12 Eylül Faşist Darbesine Karşı Mücadele Şehit Düşen Kavga Erlemiz Ölümsüzdür..!

“ Ölmeden önce güneşteydi gözleri, işte bu yüzden ölürken ışıl ışıldı gözleri “

Devrimci halk hareketini boğmak ve devrimci -komünist hareketi ezip dağıtmak amacıyla 12 eylül 1980 yılında beşli generalin önderliğinde ordu yönetime el koydu. Görülmemiş bir faşist terör estiren faşist darbeciler bir yandan işçi ve emekçi halk hareketine saldırıp sendikaları kapatıp, grevleri yasaklarken, öte yandan emekçi halkları önderleri devrimci ve komünistleri dağ başlarında, sokaklar da, işkencehaneler de ve idam sehpalarında katlederek korku iklimini egemen kılmaya ve bu yolla faşist iktidarlarının ömrünü uzamaya çalıştılar. Bir çok kişi faşist darbenin ardından korkup sinip mücadele eden firar ederken, herşeye rağmen devrimci ve sosyalim savaşımında ısrara eden, yaşamlarını eşitlik ve özgürlük için ortaya koymada geri duymayan devrimci ve sosyalistler zor dönemde öne atıldılar. TKP-ML Hareketi faşist darbenin teslim alma terörü ve saldırılarına karşı gücü ve olanakları ölçüsünde mücadele yürüttü ve bu direnişte bir çok kadrosunu, işkencehaneler de, çatışmalarda zindanlarda ve idam sehpasın da ölümsüzler ordusuna kattı.

Hareketimizin öncü kadrolarında İrfan Çelik, 14 Eylül 1980 yılında Davutpaşa zindanında katledildi: Yücel Hazar, 2 Kasım 1980 Antep’te yaralı yakalandı işkencede katledildi: Ekrem İnelaş,16 Kasım 1980’de Antepte çatışarak ölümsüzleşti; Hasan Kılıç Ocak 1981 işkencede katledildi. Ali Ekber Yürek, 25 Mayıs 1981 yılında işkencede katledildi; Mehmet Kınık işkencelerin yarattığı ağır tahribat sonucu yaşama veda etti; Cennet Değirmenci 22 Mayıs 1982 işkence de katledildi, Mustafa tunç 8 nisan 1982 yılında zindanda katledildi, Ali Aktaş 23 Ocak 1983 yılında Adana da idam edildi; Mustafa Tepeli 8 Nisan 1983 yılında zindanda katledildi.

12 eylül faşist darbesine karşı direnirken dünyayı değiştirme eyleminin gönüllü neferleri olan ölümsüzlerimiz, bize en çok özveriyi ve kendini feda ruhunu geliştirmeyi öğretir. Onların ölümsüzlükleri, bu özelliklere sahip olmalarından kaynaklanıyor esas olarak. Kendini feda etmeye hazır olanlar, bulundukları alanda kendini ve çevresini sürekli geliştirmeyi ve dönüştürmeyi de bilirler. Şehitlerimiz, bize bu çabayı ve yeteneği her zaman geliştirmemizin gerekliliğini anımsatırlar bir de. Biz, şehitlerimizin yarattığı değerleri ve erdemleri miras alırız kendimize. Onlardan savaşkanlığı, özveriyi, hücum ruhunu, çalışkanlığı ve mütevazı yaşamayı öğreniriz.

Komünistler, sonal amaç olarak sınıfların, savaşların, baskının, sömürünün olmadığı ve doğal olarak o zaman, bu uğurda şehit olmaya gerek duyulmayacak toplumsal bir sistem kurmak isterler. Ancak, sınıflı toplum, “kahramanlara gerek duyulmayacak bir gelecek için bireylerin irade gücünü ve özveriyi zorunlu kılıyor. Devrimciler, komünistler bu zorunluluğun bir gereği olarak ortaya çıkarlar. Yarattıkları değerler, erdemler, insan olmayı tam olarak bilince çıkarmalarının bir ürünüdür. Bu bakımdan, onların yaptıkları efsaneleştirilerek kendileri kahramanlaştırılmaz. Yoksa onların değerlerini bütünüyle yaşatma/ sürdürme görevi, onlara idealist bir hayranlık duymayla engellenir. Onların ayırt edici özelliği; tarihe, doğaya ve topluma karşı olan sorumluluğunu bilmeleri, bu temelde zor, ama onurlu olanı seçmeleridir.

Diğer insanlardan farklı olarak, onlar Afrika’nın kavurucu sıcaklığında bir damla su içmek için bekleyen zenci çocuğun ağlayışını yüreğinde duyumsar. Emperyalistlerin daha fazla kar için insan hakları” demagojisi eşliğinde yaptıkları işgallere, talan ve zulme, yaşamlarını gözden çıkararak cepheden tavır alırlar.

‘Yeryüzünü aşkın yüzü” yapmak için sınırlarda vurulur, işkencede kaybedilir, darağacının üstüne yürür, zindanlarda kavgayı biler komünist, ölümsüzleştiğinde, alımlı renklerine karışarak gökkuşağıyla bütünleşir. Dövüşemeyenler, kavgadan kaçanlar anlayamazlar onların neden güneşe gülümseyip, ateş rengine büründüğünü… Özgür geleceğin özlemini taşımayanlar, ölümü tek gelecek olarak bilirler. Ölüm karşısında küçülür, zavallılaşırlar. Oysa komünistin gözünde “hainler kadar küçük ve zafere olan inancı kadar büyüktür” ölüm.

Ateş rengiyle giyinip güneşe giden, toprak çanaklarda güneşi içen, kızıl atlılara binip kızıl günlere koşan, orada bir ağızdan özgürlük türküleri söyleyen yoldaşlarımız bu bilinçle kucakladılar ölümü tereddütsüzce.

Faşist darbenin ardında yitirdiğimiz Onların kavgası sürüyor. Daha da gelişerek, onlardan da öğrenerek sürüyor. Ve şehitlerimiz, karanlığın suratına çarparak yankılanan direngen soluklarıyla şu dizeleri yeniden haykırıyorlar:

Devrim için dövüşenler ölümsüzdür.!

Kahrolsun 12 Eylül Faşist darbesi ..!