hesaplaşma geçmişin Marksist-Leninist değerleri üzerinde olmuştur.Her noktayı bir doğruyla örtmek yanlış olduğu gibi, her doğruyu bir hatayla örtmekte yanlıştır. Her zaman, hatalarımızı tüm teori ve pratiğimizin bütünlüğü içindeki yeri, bunların karşılıklı çelişkisi veya uyumu, komünist hareketi o günkü iç ve dış koşulları içinde değerlendirmeyi, ancak durgun ve donmuş olarak değil, diyalektiğin yasası gereği hareket ve dinamizmi içinde ele almayı, Marksist-Leninist metodolojinin bir gereği olarak yapmalıyız. Kendi doğrularımızı gördüğümüz gibi , kendi hatalarımızı küçümsemeden, abartmadan, M-L bakış açımızı titizlikle koruyarak, nereden gelip nereye gittiğimiz değerlendirmeliyiz.Komünist hareketin gelişimi geçmiş komünist hareketin ideolojik-politik evriminin bir ürünü olduğunu, onunla sıkı ve kopmaz bağlara sahip olduğunu kimse inkar edemez. Bu aşama şu şu komünist örgütlerin evriminin birleştirilmiş daha yüksek aşaması, şu şu olumlu komünist miraslarının ve değerlerinin üzerinde yükselen aşamasıdır.MLKP ve Atılım-ESP çevresinin Kaypakkaya yoldaş ve TKP-ML Hareketini doğup geliştiği koşulları dikkate almadan, Maoculuktan derin etkilenmiştir ondan dolayı Kaypakkaya ve TKP-ML hareketini küçük burjuva devrimci bir akım olarak görmesi, aslında komünist hareketin doğuşu ve gelişimi olgusunu doğru ele almak ile bağlı bir durumdur. 1970’li yıllarda hem devrimci akımlardan ve hem de dünya komünist hareketi içinde görmüş olduğumuz parti ve örgütlerden Maoculuğu eleştirip tutum alan tek bir akım yok.Aksine Komünist hareket Mao Zedung’u bir usta olarak ele alındığı, MZD’yi bizim gibi ülkelerin devrim strateji ve taktiğini çizen öğreti olarak etkide bulunduğu dönemlerden Kaypakkaya ve TKP-ML hareketinin Maoculuktan etkilenmemesini düşlemek idealist bir yaklaşım olacaktı. Ona rağmen yine de hareketimizin genel gelişimi veya gelişim yönü bu oportünist ideolojinin kuvvetli etkilerini atma doğrultusunda olmuştur. Bu, örgütümüz için ’72’de doğuşundan itibaren Marksizm-Leninizm’i kendisine temel alması ile bir çelişki arz ediyordu. Bu çelişki teori ve pratiğinin gelişiminde kendisini dışa vuruyordu. Keza komünist hareket Mao Zedung revizyonizmini açıktan reddetmediği dönemlerde de adım adım bu revizyonist teorinin etkilerinden uzaklaşan ve sürekli olarak kendisini hata ve eksiklerinden arınarak ilerledi. ’72 yenilgisinden sonra, 1976’da komünist hareketin eski sol oportünist taktik çizgiyi reddetmesi, Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapısının materyalist tahlili işbirlikçi tekelci kapitalizmin egemen olduğu tahliline ulaşması ve buna bağlı olarak işçi sınıfı içindeki çalışmayı esas alma politikasını açık seçik ifade etmesi, yine fiilen Maocu halk savaşı çizgisinden farklı bir çizginin yolunu açması, ÜDT’ni reddetmesi, vb. bilinen örneklerdir. Komünist hareket Marksist Leninist ideolojiyi kendisine temel aldığı içindir ki, dünü bugüne bugünü yarına bağladı. Oysa, teori ve pratiklerinde Marksizm-Leninizm’i küçük burjuva oportünizmini ve reformizm’i gizlemenin birer aracı olarak kullananlar, gerçekte ise MZD revizyonizminin sınıf işbirlikçisi ve karşı devrimci yolunda ilerlemeyi kendilerine temel alanların (PDA) onun küçük burjuva radikal teori ve pratik dönemlerini kendilerine temel alanların (Partizan) geldikleri aşama ve durak biliniyor. Oysa komünist hareket bu Marksizm-Leninizm dışı akımın ne küçük burjuva halkçı teori ve pratiği, ne de onun gelişiminin kaçınılmaz bir aşaması olan sınıf işbirlikçisi, karşı-devrimci teori ve pratiği yolunda ilerledi, her ikisine de karşıda açıktan tavır aldı ve Marksizm-Leninizm’in yolunda ilerledi. Onun özü budur. Çünkü gelişen ve ilerleyen temel bu olmuştur.Maocu revizyonizme karşı, ülkemiz komünist hareketinin ’79’dan başlayarak Maocu revizyonizme karşı yürüttüğü ve geliştirdiği ideolojik savaşım, komünist hareketin Marksizm-Leninizm kavrayışını ilerlettiği gibi, aynı zamanda kendisi üzerindeki Maocu etkilere karşı da mücadelesini geliştirdi, Maocu revizyonizme ve etkilerine karşı yüksek bir duyarlılık kazandırdı. Ama öte yandan bu dönemde komünist hareketin içinde Maocu revizyonizme karşı mücadele öncesi dönemdeki komünist değerleri inkar etme eğilimleri doğdu ve gelişti. Bu eğilim, komünist hareketin, Maocu revizyonizmin güçlü etkileri altında olduğu dönemine ilişkin mükemmeliyetçi bir bakış açısı oluşturdu. Bugün, bu mükemmeliyetçi bakış açısı ve inkarcı görüşü, bilindiği gibi, Atılım ve ESP çevresi savunuyor.Mükemmeliyetçi ve çifte standartçı inkarcı bakış açısı, TKP/ML Hareketi’nin ortaya çıktığı ilk döneme (ülkemiz komünist hareketinin ’76-’79 dönemine de) ilişkin, yaklaşım ve değerlendirmelerinde yansıyor. Bu oportünist görüş, komünist hareketi, ortaya çıktığı veya geçmekte olduğu iç ve uluslararası koşullardan tamamen kopararak, bu koşullarda etkili olan küçük-burjuva ideolojilerinden etkilenebileceğini yadsıyarak ve komünist hareketin Marksizm-Leninizm’i kavrayışı görece geri olduğu zaman ve deneyim zayıflığı içinde olduğu zaman daha çok küçük-burjuva hata ve zaafa düşebileceğini, küçük-burjuva ideolojisinden, politikalarından daha çok etkilenebileceğini yadsıyarak, mükemmeliyetçi bir yaklaşım sergiliyor. MLKP, TKP/ ML Hareketi’nin ’72-’76 dönemine de bakış açısını bu mükemmeliyetçi yaklaşım oluşturuyor ve TKP/ML Hareketi’nin bu dönemdeki teori, program ve sınıf tutumundaki esasen Marksist- Leninist olan değerlerini ve Marksist-Leninist niteliğini yadsıyarak, MLKP, komünist hareketin doğuş ve gelişimine dair inkarcılığa düşüyor.Oysa biliyoruz ki, pek çok ülkede komünist hareket, doğduğu ilk yıllarda, gelişiminin başlangıçtaki dönemi ya da dönemlerinde, küçük-burjuva devrimci ideoloji, politika ve pratiklerden etkilenmiş haliyle doğmuş, giderek bu etkilere karşı mücadele içinde aşıp, gelişmiştir. Örneğin AEP (kurulduğundaki adıyla AKP), ilk kurulduğu yıllardaki programatik görüşlerine ilişkin olarak şu tespiti yapıyor:“Program eksiksiz olmaktan uzaktı ve görevler bütün ayrıntılarıyla tespit edilmemişti. Çünkü bu, partinin ve kitlelerin devrimci çalışmasından ve mücadelesinden kazanılacak çok daha engin bir tecrübeyi gerektiriyordu.” (AEP Tarihi, C. 1, sf. 59)Yine AKP’nin, anti-faşist dönemdeki propaganda ve ajitasyon çalışmasında, programatik görüşleri Milli Kurtuluş Cephesi’nin anti- faşist programının gölgesinde kalmıştı. Ancak bu her iki eksiklik vezaafı AKP’yi Marksist Leninist olmaktan çıkarmayan küçük burjuva hatalarıydı. Ama, devrimci proletaryanın proletarya diktatörlüğü yolunda başarıyla yürüyebilmesi ve mücadelesini proletarya diktatörlüğüyle taçlandırabilmesi için mutlaka gidermesi gerekli ve zorunlu hatalardı. Rusya’da ilk komünist grup olan Emeğin Kurtuluşu grubu da (EK), devrimin ve proletaryanın sosyalizm ve komünizm için mücadelesinin birçok sorununda, oportünist haklara sahipti. Örneğin, Emeğin Kurtuluşu grubunun görüşleri, demokratik devrimde proletaryanın hegemonyası fikrini; bununla bağlı olarak ve 2. Enternasyonal oportünizminden etkilendiğinin bir ifadesi olarak proletarya diktatörlüğü formülasyonunu içermiyor ve demokratik devrimde emekçi köylülükle ittifaka, gereği gibi önem vermiyordu. Ki bu grubun teorisyeni Plehanov’u sonra ki dönemlerde Menşevizme ve küçük burjuva reformizmine götüren bir neden de geçmişte sahip olduğu bu oportünist hatalardı. Ancak bu oportünist hataları nedeniyle ne EK ve ne de Plehanov o dönemde anti- Marksist’tiler. Bu oportünist hatalarına karşın, Plehanov da, EK da Marksist’tiler ve Bolşevik Partisi o döneme ilişkin olarak EK ve Plehanov’u Marksist olarak değerlendirdi.Yine Bulgaristan Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin kuruluşundan sonraki başlangıç dönemlerindeki durumu örnek olarak verilebilir. BSDİP’i, reformcu kanadı tasfiye ettiği 1903 yılından itibaren M-L nitelikte bir parti olarak değerlendiren Dimitrov yoldaş, partinin 1903’ten 1923 Eylül ayaklanmasına değin olan dönemi dar sosyalistlik dönemi olarak değerlendiriyor ve dar sosyalizmin pek çok temel sorunda Bolşevizm ve Leninizm’den farklılıklar, oportünist hatalar taşımasına karşın, dar sosyalistlik döneminde BSDİP’i M-L nitelikte bir parti olarak değerlendiriyor.Örneklersek, “sınırlı sosyalizm, proletarya diktatörlüğünü proleter devriminin temel niteliği olarak kabul etmiyordu. Bu sorun parti programında yer almamıştı. Kapitalizmin yeni evresinin (…) başladığını, proleter devrimin eşiğine geldiğini kavrayamayan sınırlı sosyalizm, burjuva sınıfının devrilmesi için silahlı ayaklanma ve iktidarı ele geçirme sorununu somut olarak ortaya getirmiyordu.”“(…) Parti, görevinin sadece emekçi halkı örgütlemek, eğitmekve günlük mücadelelerini yönetmek, olayları açıklamak olmayıp aynı zamanda devrimci eylemin yaratılması ve yönlendirilmesine katkıda bulunmak, proleter devriminin hazırlanmasında, örgütlenmesinde ve gelişiminde egemen unsur olmak zorunluluğunu, kendisinin etkin bir güç olduğunu anlamıyordu.” “Kapitalizme karşı mücadelede köylülerin işçi sınıfının müttefiki olma rolünü kavrayamayan parti, köylü sorunu konusunda Leninist olmayan Plehanovist mevzideydi.” (Bulgar İşçi ‘Komünist’ Partisi 5. Kongresinde MK’nın Sunduğu Siyasi Rapor, FKBC, saf. 364, 365, 366)BSDİP’in o dönemdeki programa, stratejiye ve taktiğe ilişkin bu önemli oportünist hatalarına ve bu hataların pratikte yol açtığı vahim sonuçlara karşın, “bir takım ilke ve taktik sorunlarda Bolşeviklik ve Leninizm’den ayrıldığı” halde dar sosyalizm döneminde BSDİP, “Parti kuruluşu, örgütlenmesi ve disiplini açısından Leninist parti doktrinine yaklaşması”, “Marksizm, proleter sosyalizmine ve enternasyonalizmine derin bağlılığı, burjuvaziye ve onun reformist temsilcilerine karşı tavizsiz bir sınıfsal tavır, işçi sınıfının güçlerine ve geleceğine duyulan sarsılmaz inanç ve bilinçli demir disiplin “i, işçi sınıfının günlük mücadelesindeki aktifliği, militan ve egemen burjuvaziye karşı amansız mücadelesiyle işçi sınıfının bağımsız gelişimini sağlaması vb. özellikleri nedeniyle, Leninizm’e yakın Marksist nitelikte bir partiydi.Üç örnekteki yaklaşımın ortak özelliği, komünist grup ya da partileri, içinde bulundukları iç ve uluslararası koşulları dikkate alarak, deneyim zayıflıklarını dikkate alarak değerlendirmek ve önemli hata ve zaaflarına karşın teorisi, programı ve pratiğindeki temel Marksist- Leninist özelliklerinden ve gelişim yönünden hareketle, gelişmesinin başlangıç dönemlerinde var olan zaaflarına karşı bu örgütleri Marksist- Leninist olarak nitelemek, ama oportünist hatalara karşı uzlaşmaz mücadele yürütmektir. Bu hata ve zaaflar söz konuşu örgütleri Marksist- Leninist olmaktan çıkarmazlar ama devrim ve sosyalizm mücadelesinde zafere ulaşmasını engellerler. Ve hatta, bunlar korunduğu sürece, komünist bir örgütü, sonraki gelişme evrelerinde komünist olmaktan da çıkarırlar. Bizim TKP/ML Hareketi ve genel olarak komünist hareketin geçmişine bakış açımız ve değerlendirmelerimiz, örneklerde verdiğimiz Marksist Leninist bakış açısına ve değerlendirmelere uygundur ama MLKP’nin mükemmeliyetçi ve inkarcı görüşünün bakış açısı ve değerlendirmesi tek yanlıdır, dünya komünist hareketinin tümden inkar etmek, herşeyi kendisiyle başlatan komünist bakış açısıyla karşıttır. Çünkü MLKP, komünist hareketin doğduğu koşullarda stratejik ve programatik görüşlerinde küçük burjuva oportünist etkilerin olmasını komünist olmakla bağdaştırmıyor. Önemli hata ve yetmezlikleri olan bir akımın komünist olamayacağını savunuyor. Elbette bu alanda da yine çifte standartçı bir konumda duruyor. Kendi hata ve zaaflarına liberal ve oportünist bir mevzide yaklaşırken, kendi dışındaki akımları eleştirme ve değerlendirmelerde daha farklı acımasız bir noktada durduğu görülüyor. Örneğin MLKP ilk kurulduğu 94-95 yılları arasında komünist partisini sınıfın öncüleriyle birleşme ve dışındaki komünist örgütlerle aynı kulvarda örgütsel olarak buluşma olarak savunurken,1995 yılından sonrası merkezi bir tartışmaya bağlanmış parti, partileşme süreci ve görevlerimiz üzerine herhangi bir tartışma yapmadan, “öncellerimiz parti sorununda mükemmeliyetçi bir mevzideydi “ diyerek, darbeci bir tarzda önderlik eliyle sınıftan kopuk parti kurulur, “ Maocu halkçı parti fikrine” rücu etmiştir. Keza kitle çizgisi söz konusu olduğu durumda kitlelerin politik bilinç, örgütlenme durumu ve egemen sınıflarının yönetme ve yönlendirme hallerini dikkate alarak, barışçıl mücadele yöntemlerinin önde olduğu görüşü savunulurken süreç içinde bu görüşten uzaklaşılarak öncü savaşçı bir hatta kayılarak maceracı bir çizgi savunulur hale gelinmiştir. Kürdistan sorununda önce sürece silahlı yöntemlerle müdahale etmeye karşı durulmuş, sonrasında ise PKK’nin desteği, olanakları ve denetiminde Kürdistan’a silahlı yöntemlerle müdahalede bulunma yolu tutulmuş. “İşçi sınıfının öncü partisiyiz” denmiş ama sınıftan kopulmuş, uzaklaşılmış ve esas olarak semtlerde ve gençlik için dönüp duran bir örgüt haline gelmiş. Kadın sorununda kapılar feminizme açılmış, Legal-illegal mücadele ilişkisi, kadro politikası ve önderlik tarzı, iç demokrasi vb. alanlarda söylediklerinin tam tersini yapmaktan kurtulamamıştır. Aktardığımız birkaç örneği dikkate aldığımızda, devrimci ve komünist hareketin neredeyse 53. yıla ulaşmış olduğu örgütsel-pratik gelişimi, deneyim ve tecrübesine baktığımızda, MLKP’nin zik zaklar çizmemesi, sağdan sola soldan sağa kurumuş yaprak gibi savrulup durmaması ve eklektizm içinde olmaması gerekirdi.Neki MLKP’nin yamalı bohça çizgisi zaten eklektikti ve bu durum sonraki süreçte bu akımın çizgisini daha da eklektik hale getirmiştir. MLKP, Atılım ve ESP’li önderlerin söylemlerine göre eklektizm oportünizm ise o zaman eklektizmle bezenmiş MLKP’ninde oportünist olarak değerlendirmesi içten bile olmayacaktır. Kaypakkaya’yı bir yıllık mücadele pratiğinin ardından işçi sınıfını çalışmalarının merkezinde tutmadığı ve örgütsel-pratik çalışmalarında sınıfa yönelik çalışmayı esas almadığı gerekçesiyle küçük burjuva olarak mahkum eden MLKP, Kaypakkaya yoldaştan sonrası geçen 50.yılın ardından hala sınıftan kopuk, kentin yoksul semtleri ve öğrenci gençliği yani şehir küçük burjuvazisi içinde çalışmayı temel alan ve işçi sınıfının, öncü bölüklerini kazanma başarısı içinde olmayan bir akımın kendisini komünist olarak ilan edebilir. Bunun adı çifte standartçılığının en kaba hali hali inkarcı oportünizm değilmidir?. Kaypakkaya yoldaştan 50. yıl sonra bir arpa boyu ilerleyememiş, sınıf sınıf demiş ama sınıfın yanında geçmemiş, parti işçi hareketi ile sosyalist hareketin birliği denmiş, 95 yılında bu görüştende darbeci bir tarzda çark edilerek, “ezilenlerin “ halkçı parti fikrinde konaklamış bir akımın kendisini komünist olarak değerlendirmesi komünist bir durum arz ediyor. Kaypakkaya ve yoldaşlarının 1972 çıkışında Onların önlerinde yararlanabilecekleri daha ileri ideolojik-örgütsel ve pratik bir çıkış olmaması nedeniyle, kendi göbek bağlarını kendileri kesmiştir. Haliyle bu durum Kaypakkaya ve örgütünün doğuş koşullarında daha fazla hatalı görüşlerin etkisi altında kalmasını ve yetmezlikler içinde olmasını koşullamıştır. Eğer Kaypakkaya yoldaşın ardılları hareketi yeniden ayağa dikme ve sınıf savaşımı için öncü konumlara yükseltme savaşında 1973 yenilgisinde gereken dersleri çıkartarak, hata ve yetmezlikler ile dövüşerek ilerleme hattında yürümemiş olsalardı, yani Kaypakkaya yoldaşın ortaya koymuş olduğu görüşleri değişmez tabu olarak görüp, hataları sistemli hale getirmiş olsaydı, yani geçmişe hatalardan azade dogmatikçe bakmış olsaydı, işte o zaman Kaypakkaya’nın diyalektik materyalist dünya görüşünü anlamamış ve hataların denizden boğulmuş olacak ve komünist özümüzü kaybedecektik. Hareketimiz hem mükemmeliyetçilik altındaki inkârcılığa ve hem de geçmişi savunma adına hata ve yanlışlarda ayak direten dogmatizm karşı kararlı bir savaşım içine oldu ve somut durumun somut tahlili Leninist yaklaşımdan kendisine temel aldı. Oportünizmin bir versiyonu olan seçmecilik, çifte standartçıların sürekli kendini inkar ederek sil baştan komünist hareketin doğuşu ve gelişimine dair amorf yaklaşımlar ESP, Atılım çevresinin temel bakışı olmuştur. Dikkat edilirse MLKP’nin yada Atılım ve ESP savunucularının geçmişe ve komünist hareketin doğuşu ve gelişimine dair elle tutulur somut her hangi bir analizleri yoktur. Çünkü MLKP, komünist hareketi önemli hata ve eksiklikler birlikte düşünemiyor. Komünist hareketi önemli hatalarla birlikte düşünemiyor. Durum böyle olunca da komünist hareketi doğuşundan itibaren, önemli hata ve yetersizlikler azade, pür-i pak olarak görüyor. Haliyle, komünist bir hareketin önemli hata ve yetmezlikler içinde olmasını kabul etmiyor. Elbette bu konuda da MLKP önderliği tutarlı olmaktan uzak. MLKP önderliği kendi öncellerine uyguladığı M-L kıstası, söz konusu MLKP’nin örgütsel-pratik ve politik -ideolojik hattı olunca, “ ama, fakat vb. diyerek” uygulamıyor. Yani MLKP kendi gerçekliğini değerlendirirken, M-L kıstasları geminin bordosunda aşağıya atarak, oportünizmi devreye sokuyor ve herşeyi kendisiyle başlatmaktan geri kalmıyor. Bu yaklaşım kendisini en gelişmiş haliyle inkârcı tasfiyeci oportünizm olarak dışa vuruyor.Kuşku yok ki ESP ve Atılım çevresinde egemen olan ve farklı görüşlere yaşam hakkı tanımayan, farklı görüşlerin örgüt içinde tartışılmasını yasaklayan anlayış, kendi görüşlerine güven duymamaları ve bastıkları zeminin çürük olmasıyla bağlıdır. Buradan olarak ESP ve Atılım çevresinde hala geçmiş sorununa dair “inkarcılıkta bu kadarı da çok fazla fazladır” yönlü serzenişlerde bulunmak, parti ve partileşme süreci, kitle çizgisi, legal-illegal mücadele, Kürdistan sorunu vb. gibi bir çok temel konularda olduğu gibi geçmişin değerlendirilmesine ve komünist hareketinin tarihinin keyfiyete göre yazılması sorununda da çifte standartçı oportünist bir hatta durduğu gerçeğini bilince çıkarıp, buna karşı ilkeli bir savaşım içinde olunmadığını gösteriyor. Bunun için öncelikle aynayı kendimize tutup, ideolojik alanda uzlaşmacı iyi niyetli oportünizme zırhında kurtulmak ve ilkelere bağlı devrimcilikte ısrar etmek gerekiyor. Mayıs-2026HALKIN BİRLİĞİ
Halkın Birliği Devrimci Halkın Birliği