 |
|
Devrimci Halkın Birliği'nden
12. YILINDA KEMAL YAZAR YOLDAŞ ÖLÜMSÜZDÜR… !
Söyle şimdi ne yazsın yürek,
nasıl yazsın. Öfkeden titriyor kalem, titriyor eller, genç yüreklerin yazın
sıcaklığına inat, güzelliklerini ardı sıra bırakıp gidişlerine Kemal yoldaş. 27
Ağustos 1996 yılında hain bir pusuda
kaybettik Kemal Yazar yoldaşı. Bir dönemler
aynı saflarda omuz omuza faşizme
karşı sömürüsüz ve sınıfsız bir toplum için dövüştüğün eski dava arkadaşların
MLKP’liler, “bizim gibi düşünmeyenler yaşamaz” diyerek seni
Almanyanın-Duisburg kentinde bir sokakta pusuda faşizmin delik deşik
ettiği ama katledemediği vücuduna, intikam
alırcasına onlarca kurşun sıkarak katletti.
Tam 12 yıl oldu Kemal Yazar yoldaş
katledileli. 12 yıl acımız dinmedi hiç. Devrimcilere kurşun sıkmakta haz
alanlar ve ellerini devrimci kanına
bulaştırmakta sakınca görmeyenler acaba şimdi mutlular mı? Kemal yoldaşı
katletmekle MLKP devrimi bir adım daha
ileriye mi çekti? Saflarına yeni kitleleri mi kattı? Peki Kemal yoldaşı katledenler ve katletme
kararı verenler şimdi nerdeler ve ne iş yaparlar? Tüm bunlar ve başka sorular
aslında devrimci hareketi kuşatmış olan, fikir mücadelesi yerine şiddetle ve zorbalıkla iç sorunları çözme yanlış
yönteminin, devrim ve sosyalizm mücadelesine nasıl zarar verdiğini ve devrimci
hareketin yığınlar nezdinde
güvenirliğini ve prestiji nasıl kaybettiğini gösteriyor.
Kemal yoldaşın anılarını yükleyerek
geleceğimize, omuzlarımızda ağırlığını bırakarak görevlerinin, bir de
avuçlarımıza ateşten bayrak, hep gidenlerin ardı sıra keşke görmeseydik,
tanımasaydık diyorsak da yine sevinç ve gururunu duyarız, umutlu yürüyüşlerin
ve içten yoldaşlıkların. Biliriz ki geleceğimizin yılmayan direniş neferleri,
karanlık gecelerimizin kızıl yıldızlarıdır şehitlerimiz. Ne kadar acı
verse de bir anda terk edişleri bizi, birden çıkıp gelecekler alınlarında ter
damlalarını silerek, gülen yüzleriyle merhaba yoldaş diyecekler! Hep birlikte
imkansızı düşünmek ve imkansızı yaşamak yaratmak gibi, fakat yanar yine mücadelenin
zorluklarında canımız. Öfkemiz parçalar kayaları, tutamayız içimizde birikip
gözlerimizde boşalan sağanak yağmuru, sel olur yoldaşlığa bağlılık, yaşama
sımsıkı sarılış ve aydınlık günlerin hatırına verilen kavgada, örgüte, davaya
bağlanış ve direnir umut. Hep yeniden başlanır, onun için yakalayamayız zamanı
ve hep yeniden yaratırız zamanı. Bugün direniş zamanıdır artık, İbrahimlerin, Merallerin, İrfanların, Ali Ekberlerin, Kemallerin ardılı
olma, yani var olma devrim olma, kendi külünde yeniden yaşam ve Anka Kuşu'nun
kanadından tutup gökyüzüne uçma zamanıdır.
Enternasyonalist
ruhla TKP-ML Harketinin saflaırnda sosyalizm mücadelesinde yerini alan Kemal
yoldaş, iyi bir askeri önder ve örgütçüydü. Bunun için , işçi ve emekçi
yığınların örgütlenip, devrimci
mücadeleye seferber edilmesinde, en küçük bir tereddüt bile göstermeden bütün
kişisel kaygılardan uzak kavganın en zorlu görevlerini omuzlamaya koştu. Bir an
bile duraksamaksızın işçiler, gençler ve emekçiler arasında , bu düşüncelerin
propagandasını yaptı ve komünist hareketin gelişip güçlenmesi için inatla çalıştı.
Dahası, konuştuğu her insan üzerinde
silinmez bir etki bırakan, en devrimci düşünceyi temsil etmenin coşkunluğunu ve
güçlülüğünü kendi kişiliğinde yansıtan, arkasından kitleleri sürükleyen ve
yoldaşlarına güven veren bir önderdi Kemal yoldaş. Devrimin bir savaşçısı olarak
sosyalist düşünceleri her insanı
tanımaya çalışıyor, onlara kendi öz davalarını götürmenin coşkusunu yaşıyordu:
Devrimci çalışkanlığı, savaşkanlığı ve düşmana
karşı uzlaşmaz tutumuyla her insanın
gönlünde yer edindi Kemal yoldaş. İkna gücü ve çabuk kaynaşma özelliğiyle,
tanıyan her insanın gönlünde yer eden bir devrimci kişilikti. Birbirlerini anlamada
zorlanan, ve kendi gücüne güveniz sarsılmış olan insanı gerçeğini tanıyıp kaynaşan, sürükleyici
devrimci kişiliğiyle el attığı her insanı etkileyen Kemal yoldaş, mütevazi
yaklaşımlarıyla da gittiği yerde
silinmez etki bırakıyordu. 1970’li yılların
sonralarında işçi ve emekçi halkının
içinde, onu her şeyiyle tanıyıp yaşamaya çalışan , en kıt olanaklar içerisinde
bile mücadele edilebileceğinin canlı bir örneğiydi. Faşist diktatörlüğe ve
sivil faşist çetelere karşı bir çok
eylemin bizzat içinde yer alması, propaganda çalışmalarında olduğu gibi
eylemsel alanda da devrimciliğin en güçlü örneklerini sergilemesi, bu gerçeği
anlatmaktadır.
İşçi
ve emekçilerin güven duyduğu ve ardından
tereddütsüz ilerlediği bir devrimci savaşçı olduğu için, egemen sınıfların hedefi haline
gelmişti Kemal Yazar yoldaş. Nitekim yayın dağıtımı sırasında çıkan bir
çatışmada jandarma kurşununla ağrı yaralanmıştı, ama tün bunlar bunlar onu asla devrim ve
sosyalizm mücadelesinde geri bırakmadı. Aksine düşmanın her saldısında dahada
bilenerek çıktı ve mücadeleye daha
sıkıca sarıldı.
12 eylülde ağır işkencelere marul kaldı
ve TKP-ML Hareketi davasında yargılandı. Önderi Kaypakkaya’nın kızıl direnişçi çizgisini kendisine örnek alan Kemal yoldaş , cezaevinde çıktığında yine devrimci görevlerinin başına koştu. Dağılmış ve darbelenmiş komünist
hareketin toparlanması için gece gündüz demeden
sıkıca çalıştı, küçük- büyük görev ayrımı yapmadan kavganın bir sıra
neferi olarak enerjisini ve yeteneklerini tümüyle devrimin ve örgütün emrine
sundu. Düşmanla defalarca çatışmalara girdi, askeri eylemlerin başında olması
nedeniyle düşmanın sürekli hedefi içinde oldu. Bir dizi
başarılı askere eyleme imza attı.
Güçlü devrimci iradesi ve başladığı işi sonuna kadar götürmede ki
kararlılığıyla, askeri eylemlerin komutanı oldu Kemal yoldaş. Kaldığı ev
sarıldığında elinde silahıyla son kurşununa kadar üssünü korudu ve düşmanın
eline ağır yaralı geçti. Düşmanın her türlü ağır işkencesine karşı önderi İbrahim
Kaypakkaya’nın ; ser verip sır vememe kızıl direniş geleneğiyle yanıt verdi ve düşmana ifade
vermeyerek, işkence susma direniş geleneğini güçlendirdi. Ağır yaralı olmasına
karşın düşmanı işkencehanelerinden yenmesini bildi. İşkencede direnişde olduğu gibi mahkeme de ve
zindan da devrimci direngen tutumuyla da, devrimcilere ve yoldaşlarına
örnek oldu ve gerçek önderliğini burada
da kanıtladı.
Burjuva mahkemeleri yargılayıp cezalandıracakları
somut birşey bulamayınca Kemal yoldaşı bırakmak zorunda kaldı. Tahliye
edilmesinin ardından Kemal yoldaş her
zaman olduğu gibi yine devrimci görevlerinin başına koştu. O , bir devrimcinin alacağı son nefesi
bile, kitleleri devrim için seferber
etmeye harcaması gerektiği inanıyor ve bunun gereklerini yerine getiriyordu.
Kemal Yazar yoldaş
1994 Ekiminde gerçekleşen bir çok
sorunun çözülmeden oportunist bir temelde
yamalı bohça zemininde gerçekleşen MLKP-K’nın kuruluşuna katılmadı
ve ideolojik-politik ve örgütsel ilkeler
bakımından uyumlu olmayacağından dolayı yollarını ayırdı. Tek başına kaldığı
dönemde hem yaşamını çalışarak idame etmeye ve hemde politik gelişmelere karşı
duyarlı davrandı. Hemen her yürüyüş
,gece, anma ve mitinglere katıldı. Başkaları gibi asla köşesine çekilmedi ve
mücadeleye küserek geriye savrulmadı.
Nitekim 21 Ağustos 1995’de KP-İÖ’nün
kuruluşunu duyduğunda yoldaşlarla bağ kurdu ve
süreci izleyerek, tartışarak adım adım sürece dahil oldu ve Şubat 1996
yılından itibaren KP-İÖ’nün MK sorumluluklar üstlendi. Komünist hareketin
yeniden ayağa kalması ve ete kemiğe bürünmesi için tüm enerjisiyle mücadelenin görevlerine
sıkıca sarıldı. Açık ve gizli çalışmaların bir birini güçlendirecek biçimde geliştirilmesi
için canla başla çalıştı. Militan mücadeleci tutumu ve insanlara güven
veren devrimci çizgisiyle Kemal yoldaş, MLKP’nin
baskı, saldırı ve yalanlarına rağmen bir çok kişiyi örgüt çalışmalarına katmayı
başardı. MLKP’nin bitmek bilmeyen komplocu
saldırılarına ve çarpıtılmış
yalan ve palavra yüklü propogandasına karşın, MLKP’lilerle sorunların tartışılarak çözülmesine inanıyordu. Hatta MLKP’nin çeteciliği aratmayan saldırılarını görüp
yaşamasına rağmen, iyiniyetini
korumaktan geri kalmadı. Kemal yoldaş 1996 yılında yurtdışı çalışmaları için
görevlendiril di. Temmuz 1996 yılında yurtdışına çıktı. Kısa zamanda yurtdışı çalışmalarının
toparlanması ve MLKP’nin çeteci saldırılarının
önünün alınmasında önemli bir etki
sağladı. Alibeyköyde bir yoldaşın kaçırılması amaçlı pusu eyleminde,- başka bir
bölgede gelip tesadüf olarak olaya şahit olan yoldaşların- ellerinde bira
şişeleriyle bir grup MLKP’linin Kemal yoldaşında bulunduğu eve gelip yoldaşı « bize
teslim edeceksiniz » yönlü gerici dayatmalarına, Kemal yoldaşın gençleri
ikna etmek için çaba gösterdiğini, bunun
üzerine saldırı amaçlı gelen grubun gevşediği ve geri çekilmeye başladığı
durumda MLKP’li grubun yoldaşların üzerine ateş açarak kaçmaya çalıştıkları durumda,
başka bir bölgede eylemde gelmiş ve tesadüfen olaya tanık olan yoldaşların karanlıkta
korkutmak amacıyla açılan ateş sonucu MLKP’li grupta bir kişinin yaralandığı
olay yaşanmıştır.
Bu olayın baş
sorumluları ve düzenleyicileri, evi kuşatarak yoldaşı kaçırmaya çalışanlar, bir
gün öncesinde ve olay günü yoldaşlara silah kullanan MLKP’liler olmasına
karşın, yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali olay tamamen çarpıtılarak aktarılmış ve dahası
MLKP önderliği « KP-İÖ’lerin MLKP’lilere pusu kurduklarını « yalanını
söyleyerek, gerçekleri çarpıtmaktan geri
kalmadığı gibi , bu olay gerekçesiyle Kemal yoldaşın katledilmesi meşrulaştırılmaya
çalışılmıştır. Kemal yoldaş hakkında ölüm kararı MLKP önderliğince alınmış.
Keza, buna Kemal yoldaşın yurtdışına
çıkmasının bazı MLKP’li suçluları paniğe itmiş olmasını da eklediğimizde, 27
Ağustos 1996 tarihinde faşizmi defalarca dize getirmiş Kemal yoldaş, kariyerist iktidarlarını koruma
kollama amaçlı MLKP önderliğinin
talimatıyla, bedenine onlarca kurşun sıkılarak katledilmiştir.
Kemal Yazar yoldaş
katledileli 12 yıl oldu. Bu 12 yıl içinde Kemal yoldaşa kurşun sıkan ve sıktıranlar
şimdi neredeler ve ne işle meşgul olmaktadırlar ? Ve KP-İÖ yönelik saldırı,
politika yasağı ve Kemal yoldaşın katledilmesi gibi gerici eylemler devrime, sosyalizme
ve MLKP’ye ne kazandırmıştır ? Tüm bunların yanıtlanması gerekiyor. Devrime ve halka zarar
veren, güvensizliği körükleyen ve devrimci tarihi lekelendiren bu türden tutum
ve pratikler sorgulanıp, neden ve niçinlerini açığa çıkarılarak, gerici zihniyetle
hesaplaşılmaz ve yaşananlar mahkum edilmezse, daha çok kirlikler ve mücadeleye
zarar veren tutum ve pratikler yaşanacaktır.
Kemal Yazar yoldaşı hain bir pususunda
katledileli 12 yıl oldu. Bu 12 yıl içinde Kemal yoldaşın hep boşluğunu yaşadık.
Yaşamını örgütü ve sosyalizm davasına adayan
Kemal yazar yoldaş, her daima militan örgütçü ve başladığı işi sonuna kadar götüren kararlılığıyla mücadelemizde yaşayacak ve
KP-İÖ, O’nun yarım bıraktıklarını tamamlama azmiyle ideallerini
bayraklaştıracaktır.
Kemal Yazar Yoldaş Ölümsüzdür !
|
YENİ SAYI. 61. AĞUSTOS . 2008

GÜNGÖRÜNDE HALKA YÖNELEN
BOMBALI SALDIRIYI LANETLİYORUZ
Bombaların patladığı Güngören'de yaşanan gerçek bir insanlık trajedisiydi. Bu
trajedinin altındaki imzayı Maraş'tan, Sivas'tan, faili meçhul cinayetlerden,
köy yakmalardan tanıyoruz.
İstanbul-Güngören'de 27 Temmuz Pazar akşam saatlerinde patlayan bombada şu ana
kadar 18 can aldı. Bazıları ağır 170 civarında da yaralı var.
Güngören, Türk-Kürt, Alevi-Sünni emekçilerin, onlarca yıldan beri iç içe
yaşadıkları tipik bir emekçi semti... Ölenlerin ve yaralananların
kimliklerinden de bu gerçeği görmek mümkün. Hepsi sıcak bir yaz akşamı
serinlemek amacıyla kıytırık bir semt parkında çoluk çocuk yürüyüşe çıkmış
gariban emekçiler... İçlerinde 12-13 yaşlarında gencecik fidanlar da var; genç
anneler, genç babalar, belki henüz ilk torunlarını sevmekte olan ikinci baharın
başlarında kadınlar erkekler de var.
Hiçbir neden ve gerekçenin açıklayamayacağı bir saldırganlık ve kör terördür
Sırf şu tablo bile gerçekleştirilen eylemin, HİÇBİR NEDEN ve GEREKÇENİN
“haklı”, en azından “anlaşılabilir” gösteremeyecek kadar açık ve net bir
biçimde akıldışı, vicdandışı, İNSANLIKDIŞI kör bir terör eylemi olduğunu
göstermeye yeter!..
Hiçbir siyasi, askeri ya da ideolojik neden, masum ve savunmasız insanların
böylesine kalleşçe bir saldırının bilinçli ve planlı hedefi haline
getirilmesinin kılıfı ve bahanesi olamaz!..
Saldırının hemen arkasından, patlayan bombaların barut kokusu daha
dağılmamışken burjuva devletin sözcüleri ve burjuva medya fail olarak hemen
PKK'yi işaret etmeye girişti. Böylesi eylemlerde, hatta sıradan cinayetlerde
bile elde henüz hiçbir maddi kanıt yokken bu kadar hızlı bir tespit ve teşhis
“olağan” bir durum değildir. Bu tür “hızlı” belirlemeler, genellikle peşin
hükümlerin ve çoğu kez önceden amaçlı olarak örgütlenmiş provokasyonların hemen
arkasından sergilenir. Burada asıl amaç ya gerçek nedenleri ve failleri
perdelemek ya da kamuoyunda doğacak insani tepki ve öfkeyi provokasyonun asıl
amacını oluşturan yönde “birilerine karşı” kanalize etmektir.
Bu olayda bir Kürt-Türk çatışmasının, daha somut ifadeyle başta İstanbul olmak
üzere Türkiye'nin metropollerinde yaşayan Kürt emekçilerine karşı yeni bir
şoven histeri dalgasının ve linç kampanyalarının köpürtülmek istendiği açıktır.
Bu yönüyle, Genelkurmay'ın 10 gün önce kamuoyuna yaptığı “Tepki gösterin!”
çağrısıyla birlikte okunmalıdır bu aceleci hedef gösterme ve yönlendirme
çabası...
Masum emekçileri hedef alan böylesine insanlıkdışı bir saldırıyı PKK'nin bazı
birimlerin gerçekleştirmiş olma olasılığı hiç mi yoktur? Elbette bir olasılık
olarak mümkündür! Ama DTP’nin olayı şiddetle mahkum edip lanetlemesi ve
Kongre-Gel in lanetlemesi ve olayın « PKK ile her hangi bir ilişkisi
yoktur » diye açıklama yapması bu eylemi PKK'nin örgütlü birimlerinin yapmış
olma olasılığını şimdilik boşa çıkartıyor.
Türkiye ve Kuzey Kürdistan'daki mücadelenin özellikle şu son birkaç aydır
izlediği seyir, bombalamalar ve nokta operasyonlar biçiminde zaman zaman kısmi
alevlenmeler gösterse bile bunun kendi içinde göreli bir stabilizasyon zeminine
oturmuş olması; öte yandan Ergenekon Operasyonu ve egemenlik
mücadeleisndekılıçlaırn çekilmesi bağlamında AKP'nin kapatılıp kapatılmamasının
bu denli güncelleştiği bir kesitte “PKK adına” böyle bir Kürt halkına
zarar vermekten öteye bir eyleme kalkışılmasının kendi mantığı
içinde bile iler tutar bir yeri ve dayanağı yoktur. Bu kadar kafasızca bir
çıkışın “bir şeylere dikkat çekme ve propaganda” sınırları içinde bile “bir işe
yaraması” şurada dursun; burjuvaziye, rejime ve ordu başta olmak üzere Kürt
düşmanı faşist şovenist ve sosyal şoven çevrelere gündemi ve dikkatleri
istemedikleri konulardan başka yönlere kaydırmak için gökte aradıkları fırsatı
yerde vermekten başka hiçbir anlamı ve sonucunun olmayacağı açık ve ortadadır.
Bu anlamda, böylesi bir kör terör eyleminin Kürt direnişine hizmet etmesi
beklenemez.
|
(34 okuma)
(Devamı... )
|
13. YILINDA KENDİMİZİ YENİLEYEREK İLERLEYECEĞİZ

Ağustos ayı hem 21 Ağustos 1995 KP-İÖ’nün kuruluşunun ilan edilidiği ve hem de 27 Ağustos 1996 yılında MLP önderliğince Kemal Yazar yoldaşın hünharca bir pusada katledildiği aydır. Sevinç ve hüznü Ağustos ayında birlikte yaşadık ve yaşıyoruz. Peki iddia edildiği gibi KP-İÖ hiç bir ideolojik-politik ve örgütsel farklılık olmadığı halde mi MKLP ile yollarını ayırdı? MLKP’nin yalanları ve çarpıtmaları için de KP-İÖ’nün MLKP ile temel ayrılık çizgisini anlama ve ayrım yapmada ve geniş yığınlara gerçekleri taşımada yeterli başarılı olunduğu söylenemez. Hiç bir aklı başında devrimci, durup dururken “kafam bozuldu bende bir örgüt kurayım hafifliği içinde olamaz. Ki bizler asla böyle değildik. Aksine İstesydik ayılığın uygun olduğu koşullarda yollarımızı ayırdık ve böylecede birlik çalışmaları daha baştan boşa çıkmış olurdu. Ama hatalıda olsa bizler zorlu yolu yani birliğin önünü tıkamayan deneme yolunu seçtik. Bunda elbette en büyük zararı gören komunist hareket oldu. İnşa’nın MLKP’nin iç demokrasiyi tükettiği ve sosyalist demokrasi ortadan kaldırarak tasfiyeciliği dayattığı koşullarda geriye yapılacak tek yol kalıyordu oda oportunizme tutum alarak komünist hareketi yeniden ayakları üzerine dikmek için kolları sıvamaktı. Yapılanda bu oldu. Bir grup komünistçe yapılan tamda buydu. KP-İÖ’nün MLKP’de kopuşu geç kalmış ve sosyalist bir kopuştu. Ama gerek iç ve gerkse dış koşullar, kadro yetmezliği, yetişmiş ve zorluklar da geçerek kendisini kanıtlamış öncü kadro sayısının çok sınırlı olması KP-İÖ’nün sosyalist kopuşunu istenen düzeyde ve boyutta ete kemiğe büründürmesini daha baştan zaafa uğratıcı bir durum yarattı. Hata ve yetmezliklerimiz üzerine gereken devrimci değerlendirme ve özeleştiriler yapıldı ve bunlar devrimci kamuoyuyla da paylaşıldı. Sorun KP-İÖ’nün MLKP’de kopuşunun yanlışlığı yada ideolojik-politik ve örgütsel çizgi farklılığının olması değildi. Esas sorun doğru politikalarının pratiğe geçirilmesini sağlayacak yetişkin ve sağlam kadroların olmaması ve olanakların sınırlı olmasaydı. Bu yönüyle KP-İÖ daha doğuştan önemli yetmezlik ve sorunları içinde taşıyan bir durumdaydı. Önderlik yeteneği gelişkin sınırlı sayıdaki yoldaşlar dışındakiler geri ve deneyim sahibi değillerdi. Haliyle mücadele gelişiyor, kadrolara daha çok gereksinim duyuluyordu. Neki bu gelişmeyi kucaklayacak deneyim ve donanıma sahip olmayan ve acemi erlerle ileri ve yüklü görevlerin ileri taşınmaya çalışması ve bu insanların kollektif çalışma ve örgüt bilincinde uzak olmaları daha çalışmaların başında örgütü uğraştırır bir duruma getirdi. Kariyerist ve devrimciliği geçim haline getirme çabası içinde olanların örgüt ortamını zehirlemeye çalıştıklarına tanık olduk. Daha işin başından uzlaşmacı ve faydacı yaklaşımların öne çıkması, örgüt içi ortamın daha fazla zehirlenmesini kışkırtıcı oldu. Bu zaaflı insanların örgüt ortamını zehirlemelerin de bu uzlaşmacılığın önemli etkisi olmuştur.
|
(72 okuma)
(Devamı... )
|
KAFKASYADA SAVAŞ ÇANLARI VE EMPERYALİST KAPIŞMA

Kafkaslar da uzun zamandan bu yana beklenen savaş çanları çalmaya başladı. ABD ile Rus emperyalistleri arasında bölgede süren egemenlik mücadelesi, Gürcistan ve Güney Osetya üzerinde bilek güreşine dönüştü. 8 Ağustos günü Gürcistan birlikleri Güney Osetya'ya işgal harekatını girişti. İki gün süren Güney Osetya’nın işgal girişimi Rusyanın müdahalesiyle kısa sürdü. Gürcistan yönetimi Rusyanın Gürcistan mevzilerini vurması ve Güney Osetya’ya askeri güç aktarmasıyla Gürcistan Güney Osetya'da güçlerini geri çekmek zorunda kaldı. Gürcistan devlet başkanı Saakaşvili Güney Osetya’yı işgal ederek, ABD’nin bölgeye aktif olarak müdahale etmesini ve Rusyanın saldırısında Gürcistanın korunması için Gürcistan’ın NATO ve AB’nin kanatları altına girmesi zorunluluğunu dayatmıştı. Saakaşvili "ABD bölgeye müdahale etsin", "Batı müdahale etsin" çağrıları yapmaktan geri kalmazken, Güney Osetya üzerinde emperyalist kapışmada şimdilik arka bahçesini kimseye bırakmak istemeyen Rusya galip çıkmış oldu. Bilindiği üzere emperyalizmin böl-parçala politikasının hayat bulduğu coğrafyalardan biri de Kafkaslardır. Çeşitli etnik köken ve inançlardan halkların yaşadığı, petrol ve madenleriyle zengin Kafkaslara, Sovyetler Birliğinin yıkılmasıyla birlikte emperyalistler gözlerini dikmişlerdir. Uluslararası tekeller için ham ve bakir topraklar olan bu bölge, yıllardır emperyalistlerin rekabetine sahne oldu. Emperyalistlerin kışkırttığı savaşlarda yüzlerce-binlerce Kafkas halkı katledildi. Emperyalistler, bu pazar alanlarını ele geçirmek için, öncelikle daha baştan kendilerine bağımlı olarak gelişmiş burjuva sınıfların yaratılması uğrunda milliyetçiliği körükleyerek ve bu temelde bölgesel savaşlar çıkartarak, bir yandan burjuvazinin kendi sınıf bilincine sahip olmasını sağlarken, bir yandan da halkları birbirine kırdırıp maddi servetlerini tüketerek ekonomik, politik her konuda emperyalizme muhtaç hale getirerek kendi egemenliğini pekiştirmek istemektedir. Kafkaslar bu noktada milliyetçiliğin körüklendiği, halkların birbirine karşı savaştırıldığı, küçük devletçiklerin kurulduğu, darbelerin, provokasyonların bir birini kovaladığı bir coğrafya haline getirildi. Kafkaslar emperyalizm için önemliydi. Çünkü artık petrolün yeni adresi burasıydı. Bu yüzden Kafkas halkları üzerinde çok çeşitli oyunlar oynandı. Emperyalistlerin planları çerçevesinde bölündü-parçalandı. Ve bugün Kafkaslarda temel olarak; Rusya, ABD ve Avrupa emperyalistlerinin çıkar hesapları sonucu yaşanan çatışmalar gündemdedir. ABD Emperyalizmi; önce bölgeyi çatışmalarla ısıtıp olası müdahalelerin zeminini hazırlamaya çalışırken diğer yandan da, bölgeyle etnik-dini-tarihsel bağları olan Türkiyeyi kullanarak etkinlik kurmaya çalışıyor. Avrupa emperyalizminin yapmak istedikleri de yine bu çerçevededir. Onlar da Türkiyeyi kullanmak için AB üyelik kapısını açmışlardır. Rusya ise bölgede denetimi elinden bırakmak istememektedir. Bu nedenle bugün gündemde olan Güney Osetya üzerinde süren çatışma Rusya için önemlidir.. Bu savaşı Gürcistanın Güney Osetyayı işgal edip denetimi alması hem bölgede ABD ve AB emperyalistlerinin etkisinin yayılması ve hemde bölgede yeni çatışmalar ve isyanların önünü açacaktır. ABD emperyalizmi Ukrayna ve Gürcistan üzerinde etkisini artarırak bölgede Rusyayı kuşatmak istiyor Tüm hesaplar ve çatışmalar bu minvaldedir. Bundan dolayı kışkırtma ve çatışmalar hiç bitmiyor. Kafkas halklarını etnik ve dini temelde küçük parçacıklara ayıran ve parçalar arasında düşmanlığı geliştiren bu güçler ne yazık ki bu politikalarında başarılı oluyorlar.
|
(28 okuma)
(Devamı... )
|
KÜÇÜK BAŞARILAR BÜYÜK BAŞARILARIN HAZIRLAYICISIDIR

İçinden geçmekte olduğumuz süreç bir çok kişi ve akımı derinden sarsıyor ve aynı zamanda önemli bir sınavdan geçiriyor. Uzun bir sürece yayılan ağır baskı, terör ve sömürü koşullarına rağmen kitle mücadelesinde güçlü ve istikrarlı bir gelişimin yaşanmaması, yığın eylemlerinin saman alevi gibi yanıp sönmesi, devrimci saflarda yığınlara olan güvende ciddi aşınmayı ve giderek kendi gücüne güvensizliği körüklüyor. Sorunlara bilimsel bir yaklaşım içinde olamayanlar, devrimci çalışmada kazanım kavramına sığ ve dar bakmaktan kurtulamıyorlar. İçinden geçilen sürecin kendi özgün yanlarını anlama başarısı gösteremeyen ve hemen her dönemde kısa erimde başarı beklentisi içinde olanlar, verili durumun geçici olduğunu anlama başarısı gösteremeyerek kısa dönem başarısı akıntısına kapılarak kendiliğindenciliğin derinliğinde kulaç atıyorlar. Bilindiği üzere devrimci çalışmada kazanım geleceğin kazanılmasının temel taşlarından birini oluşturur. İşbirlikçi tekelci sermaye egemenliğini ve burjuva iktidarına karşı işçi sınıfı ve emekçi yığınların iktidarı alma hedefli mücadelesini geliştirme; bu amaçla işçi ve emekçilerin devrimci örgütlenmeler etrafında toparlanması, böylesi bir çalışmanın ruhu olduğu söylenebilir. Dahası burada kısa dönemli başarı beklentisi anlayışına yer yoktur. Örgütlü devrimci çalışma, sınıf savaşımının güncel sorunlarına ilişkin sözü ve tutumuyla birlikte asıl amaca ; onu oluştura- cak mücadele çizgisi ve yaklaşımına bağlıdır. Toplumsal alanın karmaşık ilişkileri, sorunların karmaşıklaştırılması tehlikesi doğursa da, komünist öncü, sorunları ve sınıf ilişkilerini tüm bağlantıları içinde ve gerekli ayrıştırmalar yaparak , irdeleyerek yoluna devam eder. Mücadele içinde olan bir çok öncü ve devrimci kadro, sempatizan öncü faaliyete karşın örgütsel alanda ve kitle ilişkilerinde ciddiye alınıbilecek bir gelişmenin katedilemediği, işçi ve emekçi ve gençlik saflarında devrimci örgütlenmeye, çalışmaya ve disiplinli bir savaşıma girişmede ciddi sorunlar yaşandığı ve devrime sempati duyanların damlalar gibi büyüyerek dereler, ırmaklar ve okyanuslar oluşturamadığı söyleyerek " kazanım olmadığı" ndan bahsederek hem kendi güçlerine ve hem öncüye ve hem de yığınlara güvensizlik duyarak sorunlara basit ve sıradan bir yaklaşım içinde bakmaktan kurtulamamaktadırlar. Yığınlara yönelik devrimci faaliyet içinde komünist öncü, çalışmanın niteliği ve kazanımları sorununu, faaliyetin esasına ilişkin unsurlardan biri olarak irdelerken, sorunun konuluşunun, çıkarılan sonuçların kazanım hanesine yazılması ve yapılacakların belirlenmesi bakımından önem taşıdığı kuşkusuzdur. Ancak sorunun yukarıdaki türden konuluşu, kazanımlara, biraz hafifletilmiş biçimiyle günün sınırları içinde bakmaktadır. Böylesine dar ve sığ küçük burjuva bir yaklaşım, başarının görülmesini engelleyebilmektedir. Açıktır ki, komünist öncü, işçi sınıfının devrimci dünya görüşü Marksizm -Leninizmi temel yol gösterici alarak, burjuva emperyalist kapitalist sistem içinde, bu ücretli kölelik sistemi tümüyle tasfiyeyi hedef alan bir çalışmayı yaşamın tüm alanlarında yürütmesi günlük olarak birebir ve iste- nilen düzeyde bir sonuç vermez. Ama bu, devrimci çalışmaların en basitinde bile bir kazanım olmadığı anlamına gelmez. Çünkü yapılan hiç bir şey boşa gitmemektedir. Keza günlük sınıflar mücadelesi içinde yer alarak işçi ve emekçilerin taleplerinin savunulması üzerinden kitleleri örgütlemeye çalışmak ta, bu mücadelenin bir yanı olarak burjuva emperyalist ideolojiye karşı mücadele etmek ya da burjuva politikasının her çeşidine karşı mücadele etmek te işçi sınıfı ve emekçi yığınların devrimci iktidar kavgasına atılmalarının olmaz sa olmazlarıdır. Bu devrimci ve sosyalist çalışmada verilen emeğin, harcanan çabanın ve yapılan fedakarlığın birebir karşılık görmesi her zaman olanaklı olmamakla birlikte, toplumsal alanda bunun etkileri bugün ama yarın, bir biçimde mutlaka görülecektir.
|
(34 okuma)
(Devamı... )
|
AKP’YE BALANS AYARI

Mart ayından bu yana devam etmekte olan AKP’nin “ Şeriatçılığın odağı olduğu ve bundan dolayı kapatılmalıdır ” davası nihayetinde 30 Temmuzda sonuçlandı. Anayasa Mahkemesi, AKP'nin kapatılması davasında herkesin kendisine göre yorum yapacağı ama AKP’nin devlet karşısında politik durumunu tartışma gündemine getiren, alternatifsizliklerden dolayı haevet biçiminde bir karar çıktı. Hem nalına hemde mıhına vuran bu karar, AKP’nin generallerle uzlaşması anlaşmasının ardında , emperyalist ve yerli sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendi. Hemen herkesim kararı kendisine göre yorumladı. AKP kapatılmadı ama kapatılma düzeyinde ağır bir balans ayarına uğradı. Haliyle anayasanın AKP’yi cezalandıran ve kırmızı çizgilerin dışına çıkmaması yönüyle ciddi bir şekilde uyuran Anayasa mahkemesinin, “ Şeriatçılığın odağı olduğu” ve parasal kesinti cezası kararı artık AKP’nin başının üzerin de bir demoklesin kılıcı gibi sallanacaktır. Devletin esas sahipleri Generaller ve bürokrasi şimdilik kaydıyla AKP’ye zorunluluklardan dolayı bir fırsat daha tanımıştır. AKP bu fırsatı devletin esas sahipleirnin işaretleri doğrultsunda kendisni konumlandırmadığı durumda AKP’nin ipinin çekileceği ilan edilmiştir. Bu her şeyden önce "herkesin kendisine göre yorumlayacağı » ve varılan sonuçla alınan kararın bir biriyle çelişki taşıdığı bir karar. AKP « laik cumhuriyete karşı şeritaçılığın odağı » ama yinede kapatılmasına şimdilik gerek duyulmuyor. Zaten günümüzde artık muhtıralar bile, zamanlama ve doz olarak yerli ve yabancı tekellerin reaksiyonları gözetilerek verilmıyormu?. TÜSİAD'ından TOBB'una kadar sermayenin hemen bütün kesimlerinin temsilcileri anında bu karara alkış tutular. Arkasından da talep ve beklentilerini dile getirdiler: " Şimdi artık ekonomiye yüklenme zamanı", yani yeni azgın bir sömürü saldırısının zamların, özelleştirmelerin ve hak gaspları dalgasının düğmesine basma zamanı! Ağır bir yara almış ve « şeriatçılığın odağı olduğu » tescilleşmiş bir AKP "Kapatılmadım" diye el çırpıp oynarken, CHP ve laikçi kanat "gerici odak olduğunuz mahkeme kararıyla tescil edildi" tesellisiyle AKP’yi köşeye sıkıştıracak argumanlarını artırmayla avunuyor. Küçük burjuva liberal takımı, "AB kriterleri ve Venedik İlkeleri baskın çıktı" yaklaşımıyla, Kızılelmacı "ulusalcılar" "Cumhuriyet'in zinde kuvvetleri her şeye rağmen hala ayakta" avuntusuyla oyalanabilirler... Anayasa mahkemesinin AKP’yi şimdilik yara bere içinde yola devam etmesi kararı politik, ekonomik, alternatifsizlik vb. gibi bir çok unsuru içeren bir "bütünlüğe" sahiptir. Yukarıda işaret ettiğimiz ekonomik nedenler, toplumsal gerilimleri kızıştıracak reaksiyonlara meydan vermeden her kesimin beklentilerini asgari ölçülerde tatmin dengesinin kurulması yanında, yaşanan parlamenter krizi daha fazla derinleştirmekten başka sonuç doğurmayacak siyasetteki tıkanma ve alternatifsizlik faktörlerinin hepsi birden gözönünde bulundurularak bu karar verilmiştir. Bu balans ayarının geçtiği yolu belirleyen temel unsurlar olarak bunlara tabii, uluslararası etken ve dinamikler, onlardan gelebilecek ekonomik ve siyasi tepkilerin kaldırılamayacak yeni sorunlar üretme olasılığı, özellikle de dünya çapında kabaran bir dalga olarak ciddi bir kriz kapıdayken iplerin ucunun elden iyice kaçması korkusu da eklenmelidir.
|
(33 okuma)
(Devamı... )
|
Alanlardan
 |
|
D. Halkın Birliği
ADRESLER
Merkez Büro
AL-AK Basın Yayıncılık
Merkez Mahallesi Çukur Çeşme Caddesi No 27 kat 3 Gaziosmanpaşa- İstanbul
Tel: 0212.5782269
Yurtdışı: Avrupa Temsilcisi ;Ahmet Bülbül
Nancy FRANSA Tel :0033673074478
Altenbraker str.16 12053 Berlin Almanya
E-Posta İletişim: info@halkinbirligi.net
|
|
|
18 Mayıs ve Kaypakkaya'nın |
|

DİRENİŞ YOLUNDA İLERİ!
|
|
Şu ana kadar 1235895 sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: April 2005
|
|
|